Cahil Kadrolaşma Öldürür Kaynak : 08.01.2009 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Yeni yıla girerken pırıl pırıl 7 üniversiteli gencimizi cahilliğe, çıkarcılığa kurban verdik. Bir yanda üniversite, bir yanda kurumsal cahillik…

21. yüzyılın başında ülkemiz yönetimine yazık ki cahillik egemen. Geçenlerde televizyonda yansıtılan bir konuşmasında Başbakan, “ayakların başları yönettiği bir yerde kıyamet kopar” diyordu. Çok doğru! Örneklerini her gün yaşayarak görüyoruz. En kritik görevlere bile çoğu kez işten anlamayan, gerici özellikleri olan kişiler getiriliyor. Siyasal iktidar, tercihini “bizden olan-olmayan” değerlendirmesiyle kullanıyor.

İşte, Ankara’da 7 genci öldüren doğalgaz faciası… Belediyeye bağlı doğalgaz şirketinin başındaki kişi o işin ehli değil. Basın toplantısı düzenliyor; doğal olarak kendisinden beklenen, faciayı teknik nedenleriyle açıklaması değil midir? O öyle yapmıyor… Sudan birkaç şey söyledikten sonra lafı döndürüp dolaştırıp yılbaşı gecesi toplanan kızlı erkekli gençlere ve onların kıyafetine getiriyor. Belden üstü yarı çıplakmış gençlerin… Aklınca, gençlerin yılbaşı eğlencesi düzenlemiş olmalarını yozlaştırarak kınayacak. Yıkılmış, içi yanan ailelerin yarasına tuz-biber ektikten sonra, “sözlerim çarpıtıldı” diyerek kıvırtmaya çalışıyor. Basının saptamaları da, kapıyı açan çilingirin ve polisin söyledikleri de kendisini yalanlıyor.

Çocukların giyim-kuşamından sana ne? Senin konun doğalgaz. Sorumlu yönetici olarak sen, çocukların niçin ve nasıl öldüklerini teknik olarak açıklamak zorundasın. Tabii, açıklayabiliyorsan… Dedikoduya sapma… Basınla kravat tartışması yapma… Cuma namazına gitme şovuyla basın toplantısından kaçma.

Yazık ki iktidar, kendinden saydığı bu tip kişileri göreve getirerek kadrolaştığını sanıyor. Cahillikler felaketle sonuçlansa dahi sorumluları koruyor.Bunu hızlandırılmış tren faciasında da gördük.

Yazık değil mi bu gençlere? Biz onlara ne verebildik? Onları en güzel çağlarında çağdaş okullarda okutacağımıza, sporla geliştireceğimize, kurstan kursa, sınavdan sınava koşturduk. Tam “ooh!” diyecekleri bir sırada cahillik ve çıkarcılığa dayalı bir felâketle onları yok ettik.

Başbakan hâlâ “her aileye 3 çocuk”tan dem vuruyor. Yeni evlenen Emre Belözoğlu’na da aynı tavsiyede bulunmuş. Okul sağlayamadığımız, kurslarda, sınavlarda süründürdüğümüz, sonra da iş veremediğimiz bir ortamda “çoğalın” demek neye yarar? Cahilliğe verdiğimiz kurbanları yedeklemek için mi, ölenlerin yerine yenilerini koymak için mi Başbakan çok çocukta ısrar ediyor acaba?

2008 yılı Eylül ayı sonunda genç işsizlerin oranı yüzde 20,1’e ulaşmıştı. Ekonomik bunalım ortamında bu rakamın daha da artacağı kuşkusuz. TÜİK’in yıl sonu açıklamasında bunu göreceğiz.

Yiten gençlerin hesabını kim verecek? 20 bin kişinin ölümüne neden olan 1999 depremi sonrasında toplantılarda ve yazılarımda dile getirmiştim: Yıkılan binalarda çalınan şey malzeme, demir-çimento değildi; çalınan “bilgi” idi. Mimarlık ve mühendislik uzmanlığından yararlanılmayarak bilgiden çalınmıştı. Şimdi de öyle… Çankaya’daki binada da karbon monoksit kaçağına neden olan çürük borudan söz ediliyor. Suçlu olan boru değil; onu oraya koyan cahil kafa ile o uygulamayı kabul eden, onaylayan kuruluşun çıkarcı cahil görevlileri…

Ölen yedi gençten Göztepe’li Özgür T. Attila için Göztepe Stadı’nda tören düzenlenmiş; orada arkadaşları “Göztepe İsyan Marşı”nı söylemişler. Bu kadar cahilliğe karşı isyan etmekten başka bir şey gelmiyor elden. Çok yazık!