| Aziz Nesin |
Kaynak :
01.08.1995 -
Yapı Dergisi - 165
|
Yazdır
|
|
Türkiye’yi yücelten insanlardan birini daha yitirdik: Aziz Nesin 6 Temmuz 1995 günü öldü. |
Düşünmeyi unutmuş olan, düşünmeden inanan topluma savaş açmıştı. Çok iyi bir gözlemciydi. Toplumun ve kişilerin zayıf yanlarını kolayca yakalayabiliyordu. Bunları mizah yoluyla yerdiğinde herkes gülüyor ve de çok hoşlanıyordu, doğrudan ciddi bir şekilde söylediğinde ise çok kimseyi kızdırıyordu. Toplumun gözü, kulağı, bilinci oldu. Söylediklerini duru bir Türkçeyle açık seçik, en anlaşılır şekilde söyledi, biraz da abartarak. Amacı insanları sarsıp silkeleyerek uyandırmak, tabulardan arınmalarını sağlamaktı.”İnsanlarımızın yüzde altmışı aptaldır” derken de bunu yapıyordu. Bu sözlerin bir benzerini yıllar önce Ziya Paşa söylemişti: “Millet-i Osmani ferden ukala, cem’an budaladır.” Nedense kimse Ziya Paşa’ya kızmıyor artık. Yapı-Endüstri Merkezi’nde katıldığı toplantılardan birinde dile getirdiklerini o zaman tuttuğum notlardan buraya aktarmak istiyorum. Toplantının konusu “İstanbul”du. İşte Aziz Nesin’in, yukarıdaki düşünceleri doğrular nitelikteki sözleri: “İstanbul sorunu Türkiye’nin sorunudur. Türkiye’nin sorunları çözülmeden İstanbul’un sorunları çözülemez. ” “Türkiye burjuvalaşamadı, burjuva olmadan da kent olmaz. Kenti kent yapan içindeki lnsanlardır. Tıpkı bir tiyatronun seyircileri gibi. Biz 1950’lerde burjuvalaşmaya başladık. Bu, sonradan görme burjuvalıktır”. Görmemiş burjuva Türkiye’yi bu hale getirmiştir.” “Sermaye, Truman doktrini ve Marshall yardımıyla Türkiye’ye girmeye başladı. Kentlerde önce binalar yapılmaya başlandı, ardından evlere görmemiş burjuvanın hacıağa mobilyaları girdi. Daha sonra duvarlara resim asmak gerekti, böylece galeriler arttı, sonra da bilgi konservesi ansiklopediler evlere giren kitaplıkları doldurdu. ” Aptallık konusunda da aynı gün şunları söylemiş: “Aptallıkları yazıyorum kızmıyorlar; aptalsınız diyorum kızıyorlar. ” Aziz Nesin’le ilgili olarak yurtdışında başımızdan geçen hoş bir olayı anlatarak yazıyı noktalamak istiyorum. Birkaç yıl önce ABD ‘de Boston’da, mimarisini merak ettiğimiz Hyatt otelini görmeye gitmiştik. Kent merkezinin oldukça uzağında olan oteli gezdikten sonra girişte kendi aramızda konuşarak vakit geçirmeye çalışıyoruz. Otel konuklarını kent merkezine götürecek otobüsün gelmesine daha bir hayli zaman var. O sırada otel görevlilerinden biri yanımıza yaklaştı, “Siz Türksünüz değil mi?” diye sordu İngilizce olarak ve yanıtı beklemeden sürdürdü: “Ben İran kökenliyim; komşularımız arasında pek çok Türk vardı; o nedenle Türkçeyi tanırım.” Hemen ardından sözü Aziz Nesin’e getirdi. Nesin’in Farsçaya çevrilmiş bütün kitaplarını okuduğunu anlatıyordu büyük bir saygı ve hayranlıkla… Bu kısa söyleşiden sonra otelin bir minibüsüyle bizi özel olarak kent merkezine gönderdi. Dünyanın bir ucunda Aziz Nesin sevgisinden yararlanmıştık. Türkiye’ye dönüşte, YEM ‘deki bir toplantı sonrası, öyküyü Aziz Nesin’e anlattım, “sayenizde ABD’de hem parasız seyahat ettik, hem de zaman kazandık” dedim. Alçakgönüllü bir şekilde gülümsemekle yetindi. Sanki kitapları otuz dile çevrilmiş büyük yazar kendisi değildi. (1) O zamanlar henüz tanrıtanımaz değilmiş herhalde. |

