21.YÜZYILDA GALATASARAY Kaynak : 23.10.2004 - GS İŞBİRLİĞİ KURULU / 2004 | Yazdır

Galatasaray, kökü tarihe dayalı büyük bir topluluktur.
Galatasaray yalnızca bir okul ya da bir kulüp değildir. İlkokuldan üniversiteye uzanan okulları, yurt içinde ve dışındaki dernekleri, vakıfları, spor kulübü, yardımlaşma sandığı, şirketleri hattâ taraftar dernekleri ve milyonlarca taraftarıyla çok geniş bir topluluktur. Bu köklü geçmiş ve örgütlenme gücü, “Galatasaray”ın üstünlüğü ve zenginliğidir.
 

Kulüp okuldan soyutlanamaz.

1868’de Fransa’nın desteğiyle kurulan lise (Mekteb-i Sultani, Fransızca adıyla Lycée Impérial Ottoman de Galata-Sérai) yıllar boyunca ülkenin Batı’ya açılan ilk penceresi olarak görülmüş, bir imparatorluk okulu olarak, imparatorluğun çeşitli yörelerinden gelen öğrencileri bünyesinde toplamıştır. Farklı ırk, kültür ve dinden öğrencileri uyumlu bir beraberlik içinde tutabilme becerisi, okulun örgütlemedeki hüneridir. Örgütleme okulda birarada dostça yaşama anlayışını, öğrenciler arasındaki köken farklılıkları da çokkültürlülüğü getirmiştir. Fransız aydınlanmasının ilkeleri olan “liberté, égalité, fraternité” Galatasaray’ca da benimsenmiştir.

Kulüp, 1905’te okulda kurulmasından sonra, okul yönetimince desteklenmiş ve okulun sporcu kaynağından beslenmiştir. Okul yöneticileri zaman zaman kulüp yönetiminde görev almışlardır. Okulun böylece oluşan ilerici, atılımcı, aydınlanmacı ilke ve değerleri Kulübe de yansımış, Kulüp de okulun yolundan Batı’ya erken açılarak yurtdışında pek çok başarıya imza atmış, Türkiye’nin dışa dönük yüzü, belki de en tanınmış markası olmuştur. Kulübün örgütlenme yetisini de bir süreklilik düzeni içinde Lise’den aldığı söylenebilir.

Galatasaray adının bütün dünyada yaygınlaşmasını kulüp sağlamıştır. Kulüp-okul birlikteliğinin, her iki kuruma da ayrıcalıklı bir zenginlik kattığı açıktır. Ne var ki bugünün koşullarında artık, lise kulübe eskiden olduğu gibi, sporcu sağlayacak konumda değildir. Türkiye’de liseler, üniversite yolunda, ağırlığı özel dershanelere aktarılmış bir sınav yarışının atlama taşı konumlarıyla sporu tümüyle dışlamış durumdadırlar. Lise öğrencilerinin kilitlendikleri tek hedef bir üniversiteye kapağı atabilmektir artık.

Spor kulüplerinin durumu.

Bugün ülkemizdeki bütün spor kulüpleri parasal sıkıntı ve borç sarmalı içindedir. Bu durum biraz da “spor”un temel karakterinden kaynaklanır. Sporda hedef, kazanmaktır. Kazanmak için de varın yoğun ortaya konması esastır. Sporcu, kazanmak için bütün gücünü ortaya koyar. Kulüp yönetimleri de kulübün başarısı için bütün parasal olanakları ortaya koymak zorundadırlar. Günümüzde artık spor eski amatör anlayışlardan çok farklı bir konuma gelmiş ve amatörlüğün bütün dallarda profesyonelliğe dönüşmesiyle parasal (ticari) boyut ön plana geçmiştir. “Sportif başarı” ve “para” ilişkisi, yumurta-tavuk ilişkisindeki gibidir : parası olanlar sportif başarıyı daha kolay kazanırlar; sportif başarı daha kolayca paraya dönüşür. Kulüplerin gelirleri günümüzde gişe hasılatının çok ötesine geçmiştir. Stat gelirlerinin yanısıra, TV yayın gelirleri, isim hakları, reklam, pazarlama ve satış gelirleri vb. geniş bir yelpaze oluşturur. Gelirler başarıyla orantılı olarak artar. Bugün spor kulüpleri, etkinlik alanı spor olan iktisadi işletmeler haline gelmiştir. Yönetilmeleri de artık, o doğrultuda yeni bilgi ve becerileri zorunlu kılar.

Geleceği Kestirmek.

21. yüzyıl, Bilgi / İletişim, Küreselleşme, Enerji / Çevre ve Bireysellik kavramlarının ön plana çıktığı bir dönemdir.

Önce, 20. yüzyılla 21. yüzyılın değişen karakteristiklerini karşılaştırmaya çalışalım. 20. yüzyıl ulusal bağımsızlık hareketleriyle başlayan, savaşlarla dolu bir yüzyıldı. Önce bağımsızlık savaşları, ardından iki dünya savaşı, soğuk savaş, Kore, Vietnam, İran-Irak ve Körfez savaşları…

Ekonomide ise “Sanayi”, ekonomik gücün belirleyicisi olurken komünizm ve kapitalizm temellerinde denemeler de gündemi oluşturmuştu. Her iki denemede de “toplum” ön plandaydı.

Soğuk Savaş, Sovyet İmparatorluğu’nun dağılmasıyla bitti. Sonuçta, ABD’nin desteğiyle kapitalizm kârlı çıktı. Varsıl tüketim toplumları gelişirken yoksulla zengin arasındaki fark, özellikle, gelişmekte olan ülkelerde daha da açıldı. Aynı durum, kişiler arasında olduğu gibi ülkeler arasında da belirginleşti. Bir süreden beri moda olan söylem, küreselleşmedir… Kaçınmak olanaksız; uyum sağlamak ise gelişme yolundaki ülkeler için çok uzak ve pahalı.

Sosyal yaşamın yeni dünya düzeninde ise, gelişmiş ülkelerde öncelikte toplumun yerini birey alıyor, birey giderek önem kazanıyor. Artık öncelik insan haklarında, bireylerde, bireyin özgürlüğünde ve hep bireysel olanda…

21. yüzyılda sanayinin üstünlüğü “bilgi” ve “iletişim”e geçti. Artık herşey daha hızlı. Hedefler hep “sıfır zaman”a odaklanmış gibi. Enerji ve çevre sorunları her zamankinden daha önemli. Savaşlar artık nitelik değiştirerek egemen gücün hedeflerine göre gelişiyor. Toplumlarda ulusalcı eğilimler artarken, ulus-devlet kavramı aşınıyor.

Gelecekte, zamanın bu kavramları nasıl değiştireceğini, bunlara hangi yeni kavramları ekleyeceğini, gelişmelerin boyut ve doğrultusunu şimdiden kestirmek, olanaksız denecek kadar güçtür. Konuyu bir örnekle açalım : 1998’de Paris Belediye Sarayı’nda bir sergi açılmıştı adı “C’était l’an 2000, Le Paris des Utopies” idi. Sergi, 1900’lerin başında, nasıl bir 2000 yılı düşlendiğini belgelerle gözler önüne seriyordu.

1800’lü yılların sonlarında, 2000 yılı için ileri sürülen tahminlerde çılgın bir dünya düşlenmekteydi. 2000’li yıllarda şehirlerdeki yaşamın bir bölümü havada geçecekti, çünkü kentiçi kara taşıtlarının yerini hava taşıtları alacaktı. Bon Marché büyükmağazasının 1900 yılı posta kartlarına göre, 2000 yılının taksileri kanatlı, pervaneli türden uçan taşıtlar olacaklardı.

İklimlendirilmiş giysiler içinde günde yalnızca iki saat çalışılacaktı. Hafta sonlarında Ay’a gidilecekti.

Alışılagelmiş yemekler yerine konsantre vitaminler ve proteinler yenecekti. Böylece evlerde mutfağa gereksinme kalmayacaktı. 1920-60 arasında bile kimi şehirciler ve mimarlar mutfağın tümüyle ortadan kalkacağını savunuyorlardı. Onlara göre, yemekler bir yandan, sosyal konutlarda tek bir merkezde hazırlanacaktı, öte yandan eşdeğer kimi haplar yemeklerimizin yerini alacaktı.

Sonuç, beklenenlerden farklı oldu.

Dönelim konumuza… Bütün güçlüğüne karşın yakın geleceğe yönelik olarak yine de kimi öngörülerde bulunulabilir :

Gelecekte, para yine en büyük güç olacak; parayı iyi yöneten kulüp güç kazanacak. Kimi zaman da parayı veren kişi, kulübe sahip olacak (Günümüzde bile örnekleri çok).

Küreselleşmeye ayak uydurabilen öne geçecek. “Batıya açılan pencere” olmak yetmiyor; artık Batı’nın içinde olmak gerekiyor.

“Renk Aşkı” yandaşlarda ulusal’ın da ötesinde küresel düzeyde sürecek; buna karşılık, profesyonelliğin doğası gereği sporcularda bitecek. Sporcular profesyonellik anlayışıyla, renksiz kalmayı yeğleyecekler.

Sportif altyapı, ucuz sporcu kaynağı olmayı sürdürecek.

Spor yöneticileri de sporcular kadar güç kazanacak. Yöneticilik nitelikleri değişecek; spor yönetimi uzmanlık gerektirecek.

Liselerin bugün geldiği noktada Galatasaray Lisesinin kulüple ilişkisi, çaresiz, azalırken ilköğretim okulu ve üniversitenin ilişkileri artacak. İlköğretim okulu Galatasaray değerlerini aşılayabilir ve yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Üst düzey yönetici yetiştirme doğrultusundaki GS Üniversitesi ise üst düzey spor yöneticisi yetiştirebilir.

Bitirirken, Galatasaraylılık kavramına bir kez daha değinmek istiyorum. Galatasaray büyük bir topluluktur. Kökleri geleneklerine dayanan anlayışıyla bütün kurumlarının sürekli dayanışma içinde olması ve birbirini kucaklaması gerektiğini düşünüyorum. Eğitim kurumları, kulübü, dernek ve vakıfları ve yandaşlarıyla… Gönlünde Galatasaray sevgisi olan herkes Galatasaraylıdır.