| 250. Sayı |
Kaynak :
01.09.2002 -
Yapı Dergisi - 250
|
Yazdır
|
|
YAPI Dergisi 250. sayıya ulaştı. Bir derginin yaşamındaki önemli noktalardan biri… Yaklaşık otuz yıl önceydi… 1973 yılı… YAPI’nın çıkarılmasına karar vermiştik. İlk sayı Temmuz’da çıktı… Yayıncılık, Yapı-Endüstri Merkezi’nin kuruluş amaçları arasındaydı. Yapı Kataloğu bu kapsamda çıkmıştı; şimdi buna YAPI dergisi ekleniyordu. Derginin, YEM’in kuruluşundan beş yıl sonra Temmuz 1973’te başlayan serüveni bugüne kadar kesintisiz olarak sürdü. Önce, düzenli olarak iki ayda bir, Temmuz 1988’den sonra da aylık tempoda… YAPI’nın çıkış öyküsünü daha önce birkaç kez anlattığım için (1) onu burada yinelemeyeceğim. Ancak dergiyi çıkardığımız günlere, 1973 yılına, o günlerin dünya ve Türkiye ortamına değinmek istiyorum. O tarihte, bugün sahip olduğumuz nimetlerden birçoğu yoktu. Önce onlara bir göz atalım. En büyük eksikler iletişim alanındaydı. Örneğin, teleks, teleteks, faks, uluslararası otomatik telefon, cep telefonu yoktu. Bilgisayar vardı, ama bugünküne oranla çok ilkel haliyle… O da, satın alınamazdı, kiralanırdı; adı da bilgisayar değil, halk arasında “elektronik beyin”, teknik alanda “workstation” idi. Doğal ki elektronik posta da, internet de ortalarda yoktu. Bir dostumuz, icadını duyduğu faks(imile) sistemini o günlerde şöyle anlatıyordu: Saydığımız bu iletişim olanaklarının yerine yalnızca mektup ve telgraf vardı; bir de bugünküne göre çok daha iyi çalışan bir posta idaresi. Kâğıt olanakları, baskı teknikleri bugünkülere göre geriydi. Ofset baskı tekniği, tipo’nun yerini yeni yeni almaya başlamıştı. Dizgide kurşun egemendi. Ergitilen kurşun linotip ya da entertipte dizilir; dizilmiş kurşun satırlar ve çinko fotoğraf klişeleriyle sayfa kalıbı düzenlenir, Heidelberg’de baskıya geçilirdi. Sözün kısası, ne bilgisayar dizgisi vardı, ne bilgisayarlı tasarım, ne de masaüstü yayıncılık. Kısacası işler bugünkünden daha güçtü. Üstelik, çekilen bütün çileye karşın sonuçta baskının niteliği de doyurucu olmuyordu. 1973 Türkiyesi genelde nasıldı?.. O yıl Cumhuriyet’in 50. yıldönümü kutlanıyordu, ama toplumsal ve politik ortam yine sakin değildi. 27 Mayıs 1960 ihtilâli geride kalmış, ondan yaklaşık on yıl sonra 12 Mart 1971 askeri müdahalesi gelmişti. Hâlâ bir ara rejim yaşanmaktaydı. 1973’te Kontenjan Senatörü emekli Oramiral Fahri Korutürk uzun arayışlar, çeşitli girişimler, politik çekişmeler sonrasında, uzlaştırıcı bir kişilik olarak cumhurbaşkanı seçilmiş, yine bir Kontenjan Senatörü, Naim Talu Başbakanlığa getirilmişti. 14 Ekim’de yapılan seçimlerde Mecliste kazandığı 185 koltukla B. Ecevit başkanlığındaki CHP birinci parti olmuş, onu 148 koltukla S. Demirel’in Adalet Partisi (AP) ve 48 koltukla N. Erbakan’ın MSP’si izlemişti. Seçimler 7 partili bir meclis yapısı getirmişti; MSP anahtar parti konumundaydı. Ecevit, Demirel ve Talu’nun ayrı ayrı hükümet kurma girişimleri o yıl içinde sonuç vermemiş, hükümet ancak 1974 yılı Ocak ayı sonunda CHP-MSP koalisyonu şeklinde kurulabilmişti. Özetle, siyasal ve toplumsal yaşam yine çalkantılıydı. Olaylar, sonuçta 12 Eylül 1980 darbesini hazırlayacak şekilde gelişiyordu. Ekonomik duruma gelince… 1973’e ilişkin göstergeler şöyle: yıllık fiyat artış hızı yüzde 20,5, dolar kuru 14,28 TL, GSMH büyüme hızı yüzde 4,9, kişi başına ulusal gelir 5354 TL (375 dolar). 1969-73 arasında ekonomik büyümenin yıllık ortalaması yüzde 6,4, bir sonraki dönemde, 1973-77 arasında ise yüzde 5,3. Aynı yıl Keban Barajı işletmeye alındı. 516 milyon liraya çıkan ve 1574 günde yapılan Boğaziçi Köprüsü de Cumhuriyet’in 50. yıldönümünde, 29 Ekim’de hizmete girdi. Öteki olaylara bakarsak… Yine aynı yıl İsmet İnönü, Sabahattin Eyuboğlu, Kemal Tahir, Cevat Şakir, Aşık Veysel bu dünyadan ayrıldılar. Dış dünyada da Şili Devlet Başkanı Salvador Allende’nin öldürülmesi ve Pablo Picasso’nun ölümü bu anlamdaki önemli olaylar arasında… Mimarlık ortamına gelince… Bayındırlık Bakanlığı’ndaki mimar egemenliği giderek azalıyor, Bakanlığın mimarlık anlayışı da giderek eriyordu. Yetersiz avan projelerle inşaat ihaleleri yapılıyor, projelerin ihaleyi kazanan müteahhitlerce geliştirilmesi isteniyordu. İmar ve İskân Bakanlığı daha yokedilmemişti ama, fazla merkeziyetçi bir anlayıştaydı ve yerleşme konularına tam egemen değildi. Toprak reformu tartışmaları gündemdeydi. Çevrenin tahribi, arsa spekülasyonu, kaçak yapılar, çarpık kentleşme ve gecekondulaşma politik ödünlerle doludizgin gidiyordu (2). Yoğun kentleşmeye karşılık, kentlileşme oranı giderek düşerken kentler taşralaşıyordu. Yerli malzeme ve inşaat teknolojisi kalite ve üretim kapasitesi bakımından bugünkü düzeyin çok gerisindeydi. Müteahhitler de yeni yeni, yurtdışı pazar arayışlarına girişmekteydiler. |
Eğitim alanında, 1960’ların başında kurulmuş olan özel yüksekokulların 1971’de Anayasa Mahkemesi’nce Anayasaya aykırı bulunmasıyla bunların bir bölümü kapatılmış, bir bölümü de devlet okullarına bağlanmıştı. Böylece yükseköğretimdeki çalkantı biraz olsun durulmuş gibi görünüyordu.
1973’te, zaten belli bir yoğunluğa ulaşamamış olan mimarlık yayınları durağan bir döneme girmişti. Kırk yıllık Arkitekt artık çıkmıyordu, Mimarlık ve Sanat 10 sayıdan sonra yayın yaşamına son vermişti, Mimarlar Odası Mimarlık dergisini Mayıs sayısıyla Ankara’ya almış, ama düzenli yayın temposunu bir türlü tutturamamıştı. Kısacası, mimarlık yayınları alanında bir boşluk vardı. YAPI’nın çıkarılması kararında biraz da bu boşluğun doldurulması gerekliliği etkin oldu. YAPI böylece, doğru zamanda, doğru yerde doğdu. Mimarlık dışı yayınlar alanında ise, o yılların en önemli olayı Gırgır’ın yükselişiydi. Gırgır mizah gazetesinin tirajı 1972’de 500 bine ulaşmıştı. Anlaşılan, halk Gırgır’la, evde kitap bulundurmayı bile neredeyse suç sayan baskıcı 12 Mart ara rejiminden öç alıyordu, ya da mizahla ferahlıyordu. YAPI adı, geniş bir alanı kapsayacak bir kavram olarak benimsenmişti. Bir yandan da, çıkaran kurumun adını yansıtıyordu. Dergi, ülkenin yapısını oluşturan çeşitli konulara geniş bir yelpazede eğilecekti. Birinci sayıda şunları vurguluyorduk : “…En geniş kapsamıyla aldığımız YAPI sözcüğü böyle bir çabanın simgesidir. YAPI Dergisi… en geniş anlamıyla tüm yapısal sorunları incelemek amacındadır. Bu bakımdan, ağırlık merkezi inşaat, teknik ve endüstri olmak üzere çeşitli sorunlar, iktisadi konulardan sanat konularına kadar açılan bir yelpazede, bir bütünlük içinde ve elden geldiğince eksiksiz olarak ele alınacaktır.” Sürekli olarak bunu yapmaya çalıştığımızı söyleyebiliriz. Kurumlaşma konusunda da, 141. sayıdaki bir cümleyi buraya bugünü de tanımlamak üzere aktarabiliriz : “YAPI bugün, tirajı, abone sayısı, ödünsüz yayın düzeniyle kendi alanında bir piyasa lideridir ve YAPI’yı bugün artık Yapı-Endüstri Merkezi’nin nefes gücü değil, okuyucusu yaşatmaktadır” (3). Buna, reklamverenlerin isabetli görüş ve doğru seçimlerini eklemeyi de unutmayalım. YAPI artık, kurum desteğine yaslanarak parasız dağıtılma dönemini geride bırakmıştı: aboneleri vardı, kitabevlerinde, gazete bayilerinde satılıyordu. Amatör ruh devam etse de işin yürüyebilmesi için gerekli profesyonellik kazanılmıştı (4). YAPI, bir mimarlık dergisinin düzenli tempoyla sürekli çıkarılabileceğini Türkiye’de kanıtlayan ilk örnek oldu. Az kadroyla, ekonomik kaynakları çok zorlamadan, işbirliği, elbirliği, gönülbirliğiyle çıkarılan bir dergi… Künyesinde adları anılamayacak kadar çok yazarın, çalışanın, omuz verenin, gönüllü danışma kurulunu oluşturdukları bir dergi… İnsancıl değerleri, toplum çıkarlarını, özgür düşünceyi, doğal-kültürel-tarihsel çevreyi ödünsüz bir şekilde savunup koruyan bir dergi… Bilimden, sanattan, haktan, hukuktan yana olan ve yayında sürekli olarak bu ilkeleri gözeten bir dergi… Doğru olduğuna inandığı düşünceleri hiç yılmadan dile getirerek aktarmaya, tartışma platformu yaratmaya, özgür düşüncenin önünü açmaya çalışan bir dergi… YAPI, genelde yansız olmaya çalıştı ama, hep yukarıdaki değerlerden yana tavır almaktan çekinmedi. Bu ilkeleri koruyarak çevre, kentbilim, mimarlık, teknoloji, sanat konularında onbinlerce sayfalık bir kaynak ve belgelik üretti. 250. sayı çıkarken derginin ilk sayısından bu yana, yukarıda da belirttiğimiz gibi yaklaşık otuz yıl geçmiş bulunuyor. Bu sayıda son otuz yılın ilgi alanımıza ilişkin bir sayım-dökümünü yapmak istedik. Okuyacağınız yazıların çoğunun ağırlığının o doğrultuda olduğu görülecektir. Bu sayım-dökümün, önümüzdeki siyasal seçimlerle yeni gelişmelere, yeni oluşumlara gebe olduğu bir dönemde Türkiye’ye de yararlı olacağını düşündük. Bir başka nokta… Yılbaşından başlayarak YAPI’nın formatında, boyutlarında değişiklik yapmayı düşünüyoruz. Bu konuya yine değineceğiz. YAPI’ya gönül ve omuz verenlere binlerce teşekkür… DİPNOTLAR |

