| 2005 Dünya Mimarlık Kongresi İçin Zaman Daralıyor |
Kaynak :
01.12.2002 -
Yapı Dergisi - 253
|
Yazdır
|
|
Ağustos 1999’da çıkan YAPI’nın 213. sayısındaki yazım şöyle başlıyordu: Altı yılın üçü geçti bile… Temmuz’un son haftası nda UIA Berlin Kongresi yapıldı. Hedef İstanbul’dur artık. Önümüzde yaklaşık iki buçuk yıllık bir süre kaldı. Hazırlıklar ne alemde? Ona bir bakalım. Hazırlıkların hangi durumda olduğunu kimsenin tam olarak bildiğini sanmıyorum. Ekim ayı ortalarında, Mimarlar Odası Bursa Şubesi’nin Yapı ve Yaşam Kongresi sırasında YAPI’da zaman zaman kongrelere ilişkin haberler yer alıyor. Bunların önemli bir bölümü Berlin kongresiyle ilgili, bir bölümü de İstanbul’un değiştirilen ana temasını açıklamaktan öteye gitmiyor. Organizasyonun hangi noktada olduğunu gösterir bilgiler hâlâ ortada yok. Pekin sonrasındaki gelişmeleri anımsayalım. “2005 Yılı/İstanbul/Dünya Mimarlık Kongresi ve UIA Genel Kurulu” için evsahipliği sözleşmesi 7 Nisan 2000 günü İstanbul’da imzalanmıştı. Mimarlar Odası yönetimi aynı gün Pera Palas’ta düzenlediği basın toplantısında, “İstanbul 2005 Projesi’ni uluslararası boyutta ‘bir meslek etkinliği’ değil, bir Türkiye Projesi olarak görüyoruz” diyordu. “Buluşmanın boyutu ve niteliği, İstanbul ve erişilecek diğer kentlerde yaratılacak “kültür fırtınası” ve “ekonomik kazanımlar”ın yanısıra, yükümlülüklerin de paylaşılmasını zorunlu ve doğal kılmaktadır. Dolayısıyla İstanbul 2005’in bir ORTAKLAR PROJESİ olarak algılanması, kurgulanması, örgütlenmesi ve uygulanması gerekmektedir”. Yine basın bildirisine göre, ISTANBUL 2005 projesinin ortakları şöyleydi: Evet, o tarihlerde, Dünya mimarlarının İstanbul buluşması böylesine kapsamlı görülüyordu. Dünya mimarlarının İstanbul’a gelmeleri yalnızca mimarlar arası bir buluşma olarak kalmayacak, bir yandan konuklara Türkiye imajı aktarılırken, bir yandan da toplumumuzun “mimarlık” konusunda en iyi şekilde bilinçlendirilmesi fırsatı doğacaktı. Pekin’e, “İstanbul” önerisiyle gidilirken, Mimarlar Odası’nca Devlet ve Hükümet düzeyinde bazı yazılı destekler ve sözler sağlanmıştı. O zamanki Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel UIA Genel Başkanına gönderdiği bir yazılı mesajla, 2005 yılı buluşması için İstanbul’un seçilmesi durumunda Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya mimarlarını en iyi şekilde ağırlayacağını ve 1996’da Habitat II’de olduğu gibi, Kongrenin en başarılı şekilde gerçekleşmesi yönünde devletin tam destek vereceğini bildirmişti. Benzer şekilde T.C. Kültür Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı da Pekin Kongresi öncesinde UIA’nın Paris’teki genel merkezine gönderdikleri destek mektuplarında, dünya mimarlarını 2005 yılında ağırlamaktan duyacakları onuru bildirmişlerdi. Mimarlar Odası yetkililerinin Pekin’deki çabalarının ve bu destek sözlerinin etkisiyle İstanbul, Floransa ve Nagoya gibi aday şehirleri geride bırakarak iki dönem sonraki toplantı yeri olarak seçilmişti. Oda kafilesi Temmuz başında Pekin’den döner dönmez çalışmalara çok hızlı bir şekilde (yani Türk gibi) başlandı. Herkes altı yıllık sürenin, böylesine büyük bir buluşmanın hazırlıkları için ancak yeterli olduğu konusunda fikir birliği halindeydi. Resmî imza prosedürü bile beklenmeden kollar sıvandı. Mimarlar Odası bünyesinde biraz da bu amaçla kurulmuş olan, yanılmıyorsam 15 üyeli bir Uluslararası İlişkiler Komitesi çalışmalarını çok düzgün bir tempoda geliştiriyordu. Benim de üyesi olduğum komitenin o günlerden elimde kalan tutanaklarına ve notlarına baktığımda, 1999’un son aylarında, ciddi bir çabanın sürdürülmüş olduğunu görüyorum. Komite içinden bir grup bir ön hazırlık raporu hazırlamak üzere alt komite olarak ayrıca görevlendirilmişti: Selçuk Batur, Ahmet Sönmez ve ben. Ön rapor hazırlandı, Oda’nın Antalya’daki Danışma Kurulu toplantısına sunuldu ve kabul gördü. Daha sonra, şu anda dahi gerekçesini bilmediğim bir nedenle Uluslararası İlişkiler Komitesi, toplantıya çağırılmaz oldu. Bir gün, Ahmet Sönmez beni Ankara’dan arayarak UIK’nin görevine son verilmiş olduğunu bildirdi. Karar tam bir sürprizdi. Oda aynı oda, yönetim aynı yönetimdi. Oda yönetiminin bizlere bir bildirimde bulunmak gereğini duymayışı, böyle bir inceliği Komite üyelerinden niçin esirgediği kolay anlaşılır gibi değildi. |
Yine notlarıma göre, 2 Aralık 2000 günü Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde, 40 kişinin katılımıyla, “2005 Kongresi Bilimsel Danışma Platformu” adı altında bir toplantı yapmışız. Daha sonra Ankara’da Necdet Teymur’un öncülüğünde kimi çalışmalar yapıldığını duydum. Ne var ki Teymur, 8 Ağustos 2001 günü bana gönderdiği mektubunda “emeklerimin bir işe yaramadığını görerek ümidimi kesip, ayrıldım” diyerek küskünlüğünü dile getiriyordu.
Platform toplantısından bu yana iki yıl geçmiş. Bu sürede, örgütlenme ve hazırlık konusunda neler yapıldığını tam olarak bilmiyorum. Ancak, geçtiğimiz Temmuz ayının son haftasında toplanan UIA Berlin kongresine taşınan bazı hazırlıklara tanık oldum. Oradaki tanıtım sunuşları, 2005 İstanbul Kongresi’nin amaçlanan iddiasıyla bağdaşmayacak düzeyde, sıradan çalışmalardı. Türkiye Berlin’de, gelecek kongrenin evsahibi olarak sesini gerektiği gibi duyuramadı; gücünü, olduğu kadarıyla bile ortaya koyamadı. İstanbul’a ilişkin olarak hazırlanmış tanıtım filminin bile, kongreye katılanlara gösterilmesi sağlanamadı. Şimdi bu işin neresindeyiz? Kongre için yeni bir tema hazırlandığını Berlin’e götürülen broşürlerden öğrendik. Aydan Balamir’in YAPI’nın Ekim sayısında yer alan yazısı da bu konuyu açıklıyor. Yeni tema: UIA 2005 İstanbul – MimarlıkLARın Pazaryeri / Grand Bazaar of ArchitectureS. Temayı açıklayan metin Suha Özkan ve Aydan Balamir tarafından hazırlanmış, hazırlık sırasında Doğan Kuban ve Sait Kozacıoğlu’nun katkıları alınmış. Odaca yeni bir Bilimsel Platform kurulmuş olduğunu, yine Balamir’in yazısından öğrendik (Kongre Raportörlüğü görevinin Suha Özkan’a verildiğini daha önce kendisinden öğrenmiştim). Bütün bunlar kongrenin bilimsel yanıyla ilgili ve kongrenin yalnızca bir boyutunu oluşturuyor. Bunların dışında, kongrenin genel örgütlenmesi, finansmanı, sponsorlar sağlanması, iç ve dış tanıtım, ticari sergi, konukların barındırılması, düzenlenecek turlar, törenler, davetler, sergiler ve yüzlerce ayrıntı sözkonusu… Bu işler için açılan ihaleye davet edilen turizm firmaları, öneri vermeyi reddetmişler. Şimdi ihalenin yeniden düzenlenmesi sözkonusu. Anlaşılan şu: Organizasyon için yapılması gereken işler dağ gibi duruyor. 2005 İstanbul Kongresi bir Türkiye projesi olarak ele alınacaksa -ki öyle olmalıdır- örgütlenmeyi Mimarlar Odası’nın kendi içine kapanarak kotarmaya çalışmasından daha büyük bir hata olamaz. Bugüne kadar gördüğümüz kadarıyla, Mimarlar Odası Kongre’ye ilişkin sorunların çözümü için gerekli katılımcı birliktelikleri oluşturamamıştır. Sorunları üyeleriyle bile paylaşmamaktadır. Odanın Şubeleri devrede değildir. Öteki meslek odaları, öteki mimarlık kuruluşları, ilgili sivil toplum örgütleri, üniversiteler, mimarlık okulları, bakanlıklar, ilgili belediyeler konunun dışındadır. Bırakın genel medyayı, mimarlık basını bile işin uzağındadır. Yurtdışı ilişkilerin hangi düzeyde olduğunu düşünmek bile istemiyorum. Odanın parasal sorunları olduğunu, UIA’ya taahhüt edilmiş olan tutarları bile ödemekte zorlandığını duyuyoruz. Parasal sorunun aşılması belki de sorunların en kolayıdır; o da yine doğru örgütlenmeye bağlıdır. Berlin’in, bütün maddi olanaklarına karşın çok da başarılı bir kongre düzenleyemediğini biliyoruz. Bunu, bize mazeret oluşturmaması için bugüne değin dile getirmekten özenle kaçınmıştım. Artık, söylemek gerekiyor. Hazırlıkları iyi yapılmadığı için, beklenen 8 bin kişi yerine 4 bin kişinin katılımıyla gerçekleşen Berlin Kongresi UIA’nın başarısız kongrelerinden biri olarak anılacaktır. Alman Mimarlar Odası’nın bu işten 2 milyon dolar zarar ettiği söylentilerini anımsatalım. Anımsanması gereken başka bir örnek, UIA 1990 Montreal Kongresidir. Bu kongre nedeniyle büyük parasal kayıplara uğrayan Kanadalılar UIA’ya karşı yükümlülüklerini yerine getiremedikleri için kendilerine kolaylık gösterilmesini ve üyeliklerinin dondurulmasını istemişlerdi. İstanbul Kongresi’nin sorunları dağ gibi… Bunlar yalnızca parayla da ilgili değil. Örneğin, pek çok üstünlüklere sahip olan İstanbul’un özellikle kongre altyapısı konusunda ciddi dezavantajları olduğu ortaya çıkıyor. İstanbul, açılış ve kapanış oturumlarının yapılabileceği hiç değilse 5 bin kişilik bir salona bile sahip değil. Umutların bağlandığı, yapımı sürüncemedeki İstanbul Kongre ve Kültür Merkezi’nin 2005’e yetiştirilemeyeceği artık biliniyor. Lütfi Kırdar Kongre Salonu ise yalnızca 2 bin kişilik. Abdi İpekçi Spor Salonu’ndan, Açıkhava Tiyatrosu’ndan ya da başka alternatiflerden yararlanmak hiç de kolay görünmüyor. Ayrıca, İstanbul’da yapılmasına karar verilen Formula 1 otomobil yarışının tarihi de Temmuz 2005. İki büyük etkinliğin çakışmasının neler getirip götüreceği üzerinde de ciddi bir şekilde düşünülmesi gerekiyor. Görüldüğü gibi, durum zor. Zaman daralıyor. Artık dakikalar bile önemli. Yazdıklarımın, bir eleştiri olarak değil de, yaşamını profesyonel organizasyonlar içinde geçirmiş bir kişinin deneyimlerine dayalı kaygı ve uyarıları şeklinde algılanmasını dilerim. |

