Art Deco ve Tropical Deco Kaynak : 01.08.1995 - Yapı Dergisi - 165 | Yazdır

Art Deco’nun ABD’deki en önemli örneklerinden biri, Miami Beach’te 80 yapı adasındaki 800 binadan oluşan ve “Art Deco District” olarak anılan ünlü bölgedir.
Bilindiği gibi, 1920’lerde ortaya çıkan akımın Art Deco olarak adlandırılması, çıkışından, hatta hızını yitirmesinden yıllar sonra, bir geri dönüşle, 1925 yılında Paris’te açılmış olan uluslararası dekoratif sanatlar sergisinin (Exposition Internationale des Arts Décoratifs) adından esinlenerek olmuştur. Miami Beach’te, güneydeki Latin Amerika ülkelerinin sanat ve kültür etkileriyle yeşeren özgün Art Deco yorumu da aynı şekilde yıllar sonra Tropical Deco olarak anılmaya başlamıştır. Tropical Deco’ya yeniden dönmek üzere burada, Art Deco’nun gelişim serüvenine kısaca göz atalım.
Art Deco’nun kaynağı Fransa’dır. Avrupa’da Art Nouveau’nun ardından 1920’lerde mimaride, uygulamalı sanatlarda, iç tasarımda, resim ve heykelde, grafik tasarımda etkili olarak gelişen Art Deco akımı kısa bir süre sonra ABD’ye sıçrayarak orada da etkili olmuş, mimarlık ve sanat tarihine renk katacak ürünlere yol açmıştır. Aslında, kökü Avrupalı olan bu akımın Avrupa kıtası dışındaki tek başarılı örneği ABD mimarlığında, yeni kuşak mimarlarınca gökdelenlerde, sinema binalarında ve benzeri yapılarda gerçekleştirilmiştir.
Art Deco yıllar sonra 1960’lı yılların ortalarında modern mimarinin tekdüze yapılarına bir başkaldırı olarak bu kez “Art Deco Revival” adı altında Batıda yeniden gündeme gelmiştir.
Kimi eleştirmenlerce Art Nouveau’nun karşı tezi sayılan Art Deco’ya aslında birincisinin ileri bir aşaması olarak bakmak belki de daha doğrudur. Birinci Dünya Savaşı iki akım arasında ayırıcı bir çizgidir. Savaş öncesinde de Art Deco’nun işaretleri varsa da asıl gelişme 1920’li yıllarda etkinlik kazanır. Art Deco, geç Art Nouveau’nun dekoratif öğeleri ile, yürürlükteki endüstri tasarımından etkilenen aerodinamik geometrik biçimleri birleştirir. 1925’ten sonra makinanın büyüyen gücü, 1930’ların aerodinamik biçimleri Art Deco’nun esin kaynağını ve ürünlerinin biçimsel altyapısını oluşturmuştur. “Biçim işlevi izler” görüşünden yola çıkan Art Deco, Fransa’da renkli, duygusal ve coşkuludur. Avrupa’nın, Türkiye de içinde olmak üzere öteki yörelerinde ve daha sonra ABD’deki yorumu işlevcilik (fonksiyonalizm) ve ekonomi kavramlarına dayalı olarak daha farklıdır.
İstanbul’da Beyoğlu yakasındaki kimi bina cephelerinde, girişlerinde ve asansörlerde hâlâ çok güzel Art Deco örneklerine rastlanır.
Fransa’da Art Deco mimarlık uygulamaları 1925’e değin az sayıdaki kimi mağaza cepheleriyle sınırlı kalmıştır. En iyi Art Deco mimarlık örnekleri ise yalnızca altı ay sürüp kapanan 1925 uluslararası sergisi için tasarlanmış olanlardır. Bu sergiye katılacak örnekler, kurallara göre yeni bir esinin yanısıra gerçek özgürlüğü ortaya koymalıydı. Eski kalıpların yinelenmesi, taklit ve eski üslupların, akımların kopyaları sergide kesinlikle yer alamayacaktı.
1923-25 yılları arasında ABD’de gökdelenler birbiri ardından dikilirken, mimaride yeni arayışlar da sürmekteydi. Bu dönemde Amerikan mimarlarının yararlanabilecekleri tek akım o yıllarda Paris’te yeşeren Art Deco oluyordu. Böylece, renkli, geometrik ya da çiçekli bezemelerden oluşan Art Deco öğeleri, yapımları 1920’lerde başlayan pek çok gökdelende kendilerine yer bulmaya başladılar. Manhattan’daki ünlü Chrysler gökdeleni bunun en güzel örneklerinden biridir.
Paris’ten olduğu gibi aktarılan kırıkçubuklar, kemerler, güneş kursları, usluplaştırılmış çiçekler bu kez Amerikan binalarının vazgeçilmez süsleme örgeleri olmaya başladılar. Kademeli düşey dekorasyon, gökdelenlerin yüksekliğini olduğundan çok gösterme konusunda görsel katkılar getirdi.

Art Deco yalnızca dış cephelerde kalmayarak, bina girişlerini, parmaklıkları, kapıları, asansörleri de süsledi.
Bu süslemelerde çoğu kez taş, tuğla, pişmiş toprak (terracotta) ve metalden yararlanılıyordu. İçeride ise daha çok, lake, bronz, fildişi, abanoz gibi lüks malzemeler kullanılıyordu. Dekoratif öğeler çoğu kez binaların mimarlarınca çizilmediği için, farklı mimarlarca tasarlanan yapılarda benzer ya da tıpatıp aynı öğeler yineleniyordu. Özellikle de pişmiş toprak ve bronz süsleme öğeleri (örn. frizler, kemer tablaları) fabrikalarda üretilerek getirildikleri şantiyelerde binaların yüzeylerine uygulanıyordu. Bir başka deyişle, pratik Amerikan zekası Art Deco öğelerinde prefabrikasyonu başlatmıştı bile. Duvar panolarını, kornişleri, kemerleri, pencere sövelerini, hatılları kaplayan bezeme öğeleri seri halde üretilmeye ve bu yoldan ayrıca bir yaygınlık kazanmaya başladı. Böylece aynı dekoratif öğeler gökdelenlerin yanısıra fabrikalarda, mağazalarda, bankalarda da görülür oldular.

Akım, ABD’de bir süre modernizm olarak da anıldı. 1925’ten başlayarak modernist mimari dekorasyon bütün ABD’ye, bölgelere göre kimi farklılıklar göstererek yayıldı. Bölgesel farklılıkların en güzel örneklerinden biri Güney Florida’da, özellikle de Miami Beach’te gelişen ve yukarıda da belirttiğimiz gibi, daha sonraları Tropical Deco olarak anılan uygulamadır. Tropical Deco’nun en güzel örneklerini topluca barındıran Miami Beach, palmiyeleri, geniş kumsalı, mavi gökyüzü ve önünde göz alabildiğince uzanan Atlantik Okyanusu ve yumuşak iklimiyle öteden beri özellikle de kışlar için iyi bir tatil yöresi olagelmişti. 1915’ten sonra seçkin bir topluluğun kışlık dinlenme yeri olan Miami Beach, Miami’nin kardeş şehri, bir bakıma da tamamlayıcısıdır.
Miami Beach’te bir süre önce koruma altına alınmış olan Art Deco bölgesi ABD’ce 20. yüzyılda tescil edilerek (1) koruma altına alınmış olan ilk bölgedir. Bölgenin kuruluşu, 1926’da Biscayne Koyu karşısında yer alan yörenin bir tayfun sonucunda bütün yapılarını yitirmesi sonrasına rastlar. Böylece, bölgenin yeniden yapılaşması süreci 1930’lu ve 40’lı yıllara yayılırken Art Deco akımı da ABD’de gözdedir. Bugün koruma altına alınmış olan 80 yapı adası ve toplam 800 yapıdan oluşan bölge, güneydeki Latin Amerika kültüründen gelen etkileri de Art Deco ilkeleri içinde kendi yorumuyla yoğurarak değişik karakterli Tropical Deco’nun en özgün ve dikkate değer örneğini oluşturur. Gerçekten de Güney Florida, orta ve Güney Amerikalıların, özellikle de Kübalıların Kuzey Amerika’ya en kolay ulaştıkları noktalardan biridir. Sanatsal etkiler de bu yoldan Miami Beach mimarlığına kadar ulaşmıştır.
Deco tarzı 1930’larda o denli gözdeydi ki Federal Hükümet bile Miami Beach Posta binasını aynı tarzda yaptırmaktan geri kalmadı.

Miami Beach seçkin bir tatil yöresi olma özelliğini uzun yıllar boyunca sürdürmüş, ancak 1970’lerde komşu kent Orlando’da açılan Walt Disney’in ünlü Disneyworld’una ve onun yanı sıra geliştirilen çekici etkinliklere yenik düşmüştür.
Miami Beach’in eski çekiciliğini yitirmesi bölgenin ve yapıların uzun bir süre ihmale uğramasına ve bakımsız kalmasına yol açmıştır.
Art Deco bölgesi, Miami Beach’te kumsalın bittiği noktadaki caddeden sonra başlamakta ve 1.5 km içeriye doğru yayılmaktadır.
Şimdi bölge yeniden düzenleniyor ve değer kazanıyor. 16 km boyunca uzanan, yaklaşık 100 m genişlikteki ünlü kumsalın beyaz kumlarının yeniden düzenlenmesi için harcanan para 64 milyon dolardır.
Miami Beach bugün artık ekonomik olarak, yalnızca turistlere hizmet sunan bir yöre olmaktan çok, fuarlara dayalı iş olanaklarına, sergilere, festivallere ve ulusal toplantılara mekân oluşturuyor.
Şimdi bütün bu gelişmelerin yanısıra Art Deco bölgesi, yeni kuşak korumacılar ve girişimciler sayesinde eski görkemli günlerini yeniden yaşayan, çok dikkate değer, çekici bir nokta haline gelmiştir. Oteller ve apartmanlar eski, görkemli görünüşlerine uygun olarak yenilenmişler, sanatçılar bunların bir bölümüne yerleşmiş, buralarda yeni kafeler, butikler, galeriler, lokantalar ve gece kulüpleri açılmaya başlamıştır.
Bu yöredeki, genellikle iki ya da üç katlı, insani ölçekli yapılar arasındaki gezinti, yürüyenleri, o dönemin cephe düzenlemeleri ile, pembe, krem, açık mavi, açık yeşil gibi pastel renkler ve yine cephelerde yer alan o döneme özgü yazı karakterleri ile neredeyse 1930’lara, 40’lara geri götürmektedir. Plaj ve deniz sahneleri, gemiler, palmiyeler altında pelikanlar çoğu kez camlara işlenmiş olarak girişleri, pencereleri, vitrinleri süslerler. İspanyol dükkânları üzerinde Maya ve İnkâ frizleri, birbirine dolanmış çıplak insan ve çiçek figürleri her an rastlanabilecek sahnelerdir. Nasıl ki Fransız Art Deco’su 16. Louis ve Ampir tarzlarına Afrika, Aztek, Çin sanatlarından alıntılar katmışsa, Miami Beach Deco’su da Maya, İnka ve Latin Amerika dekoratif öğelerini kendi gamına katarak Tropical Deco’yu yaratmıştır.

Miami Beach’in yeniden doğuşunda öncülük onuru “Miami Design Reservation League” adlı grubun olmuştur. Bu grup, Deco tarzındaki pek çok yapıyı yıkarak yerlerine yepyeni binalar yapmayı tasarlayan girişimcilere karşı amansız bir savaşım vermiştir. Bu çabaları, gerekçesiz değildi.
Koruma olgusu yalnızca eskiye tutku bakımından değil, yörenin ekonomik bakımdan değer kazanması için de yararlı olacaktı. Sonuçta başarılı ve haklı çıkan, bu grup oldu. Bugün yöredeki taşınmaz fiyatları beklenmedik oranlarda yükselmiş bulunuyor; kimi zaman eski yapıların yeniden ele alınıp onarılmalarını engelleyecek büyüklükteki rakamlara bile ulaşabiliyor.
Yapıların yeni sahipleri ve kiracıları çevrelerinin korunması için çabalarını sürdüren bu grubun en önemli destekçisi.
Yöredeki gelişmeler nüfus hareketlerini de etkiliyor. Miami Beach hâlâ yaşlı emeklileri çekmekten geri kalmıyor, ancak bugün genç kuşaklar da iş bulmak ya da iş kurmak üzere yöreye geliyorlar. Saptamalara göre 1980’de yörede oturan 100 bin kişinin 66 olan yaş ortalaması, on yıl sonra 49’a düşmüş.
Miami Beach deneyimi, korumacılığın ve mimarinin bir bölgeyi nasıl canlandırabileceğinin en güzel örneği.

 (1) National Register of Historic Places.

KAYNAKLAR
• Alastair Duncan, Art Deco, Thames and Hudson. London 1988.
• Highlife, British Airways Magazine, January 1991.