Ahşap Kaynak : 01.01.1997 - Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi | Yazdır

AHŞAP (Ar.haşep ‘ten çoğ.)
Türkçe’de çoğul anlamını yitirmiştir, ad ve sıfat olarak kullanılır. Ağacın odun bölümleri, kereste, tahta; ağaçtan, keresteden yapılmış olan. Ahşap, ince tüpleri andıran hücrelerin bir araya gelmesiyle oluşmuş, örgensel (organik) bir gereçtir. Hücrelerin aslı, ağacın gövde eksenine paralel selüloz liflerinden ve bunları birbirine bağlayan amorf bünyeli “linyin” adlı maddeden meydana gelir. Selülozun suya çok düşkün olması ve hücreler içindeki boşluklar, ahşabın hava etkisinden ve içinde bulunduğu ortamın koşullarından etkilenerek zarar görmesine yol açar. Kimyasal bileşimi, örgensel maddeler (%50 C, %43 0, %6 H, %1 N), küller ve sudur (oranı, kuru ahşabın ağırlığının %100’ü kadar, hatta bazen daha çok). Su, ahşabın hava dolaşımlı bir etüvde 1000C kadar ısıtılmasıyla atılabilir; ancak, bu ağaç havaya çıkarıldığında yeniden bir miktar nem alır.
Ahşap, canlı bir organizmadan alınan bir gereç olduğu için bünyesi ve kimyasal bileşimi, özelliklerini oluşturur. Örgensel bünyesi nedeniyle biçim dengesizliği, çatlama, yarılma, çarpılma görülür. Bu nedenle cisimlerin dayanımını tanımlayan klasik yöntemler ahşaba ancak bazı özel koşullarla uygulanabilir. Ağaç, ömrü boyunca çapı ve boyu doğrultusunda gelişir. Bu süre içinde rüzgar yükünün ve kendi ağırlığının sürekli etkisi altındadır. Böylece bu iki ana kuvveti karşılayacak biçimde kendisini geliştirir. Bu yükler, ahşabın yapıda kullanılması durumunda karşılaşacağı yüklerin benzeridir. Ahşabın fiziksel özelliklerinin incelenmesi ve tanımlanması oldukça güçtür. Mekanik dayanım, ahşabın yoğunluğuyla orantılı olarak artar. Aynı biçimde ağacın alt bölümüyle tepe bölümünden ya da kabuğuyla öze yakın bölümlerinden alınan parçalar da farklı nitelikler gösterir. Ağaç kesildiğinde bütün hücreler ölmez ve suyunu hemen yitirmez. Zamanla suyu gidince hacmi azalır; buna karşılık kurumuş ağaç yeniden su görürse şişer. Bu olaylarla ahşabın biçim değiştirmesine “ahşabın çalışması” denir. Çalışma, ahşabın her doğrultusunda aynı olmadığı gibi ağacın türüne göre de farklılık gösterir. Bu nedenle, ahşabın çalışması sonucunda ortaya çıkabilecek sakıncaları giderebilmek için bazı önlemler alınır. Doğal ya da yapay yoldan kurutulmuş ağaç kullanmak, masif ahşap kullanımında başta gelen etkin önlemdir. Levha halinde kullanım içinse, daha çok KONTRPLAK, ahşap yonga levhası ve odunlifi levha gibi yan orman ürünlerinden yararlanılır. Bu levhalar 20.yy’ın ilk yarısında geliştirilmiş yapay ahşap gereçlerdir. Böylece, kendiliklerinden biçim ve boyut değiştirmeyecek homojen ve izotrop levhalar elde edilmiştir. Ahşap işlerinde ağaç, genelde a) masif, b) kontrplak, odunlif levha, ahşap yonga levhası, c) kaplama, biçiminde kullanılır.
Yapıda Ahşap ve Tenikler: Yapıda ahşap, taşıyıcı (STRÜKTÜR gereci) ya da tamamlayıcı olarak kullanılmıştır. Tarımsal dönemin doğal ana gereçlerinden biri olarak, özellikde konut yapılarında yaygındır. Ahşap asıllı yapım yöntemleri, genellikle ağacın bol bulunduğu yörelerde gelişmiştir. Yapıda taşıyıcı olarak YIGMA (çantı) ya da İSKELET halinde, bir taş duvarın ya da temelin üstüne oturtularak kullanılmıştır. Bazen ahşap taban ve dikmelerle yapılan çatkılar arasına kerpiç, taş, tuğla gibi gereçler doldurularak HIMIŞ yapım türünden de yararlanılmıştır. Bu yöntem, KERPİÇ’ten ahşap iskelete geçişin ara çözümüdür. Ahşap iskeletin kuruluşunda genellikle iki yöntemden yararlanılmıştır. Birincisi, bir kat yükseldiğince giden dikmelerle köşelerde payandalardan meydana gelen yöntemdir. “Payandalı ahşap yapım yöntemi” adını alan bu uygulamada payandalar dikmeleri destekler ve yatay yükleri karşılar. Böylece, yöntemin her katta yinelenmesiyle birkaç katlı yapılar elde edilebilir. Bu yöntem, yüzyıllar boyunca Türkiye’de de kullanılmıştır. ABD ve İskandinav ülkelerinde geniş ölçüde uygulanmış olan ikinci yöntemdeyse dikmeler iki kat yüksekliğince saçağa kadar uzanır; yatay öğeler bunlara çivilenir. BALON ÇERÇEVE ya da “Amerikan Sistemi” adı verilen bu yöntemde payanda kullanılmaz; bunun yerine çoğu kez kaplama tahtaları çapraz olarak çakılır. Ahşap inşaatta genellikle çivi, cıvata, kama gibi metal bağlama parçaları kullanılır. Küçük kesitlerde çivi, büyük kesitlerdeyse cıvata ya da kamadan yararlanılır.
Tarihçe: İnsanoğlunun mağara ve öteki doğal korunaklarda barınmasından sonra, çağdaş aile yapısını andırır bir aile yapısına geçişle birlikte

gelen bireysel konut eğilimi, yuvarlak ya da dikdörtgen planlı kulübelerin yapımına yol açmıştır. Göçebelik döneminde kulübeler, yörede kolaylıkla bulunan gereçle geçici nitelikte gerçekleştirilmiştir. Ahşap gereçlerle üretilen yapıların en ilkel biçimi, ağaç dalları ve kamışlarla yapılan bu kulübelerdir. Bunlar, sözlük anlamıyla bir mimariyi yansıtmazlar. Ahşap, mimarlık açısından ilk kez tarımsal üretim düzeniyle birlikte ve daha çok konut yapılarında kullanılmaya başlamışsa da, konut yapımı işi bu dönemde anonimdir ve mimarların çalışma alanı dışında kalmıştır (ANONİM MiMARLIK). İlk YUNAN tapınakları, ahşap yapım tekniğinin taşa uygulanmasının örnekleridir. Dor düzenindeki (DÜZEN) TAPINAK’larda ahşap yapım geleneği bu kez taşla sürdürülmüştür. Avrupa’da ortaçağ boyunca ahşap iskeletli, kagir dolgulu yapılar çok kullanılmıştır. Daha sonraları, 19.yy’da demir iskeletli öğeler ahşap iskeletin yerini alırken, bu sistemin özgün bir yorumu ortaya çıkmış ve yeni tekniklerin yolunu açmıştır. Yeni gereçlerin, özellikle ÇELİK ve BETONARME’nin ortaya çıkışıyla ahşap, yapılarda strüktür gereci olarak kullanılma alanını hemen tümüyle yitirmiştir.
Türkiye’de Akdeniz ve Kuzeybatı Anadolu bölgelerindeki ormanlıklar, bu bölgelerde ahşabın ana yapı gereci olarak kullanılmasını sağlamıştır. ANADOLU SELÇUKLU ve OSMANLI dönemlerinde Anadolu’daki evlerin çoğu ahşap ve kerpiçten yapılmıştır. Türkler anıtsal yapılarını ölümsüz kılabilmak için bu yapılarda taştan yararlanmışlar: buna karşılık, konut gibi, geçici sayılan yapıların ahşaptan yapılması yolunu seçerek ilginç bir dünya görüşü ortaya koymuşlardır. Geleneksel Türk mimarlığında ahşap yapılar, geniş saçaklı ahşap kırma çatılarla örtülmüştür. Bu geniş saçaklar, bir şemsiye gibi, hem yapıyı hem de o dönemin dar sokaklarını koruma işlevini üstlenmiştir. Osmanlı SARAY’larıysa evlerden daha özenli ele alınıp kagir olarak yapılmıştır. Anadolu Türk mimarlığının asıl örtü sistemi tuğla TONOZ ve KUBBE üstüne kurulmuşsa da, kimi küçük yapılarla Beyşehir Eşrefoğlu Camisi (1297-99) ve Afyon Ulucamisi (1273) gibi kimi önemli yapılarda ahşap kirişlemeli düz tavan kullanılmıştır. Anadolu CAMİ’lerinin en ilkel olanları, en eski İSLAM geleneğini yansıtan “çok ayaklı” camilerdir. Bu camilerde çoğu kez ahşap olan tavan, taş ya da ahşap çok sayıda sütun ya da ayak dizileriyle taşınmıştır. Beyşehir Eşrefoğlu Camisi ahşap ayaklı camilerin en güzel örneklerinden biridir. Kuzeybatı Anadolu’da ahşap, yıllar boyunca başlıca yapı gereci olmuştur. Bu bölgedeki bazı yapılarda temel, iskelet, döşeme, çatı, örtü, iskelet dolgusu ve hatta hamam, hela gibi suyla doğrudan ilişkili yerler bile ahşaptan yapılabilmiştir.
Celal Esad ARSEVEN, Türk Sanatı (1928) adlı kitabında Osmanlı Dönemi’nde yapıda kullanılan kerestelerin türlerine göre biçilmeleri gereken boy, en ve kalınlıkların bir düzene bağlanmış olduğunu yazmaktadır. Bunların kullanılacakları yerler de saptanmıştır. Direklerde, kemer gergilerinde, temel kazıklarında ve çerçevelerde çıralı çam; kapı kanallarında ceviz, şimşir ve meşe kullanılmıştır. Yüzyıllar boyu süren ve yavaş gelişen tekniklerin getirdiği deneyim birikimi sonucunda en olgun noktasına erişen bir ayrıntı anlayışıyla ahşap yapım teknolojisi, kendine özgü mimarlık biçimleri olan anonim ürünler vermiştir. Yangınlardan ve yıkılmaktan kurtularak günümüze ulaşan bazı Bursa, Kütahya, Ankara, İstanbul evleri, eski ahşap Türk evleri (EV) ve tutarlı yapım geleneği konusunda bilgi verir niteliktedir.
19. yy’dan başlayarak ahşabın yerini alan yeni gereçler Türkiye’de de önceleri anonim mimarlık alanında yeni teknikler getirmeyerek, geleneksel gereçlere özgü tekniklerle kullanılmıştır. Ahşap yapımın karakteristiği olan ELİBÖĞRÜNDE ‘ler betonarmeyle taklit edilmiş, tuğla kemer ve kubbe yerine betonarme kemer ve kubbe kullanılmıştır. Çağdaş teknikler ahşabı yanmaya ve suya karşı dayanıklı hale getirebilmekte ve kurtlanmasını önleyebilmekteyse de, yoğun yapım hacmine oranla az bulunuşu ve çağdaş gereçlere göre daha pahalı oluşu kullanım alanını daraltmaktadır. Türkiye’de imar yönetmelikleri de özellikle yanar bir gereç olması nedeniyle ahşabın yapı strüktüründe kullanılmasını büyük oranda sınırlamıştır. Bu nedenle de günümüzde ahşap, yapıda daha çok, ÇATI konstrüksiyonu, PENCERE ve KAPI doğramaları, DÖŞEME ve DUVAR kaplamaları gibi tamamlayıcı öğelerin yapımında kullanılmaktadır.