| Hayali Üniversiteler |
Kaynak :
01.09.1995 -
Yapı Dergisi - 166
|
Yazdır
|
|
28 yeni üniversite daha açılacakmış. TBMM’nin ilgili komisyonunda kabul edilen karara göre ilk kez bir ilçede, Düzce’de de üniversite açılmış olacak. Komisyonun tarihi toplantısında DYP Bolu Milletvekili Necmi Hoşver “Düzce’ye üniversite kurulmazsa ölürüm. İntihar ederim” deyince Düzce’de de bir üniversite açılmasına karar verildi. Milletvekili arkadaşları Hoşver’i kıracak değiller ya .. Ne olacak bir üniversite de Düzce’de açılsın. Nasıl olsa uydurma bir bina bulunur; hoca, ders araç – gereçleri, kitap, laboratuvar çok da gerekli değil. Bu durum daha önce açılmış olan, sözde eğitimlerini bugün de sürdüren üniversitelerde de böyle değil mi? |
Uygar bir ülkede üniversitelerin nerede, nasıl ve ne zaman açılacağı bir programa, plana bağlanmaz mı? Bunun bir stratejisi yok mudur? Bu, üç beş politikacının politik çıkarlarına bırakılacak, feda edilecek kadar basit bir karar mıdır ? Konu, ilçeler ve iller için de öyle .. Eskiden hesapsız, kitapsız, plansız işler için, işin altmış altıya bağlandığı söylenirdi. “66” ebced hesabıyla Allah’ın simgesidir. Kısacası, planın olmadığı yerde iş Allah’a kalmış demektir. Bugün bizde böyle bile olmuyor. İş Allah’a bile bırakılmıyor, politikacıların politik hırs ve insafsızlığı herşeyin önüne geçiyor. 1960’larda Fransız Planlamasının başında bulunan Pierre Massé, bir kitabına Le Plan ou l’Anti-hasard (Plan, Rastlantıdan Kaçış) adını vermişti (2). Plan bilinç ürünüdür ve geleceği düzenlemek için yapılır. Planın olmadığı yerde rastlantılar ve kargaşa vardır. Türkiye bugün her alanda plan’ı unutmuş görünüyor ve rastlantının da ötesinde, politikacıların elinde, hesapsız bir maceranın içinde yuvarlanıp gidiyor. Hesapsız kitapsız üniversiteler kuruluyor, ilçeler il oluyor, göç başıboş sürüp gidiyor, hazine arazileri yağmaya açılıyor, seçimkondular yüreklendiriliyor. Büyük umutlarla kurulmuş Devlet Planlama Teşkilatı bugün ne iş yapar? “Kıymet-i harbiyesi” kaldıysa, bir bilen lütfen söylesin. DPT’nin yaptığı, planlar kimi politikacılarca benimsendiği yıllarda bile yalnızca bir ekonomik büyüme planı olarak kaldı. 1960’ların ortalarından bu yana söylediğimiz gibi, ekonomik plan, ülke çapında bir yerleşme planıyla desteklenmediği için ülke bugünkü, dengesiz nüfus hareketlerine sahne oldu ve şehirlerimiz bu nedenle elden gitti. Bugün yaşadığımız siyasal, ekonomik ve sosyal sorunlarda bu eksikliğin, plansızlığın etkileri vardır. Geçenlerde gazetelerden birinde icatlarımız anlatılıyordu: sünnet makinesi, kıbleyi gösteren seccade v.b. gibi. Bu buluşlar aklıma şöyle bir düşünce getirdi: yetersiz üniversiteleri politikacılarımız üretiyorlar, bu üniversitelerimizden biri bir “robot – politikacı” üretip politika arenasına salsa acaba bu robot – politikacı ne yapar? Herhalde “ben daha Müslümanım, beni seçerseniz hazine arazilerini size veririm, tapu dağıtırım, imar affı çıkarırım, İstanbul’u üçe bölerim, ya da (duruma göre) İstanbul’u böldürmem, Boğaziçi’ne bir köprü daha yaparım, bir tane de Çanakkale Boğazı’na yaparım, üniversiteler açarım” diye meydanlarda dolaşır. Biliyorum, “ne kadar safsın” diyeceksiniz, “bu işi zaten politikacılarımızın hemen tümü yapıyor. ” O zaman bence, böyle icada da böyle üniversiteye de gerek yok. Uzun yıllardan beri Fransa’da yaşayan bir mimar arkadaşım vardır, Yapı dergisinin de sürekli okuyucularından biri. Geçenlerde sitem yollu, yazılarımın hep yakınmayla dolu olduğundan söz etti. Belki haklıydı, davulun sesi hoş geliyor olabiliyor; ancak burada davulun tokmağı hep kafamıza iniyor. Yazdıklarımın konusunu da içinde yoğurulduğumuz ortam ve koşullar belirliyor hep. Konuyu gönlümce belirlemek gibi bir lükse bugüne değin hiç sahip olamadım ki .. (1) Hoşver Üniversitesi, Sabah Gazetesi, 14.7.1995 DÜZELTME |

