2008’in Ardından Bir Ufuk Turu Kaynak : 01.01.2009 - Yapı Dergisi - 326 | Yazdır

 EKONOMİK DURUM

2008’e küresel finans bunalımı damgasını vurdu. Finansal alanda başlayan bunalımın reel sektörü de etkilemeye başladığı görülüyor. ABD’de liberal ekonomi döngüsünde, “mortgage” kredilerinin istismarıyla başlayan bunalım, başta Avrupa ve Japonya olmak üzere dalga dalga bütün dünyayı sarıyor. Aslında bunalım 2007’nin ortalarından itibaren “geliyorum” diyordu. Ülkemizde 2007’de gayrimenkul satışlarıyla zirvede olan inşaat kesimi yıl sonuna doğru yavaşlamıştı. Bilindiği gibi bir ekonomik bunalımın etkileri ilkin inşaat kesiminde görülüyor; bunalımdan en son çıkan da yine inşaat kesimi oluyor.

2008’in üçüncü çeyreğinde ekonomik büyüme yüzde 0.5’e düştü. İnşaat kesimi ise ilk 9 ayın sonunda yüzde 1,1’lik bir daralma gösteriyor.

Türkiye ekonomik bunalımlar konusunda deneyimlidir. Ancak bu kez bunalım küresel… Ve, dünyanın 17. büyük ekonomisine sahip Türkiye artık küresel çalkantılardan çokça etkileniyor. Bunalıma büyük bir dış borç yüküyle yakalandığımızı da ekleyelim.

Bunalımdan çıkış umutları konusunda rivayet muhtelif. Başbakan krizin bizi teğet geçeceğini ileri sürerek moralleri dik tutmaya çalışıyor.

Ancak bu söylemle durumun geçiştirilemeyeceği açık… Bunalımı yönetebilmek ve az hasarla atlatabilmek için zorunlu olan ekonomik program ortada yok. Alındığı söylenen önlemler konusunda da kaygılar var. Hükümet daha çok, 29 Mart 2009’da yapılacak yerel seçimlere kenetlenmiş durumda… Şimdilik yalnızca -kendi açısından- oy oranını korumanın gereğini yapmaya çalışıyor.

Seçimlere TÜİK belirlemeleri sonucu bir önceki yıla göre 6 milyon dolayında artmış seçmenle giriyoruz. Bir yılda 6 milyon seçmen artışına kimse akıl erdiremese de durum böyle…

Türkiye’nin yüksek nüfusunun avantaj mı, dezavantaj mı olduğu tartışılırken Başbakan, “Her aileye üç çocuk” söylemini ısrarla sürdürüyor. Türkiye dünya ülkeleri arasında en büyük 17. ekonomiye sahip, ancak ulusal gelir 71 milyonluk nüfusa bölündüğünde, gelir dağılımında iyice gerilere düşüyor. Ayrıca gelir dağılımındaki eşitsizlik de çok büyük ve her geçen gün dengesizlik alt gelir gruplarının aleyhine büyüyor. Eğitimdeki darboğazların yanısıra işsizlik, özellikle de genç nüfus işsizliği giderek artıyor. İşsizlik oranı Eylül 2008’de genelde yüzde 10,3’e, genç nüfusta yüzde 20,1’e yükseldi. İşsiz sayısı bir yılda 300 bin kişilik artışla 2.548.000’e çıktı. Öte yandan, yüksek nüfusun, Türkiye’nin, karşılıksız aşkı Avrupa Birliği’ne tam üyeliği için de AB üyesi ülkelerce ciddi bir engel olarak görüldüğü açık.

Megakent İstanbul’un nüfusuna gelince… Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun 2008’de sonuçlandırdığı “Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi” araştırmasına göre İstanbul nüfusu 12.573.836 olarak belirlendi. Bilindiği gibi başta İstanbul olmak üzere bütün büyük şehirlerimiz nüfus artışı ve kentleşmenin ağır baskısı altında boğuluyor.

2008 başında Hükümet, İstanbul’u uluslararası bir finans merkezi yapma konusunda kimi girişimlerde bulunmuştu. T.C. Merkez Bankası ile Halkbank ve Vakıflar Bankası gibi kamu bankalarının merkezlerini başkentten İstanbul’a taşımak üzere ilk adımlar atıldı ve Ataşehir’de bu amaçla gerekli imar planı düzenlemeleri yapıldı. Özerk T.C. Merkez Bankası bu taşınmaya karşı çıksa da özerkliğin, daha önce birçok örnekte görüldüğü gibi, AKP iktidarının kararını değiştirmeyeceği açık.

Hükümet’in başka bir ısrarı 2B Orman Arazileri yasasının yeniden çıkarılması ve Kamu İhale Yasası’nın değiştirilmesi üzerinde oldu.

AKP, “2B” olarak adlandırılan, orman niteliğini yitirmiş Hazine arazilerinin satışında ısrarlı. Çoğu, işgalcilere satılması tasarlanan, 473.000 ha.lık arazilerden Hükümet 25 milyar dolarlık bir gelir bekliyor. Ancak ne var ki, önceki cumhurbaşkanınca veto edilmiş olan yasa iktidarın çabalarına karşın 2008 yılı içinde yeniden düzenlenip çıkarılamadı.

Kamu İhale Yasası ise çıkarıldığı 2002 yılından beri orasından burasından çekiştiriliyor. İyi niyetlerle, doğru ilkelerle hazırlanmış ve yetkileri özerk Kamu İhale Kurulu’na verilmiş olan, böylece çıkar gruplarının önünü tıkayan yasadan kurtulmanın yollarını iktidar sürekli olarak aradı. İktidara ve ona bağlı kurumlara dilediğince kullanabilecekleri bir hareket alanı yaratabilmek uğruna, ihale mevzuatı 2002’den bu yana 17 kez değiştirildi.

Yılın son günlerinde Hükümet’in yepyeni bir buluşunu son dakika haberi olarak verelim: Hükümet, kamu binalarının Araplar’a satılması, sonra da onlardan kiralanmasının hazırlıkları içinde… Ne buluş değil mi?.. Görüldüğü gibi, satılacak kurum ve tesis kalmasa dahi çözümler tükenmiyor(!)

PLANLAMA-İMAR

2008 başında YAPI’nın Ocak sayısında yaptığımız ufuk turunda yazıyı şöyle bitirmişim: “Ülkemizde şehirciliğe, mimarlığa siyasetçiler egemen… Şehirlerimizin geleceğini ve görünümünü ne yazık ki onların bilgi ve görgü düzeyi belirliyor.”

2008’de durum değişti mi?… Hayır… Kemikleşmiş anlayışlar kolay değişmiyor. İmar haklarını paraya dönüştürme hırsı doğrultusunda plan değişiklikleri ve yoğun yapılaşma sürüp gidiyor. Çağımızda egemen güç para… Her şeyi etkileme gücü var.

Yıl ortalarında Başbakan’la medya patronu Aydın Doğan arasında patlayan çatışma bile “imar” odaklıydı. Başbakan, Aydın Doğan’ı ve medyasını çıkar uğruna, iktidar aleyhine yayın yapmakla suçluyordu. Doğan’ın, özelleştirme kapsamında aldığı İstanbul Hilton Oteli arazisinde yoğun bir yapılaşma için plan değişikliği istemi, iktidar güdümündeki belediyece onaylanmamıştı. Başbakan, Aydın Doğan medyasının muhalefetinin buradan kaynaklandığını ileri sürüyordu. Öfke dolu polemik, ülke gündemini uzun süre işgal etti. Şimdi, anılan yayınların dozu ve çatışma durulmuş görülüyor. İstanbul Hilton arazisine ilişkin imar durumunun ne olacağını bekleyip görelim.

Planlama yağması 2008’de de sürüp gitti: Gökdelen alanlarına dönüştürülen yeşil alanlar… Emsal değişiklikleriyle artırılan yapılaşma yoğunlukları… Emsale katılmayan, sıfır kotu altındaki inşaat alanlarıyla emsali ikiye, üçe katlamalar… Korunması gerekli yapıların yıkılmasına, yok edilmesine göz yummalar… Bütün bunlar belediyelerin normal ve vazgeçilmez doğal uğraşı alanları haline geldi. Bu uygulamalara karşı meslek odalarının açtığı sayısız davalar var. Zaman zaman bu davaların sonuçları belediyeleri, hattâ Başbakan’ı bile kızdırıyor. Başbakan eleştirilerinden ve engellemelerinden dolayı Mimarlar Odası’nı komünistlikle suçlayacak kadar ileri gitti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da bu tür tepkileri “tekere çomak sokmak” olarak yorumladı. Çomak sokulan teker İETT’nin 4. Levent’teki eski otobüs garajı arazisinin satışıydı. Arazi, kurallara aykırı olarak Dubaili bir gruba Belediye’nin de ortak olacağı bir sistemle devredilmek istenmiş, oluşan tepkiler nedeniyle, bundan vazgeçilerek daha sonra satış için ihaleye çıkarılmıştı.

İhaleyi kazanan Sama Dubai şirketi, araziye ilişkin olarak süren davaları bahane ederek gerekli ödemeyi yapmadığı halde Belediye, grubun 34.5 milyon YTL’lik teminatını yakmamıştı. Satış işlemi aradan geçen 21 aylık süreye karşın kurallara aykırı olarak hâlâ askıda tutulmaktaydı. Buna karşılık benzer statüdeki, Zincirlikuyu Karayolları arazisini alan Zorlu Grubu gerekli ödemeyi yapmıştı.

İstanbul Metropoliten Planlama Merkezi (İMP)’nin hazırladığı Çevre Düzeni Planı, meslek odalarınca açılan dava sonucu iptal edildi. Kuşadası plan değişikliği ve Bodrum imar planları yine aynı şekilde açılan davalarda durduruldu. Kartal Kentsel Dönüşüm projesi, Galataport ve Haydarpaşa projeleri de davalık…

Görüldüğü gibi, belediyeler plan yapmak yerine plan değişikliği yapmayı seviyorlar. Merkezi yönetim de onları bu yolda yüreklendirmekten geri kalmıyor. Örnekler çok …

Kadıköy’deki “Salı Pazarı” alanı Büyükşehir Belediyesi’nce, yap-işlet-devret yöntemiyle 30 yıllığına, Taşyapı İnşaat’ın kurduğu iki aylık bir şirkete devredilmişti. Yıllar öncesinin önemli mesire yerlerinden biri olan ünlü Kuşdili Çayırı böylece yok ediliyor.

Yeşil alan, yapılaşarak “Kuşdili Pazar Alışveriş ve Eğlence Merkezi” olacak.

Yine Kadıköy’de Moda sahil yolu üzerinde ayrıcalıklı olarak arsızca yükselen yeni bir “Gökkafes” var: Corner Otel.

İstanbul’un renklerinden biri olan Sulukule, “soylulaştırma” kurbanı oldu. Belediye’nin projesine göre Sulukule semti yenilenecek; ancak burada yapılacak evlerde Sulukuleliler oturmayacaklar, 38 km. uzaklıktaki Taşoluk’a gidecekler. Homojen bir kültüre ve kendine özgü bir yaşam biçimine sahip Romanlara uygulanan çağdışı bir çeşit zorunlu göç bu.

Kemirmeler yalnızca bunlardan ibaret değil; Ankara’da da sürüyor: Atatürk Orman Çiftliği’nden 258 bin m2’lik bir bölüm spor tesisleri yapılmak üzere Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne devredildi.

Bir başka yağma da, yalnızca yeşil alanların değil, arsalarının başka amaçlarla kullanılması uğruna tarihsel varlıkların yok edilmesiyle sürdürülüyor. Yılın başında İstanbul Sultanahmet’te Bizans Sarayı kalıntıları üzerine yapılmak istenen otelin tartışmaları gündeme geldi. Eski cezaevinin otele dönüştürülmesi, yatırımcıya yeterli olmamıştı; şimdi sıra, arkeolojik envanteri tamamlanmamış bir bölgede Bizans Sarayı kalıntıları üzerinde yeni bir yapıyla otelin büyütülmesine gelmişti. Yılın son günlerinde de Milliyet gazetesi Beşiktaş’taki, erken Cumhuriyet dönemi endüstriyel mimarlık örneği yapılardan Austro-Türk Tütün Deposu’nun yıkılması olayını kamuoyu gündemine taşıdı. Aslında, YAPI dergisi 317. sayısında (1) bir dosya konusu olarak bu çarpıklığa dikkat çekmişti. Söz konusu her iki uygulamanın da Koruma Kurulu kararlarıyla gerçekleştirilmeye çalışılması kara mizah gibi…

Başka örnekler de var: Mecidiyeköy’deki eski Tekel Likör Fabrikası arsası, TOKİ tarafından, gelir paylaşımı anlaşmasıyla bir ortak girişime verildi. Orada da, erken Cumhuriyet dönemi mirası, yabancı literatürde de yer almış seçkin bir modern mimarlık örneği olan, ünlü Fransız mimar Robert Mallet-Stevens’in yapısı fabrikanın yıkılmasıyla yerine kule rezidanslar yapılması amaçlanıyor. Kadıköy-Göztepe’de de Emin Onat’ın yapısı Hâzik Ziyal villası da yine ranta kurban edildi.

Kıyımdan antik yerleşmeler de payını alıyor. Neyse ki kamuoyunun duyarlı tepkileri bu alanların yok edilmesini erteletebiliyor. Tarihin en ünlü sağlık kenti Allianoi ve dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden Hasankeyf bu karşıkoymalar sonucu dış finansmanın durması nedeniyle baraj sularının altında kalmaktan -şimdilik- kurtulabildi.

Özetlersek, iktidar kamu arsalarını, yoğunlaştırılmış imar durumlarıyla taçlandırarak satıyor. Duruma göre kimi zaman da önce satılıp sonra taçlandırılıyor. Şehirlerin bilim dışı kararlarla giderek daha yoğunlaşması, karakterini, kimliğini yitirmesi, ulaşımının ve altyapısının içinden çıkılmaz hale gelmesi yöneticilerin umurunda değil. Tek amaç: Para…

Bu tür uygulamalarla devlet arazi spekülatörü konumuna getirildi. Üstelik kamu arazilerinde plan değişikliği yapma yetkisini belediyelerin tekelinden çıkarıp çeşitli kamu kuruluşlarına yaygınlaştırarak… Başta TOKİ, kimi kamu kurumları sahibi oldukları arazilerin imar planlarını diledikleri doğrultuda değiştirmekte özgürler. Şehir planlarına aykırı olsa bile bu yetkiye sahipler. Tam bir planlama karmaşası…

ULAŞIM

Ülkemizde hâlâ yüzde 90’lar oranında karayolu taşımacılığı egemen. Demiryollarının dışlanmışlığı sürüyor. Atatürk döneminde yapılan 4075 km. demiryoluna, sonraki 70 yılda ancak 1510 km. ekleyebilmişiz. Şu anda, kamu yatırımları, “duble yol” dedikleri bölünmüş karayollarında yoğunlaşıyor. Hükümet bir yandan da köprü ve otoyolların özelleştirilmesi için yasa hazırlığı çabasında.

İstanbul’a gelince, Marmaray’da ve metro yapımında büyük gecikme var. Marmaray’ın ne zaman hizmete girebileceği belli değil. Üstelik çalışmalar, banliyö hatlarının da kapatılmasına neden oldu.

Şehiriçi yollarda büyük umutlarla sürdürülen altgeçit çalışmaları bitirildi, ancak ciddi bir rahatlama sağlanamadı. “7 Tepeye 7 Tünel” projesinde ise henüz bitirilen tünel yok.

Metrobüs’te Avcılar-Zincirlikuyu arası tamamlandı. Hattın Zincirlikuyu’dan Boğaziçi Köprüsü’nü geçerek Kadıköy’de Söğütlüçeşme’ye kadar uzatılması çalışmaları sürüyor. Bitirilen bölümde trafikte rahatlama görüldü; ancak Hollanda’dan ithal edildiği belirtilen gerçek metrobüs araçları hâlâ depoda bekletiliyor, nedense bir türlü sefere sokulmuyor.

3. Boğaz Köprüsü yapımı tartışmaları da alışılageldiği üzere, yine bütün yıl sürdü.

DIŞTA VE İÇTE MİMARLIK ETKİNLİKLERİ

2008 yılı bazı bakımlardan özel bir yıldı. Türkiye’de mimarlık örgütlenmesinin 100. yıldönümüydü. İlk mimarlık örgütü, 18 Eylül 1908’de Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti adıyla, 21 üyeyle kurulmuştu. Yine 2008, Türk mimarlığında çok önemli yeri olan iki mimarın, Emin Onat ve Sedad Hakkı Eldem’in 100. doğum yıllarına rastlıyordu.

Mimarlar Odası’nın düzenlediği törenlerde örgütlenmenin 100. yılı kutlanırken, Oda’nın 1 numaralı üyesi Ord. Prof. Dr. Emin Onat ve ünlü mimar Prof. Sedad H. Eldem de “100. yılda İki Mimar Sempozyumu”yla anıldı. Etkinlik Mimarlar Odası, İTÜ ve YTÜ Mimarlık Fakültelelerince birlikte gerçekleştirildi. Ayrıca, MSGSÜ Sedad H. Eldem’i anmak üzere bir sempozyum düzenledi.

1968’de kurulan ve yaygın etkinlikleriyle Yapı Sektörünün merkezine yerleşen Yapı-Endüstri Merkezi (YEM), kuruluşunun 40. yıldönümü Fulya’daki yeni yerinde iki güne yayılan (8 ve 10 Nisan) törenlerle şenlik havasında kutladı. 40. yıl için hazırlanan “Yapının Merkezinde 40 Yıl” adlı kitap yalnızca YEM’in değil, Türk Yapı Sektörü’nün de tarihine ışık tutan bir belgesel niteliğinde.

YEM’in üyesi olduğu Uluslararası Yapı Merkezleri Birliği (UICB)’nin genel kurulu, ona ilişkin uluslararası bir konferansla birlikte İstanbul’da düzenlendi ve birliğin 50. kuruluş yıldönümü de yine YEM’in yeni etkinlik merkezinde kutlandı.

Torino’da yer alan UIA Dünya Mimarlık Kongresi, Venedik Mimarlık Bienali, San Francisco Mimarlık ve Kent Festivali, Barcelona’daki World Architectural Festival (WAF) yılın önemli uluslararası mimarlık etkinlikleriydi. Bu etkinlikler çeşitli ülkelerden mimarların bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunmalarına platform oluşturdu, sergiler ve ödüllerle desteklendi. Torino’daki Genel Kurul’da Günhan Danışman UIA Konseyine asil üye seçildi.

WAF, sunuş ve toplantılarıyla, sergileri ve yarışmalarıyla ciddi bir etkinlikti. 722 projenin katıldığı yarışmada ön elemeleri aşan 224 proje çeşitli ülkelerden gelen jüri üyelerince 17 katagoride değerlendirildi. Suha Özkan ve Doğan Hasol jüri üyesi olarak görev aldılar. YAPI’ nın Aralık sayısında kısaca tanıtılan ödüllü projeler zaman içinde daha geniş bir şekilde sunulacak.

Yine yılın en önemli mimarlık arenalarından biri Pekin Olimpiyatlarıydı. Pekin yalnızca, dünya sporcularının yarıştıkları bir arena olmanın ötesinde, ünlü mimarların da yapıtlarıyla adeta gövde gösterisi yaptıkları bir platform oldu. Bilindiği gibi dört yılda bir yinelenen olimpiyatlar mimarlığa geniş bir alan sağlıyor. 1964 Tokyo Olimpiyatları Kenzo Tange’nin, 1972 Münih Olimpiyatları Günter Behnisch ve Frei Otto’nun yapıtlarıyla öne çıkmıştı. 2008 Pekin Olimpiyatları’nın en gözde yapısı ise Herzog&de Meuron’un yapıtı Olimpiyat Stadı “Kuş Yuvası” oldu. Ayrıca elektronik olanaklarla mimariyi buluşturan çarpıcı örnekler de Pekin Olimpiyatları’nın dikkate değer yapıtlarını oluşturdu. 2012 Olimpiyat Oyunları için Londra Olimpiyat Köyü hazırlıklarının ise küresel ekonomik bunalım nedeniyle durma noktasına geldiği bildiriliyor.

Dünya ve Türkiye, mimarlık üretimi açısından da hareketli bir yıl geçirdi. Küreselleşme, olumlu ve olumsuz yanlarıyla bütün dünyaya yayılıyor. Tüketim ekonomisinin de bunda önemli bir payı var. Türkiye’de son yıllarda yaşanan AVM furyası bunun bir göstergesidir. 2001’de ülkemizde 14 olan AVM sayısı 2008’de 220’ye ulaştı; 110 AVM de yapım aşamasında.

Avrupa’da nüfus artışındaki duraklama nedeniyle konut yapımı son yıllarda iyice yavaşlamış durumda. Bunun yerini büyük kamusal ve ticari yapılar, kültür, spor ve gösteri yapıları almış bulunuyor. Bu gelişmeler içinde büyük programlarla yapıların boyutları giderek büyüyor. Bilgisayar desteği ve yeni teknolojiler tasarıma yeni olanaklar sağlıyor.

Bizde konut yapımı kısa bir süre öncesine kadar doludizgin gidiyordu: toplumu ayrıştıran dışa kapalı siteler, kule rezidanslar, yazlık yörelerde ikinci konutlar vb…

Bu tür konutların sözümona “batılı yaşam”ı çağrıştıran tuhaf adlandırmaları sürüp gidiyor. İşte kimi örnekler: Dumankaya Vizyon, Sapphire, Oksizen, Dilman Towers, Anthill, Folkart Narlıdere, Folkart Mavişehir, Elysium Fantastic, L’Ist İstinye, Ottomanors, Gardens of Babylon, Trump Tower Şişli, Checklife, Levent Loft Bahçe, Selenium Twins, Royal Residance, Dream Village…

Tam, “dam üstünde saksağan!” (2)

Özel kesimin yaptıkları arasında iyi mimarlık örnekleri bulunmasına karşılık TOKİ, 50 yıl kadar önce Avrupa’nın uyguladığı, sonra da yıkımla sonuçlandırdığı bayatlamış örneklerle yoluna devam ediyor. Ülkede mimarlığın gelişmesinde öncü rolü üstlenmesi gereken kimi bakanlıklar ve kamu kurumları da, sözümona Selçuk ve Osmanlı tarzını, taklitle diriltme çabası içinde. Bu yoz anlayışın örneklerini ülkenin çeşitli yerlerinde yapılmakta olan adalet saraylarında görmek mümkün. “Büyüteç”te bunlardan örnekler verdik. İstanbul Serbest Mimarlar Derneği de yoz yapılaşmayı 2007 sonunda hazırladığı “Binalar Konuşunca Mimarlık Susar” sergisiyle gözler önüne sermeyi denedi.

Ekoloji konusu ülkemizde de mimarlığın sözlüğüne giderek yerleşiyor. Ekolojik mimarlık, kimi eko-yapı denemelerinin yanısıra, yayınlar, konferans ve sempozyumlarla desteklendi.

Yılın Mimarlık Sergileri

Osmanlı Bankası Galerisi’nde açılan “Sedad H. Eldem I: Gençlik Yılları Sergisi”de önemli bir etkinlikti. Mimarlar Odası’nca, 1 no.lu üyesi Ord. Prof. Dr. Emin Onat için hazırlanan sergi de 25 Aralık – 23 Ocak tarihleri arasında ziyarete açık kalacak.

Şevki Vanlı’nın girişim ve çabalarıyla Ş.V. Mimarlık Vakfı’nca hazırlanan bir mimarlık sergisi 4-10 Eylül arasında Moskova’da “Türk Kültür Yılı” kapsamında yer aldı. Ne yazık ki, mimarlık gönüllüsü değerli mimar Şevki Vanlı’yı 28 Temmuz akşamı yitirdiğimiz için kendisi bu serginin açılışını göremedi.

Torino Dünya Mimarlık Kongresi’ne Mimarlar Odası ve World Architecture Community örgütlemesiyle Türkiye’den mimarlık sergileri götürüldü.

Tabanlıoğlu Mimarlık’ın gerçekleştirdiği projelerden bir bölümünü 20 Kasım-22 Aralık arasında Londra’da RIBA’da sergilemesi ve bunu yayımladığı bir kitap ve sergi broşürüyle desteklemesi ülkemiz adına önemli bir olaydı.

Yılın Bazı Mimarlık Ödülleri:

Pritzker: Jean Nouvel

UIA Altın Madalyası: Teodoro Gonzalez de Léon

AIA (2009) Ödülü: Glenn Murcutt

RIBA Royal Gold Medal (2009): Alvaro Siza

RIBA Lubetkin Ödülü: Gianni Botsford Architects

11. Venedik Bienali Altın Aslan Ödülü: Polonya Pavyonu

Yaşam Boyu Başarı Ödülü: Frank O. Gehry

WAF Büyük Ödülü: Grafton Architects

40 Yaşın Altında Gelecek Vaat Eden 40 Mimardan Biri: Melkân Gürsel Tabanlıoğlu

World Architecture Community: Has Mimarlık (EkoYapı ödüle değer görülen uluslararası 20 projeden biri oldu)

AR Awards for Emerging Architecture; Övgüye Değer (Commended) projeler arasında: Emre Arolat Architects

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü: Turgut Cansever

Kültür ve Turizm Bakanlığı Koruma Onur Ödülü: Doğan Kuban

Mimarlar Odası Ulusal Mimarlık Ödülleri Büyük Ödül: Ziya Tanalı

Mimarlığa Katkı Ödülleri: Jale Erzen, Mimarlar Derneği 1927

YEM Medya Onur Ödülü: Doğan Hızlan

YEM Medya Jüri Özel Ödülü: Melih Aşık ve Yalçın Bayer

YEM Mimarın İlk Yapısı Ödülü: Boğaçhan Dündaralp (NP12 Evleri ile)

Sinan Omacan (Çatalhöyük Koruganı ile)

YEM Mimari Tasarım Ödülleri: Abdi Güzer (ODTÜ, MATPUM Binası ile) Gül Güven (Beysukent’te Konut ile)

Kenan Geyran (Akfırat Belediye Binası ile)

Ercan Çoban, Suzan Esirgen, Süleyman Bayrak, Ahmet Yertutan (Esenboğa Havalimanı ile) Onur Özsoy, Yüksel Öztürk, Kıvanç Gürtaş (L Binası ile)

Altın Çekül Yapı Ürün Ödülü: Çimsa Çimento San. ve Tic. A.Ş. (ISIDAÇ 40-Kalsiyum Aluminatlı Çimento ile)

Arkitera Genç Mimar Ödülü: Alişan Çırakoğlu

Arkitera İşveren Ödülü: Galata A.Ş. (Ali Hoca 6 Yenileme Projesi ile)

***

Bu yazıyı 2008 yılı içinde YAPI Dergisi’nde ve yapi.com.tr’de çıkan haber ve yazılardan yararlanarak hazırladım. Ayrıntılı bilgi sağlamak isteyenler o kaynaklardan yararlanabilirler.

İyi bir yıl dileğiyle…

Notlar

1.B. Şişmanyazıcı, 2010 Kültür Başkentliğinde Kültürsüzleşmeye Doğru, YAPI 317, s.36, Nisan 2008.
2.Bunları Milliyet’in 13 Aralık 2008 günlü Emlak ekinden derledim. Ay. Bkz. D. Hasol, Konut Alacaksanız Yabancı Dil Bilmeniz Gerek, YAPI 320, s.42, Ağustos 2008.