|

Barselona için Cerda planı.
Dok: Barcelona A City and Its Architecture, Josep Maria Montaner, Taschen, İspanya 1997.

Casa Batllo, A. Gaudi, 1904-07.
Modernismo’nun Gaudi eliyle biçimlendirilmiş ünlü örneklerinden bir başkası. Casa Mila’nın çok yakınında, yine Garcia Caddesi üzerinde.
Ön cephesinin karnavalı simgelediği söyleniyor. Casa Batllo’yu “maskeli bina” olarak tanımlayanlar da var. Kimilerine göre de Aziz Jordi’nin bir ejderhayı öldürmesini tasvir ediyor; cephelerdeki kemik görünümlü taş sütunlar, canavarın yemiş olduğu kurbanlarının kemiklerini simgeliyormuş. Söylenenler bir yana, yapının doğalcı organik anlayışın en güzel örneklerinden biri olduğu kuşkusuz.
Geçen Ekim ayında bir “Beyaz Çimento Gezisi” için İspanya’ya uzandık. Ziyaret edilecek şehirler Barselona, Castellon ve Valencia idi. Beyaz çimentonun en iyi ve en yaygın kullanıldığı ülke olarak anılıyordu İspanya. İçinde bizim de yer aldığımız bir grup mimara oradaki uygulamalardan örnekler gösterilmesi amaçlanmıştı (1).
Bu sayıda sayfalar daha fazlasına olanak vermediği için ancak Barselona’dan söz edebileceğiz. İlerde de ötekilere değiniriz.
Barselona’yı yıllar önce, yanılmıyorsam, 1979’da görmüştüm.
O tarihlerde Katalonya’nın resmi başkenti olmanın arifesindeydi. Katalonya’nın özerkliği konusunda heyecanlı tartışmalar gündemdeydi. Anımsadığım kadarıyla Katalanca İspanyolca’nın yanısıra okullara ya yeni girmişti, ya da girmek üzereydi.
Aradan geçen zaman içinde siyasal ve kültürel sorunlar çözülmüş. Katalonya özerlik, Katalanca özgürlük kazanmış. Sokakların, meydanların adları bile artık iki dilde yazılıyor, ama iki dil birbirine öylesine yakın ki, insan, niçin bu denli didişmişler acaba diye düşünmekten kendini alamıyor.
Barselona ilk ziyaretimden bu yana, büyük organizasyonlara evsahipliği yapmanın da katkılarıyla çok gelişmiş (Doğal ki Türkiye’deki yerleşmeler anlamında değil; olumlu yönde bir gelişme bu). Gelişme, daha ilk bakışta çarpıcı olarak kendisini gösteriyor.
Dünya çapındaki organizasyonlara evsahipliği yapmak Barselonalıların geleneğinde var. Barselona önce 1888’de, sonra 1929’da dünya fuarlarını düzenlemişti. Son yıllarda, 1992’de olimpiyatlara, 1996’da UIA Dünya Mimarlar Kongresine evsahipliği yaptı (2).
Bütün dünyanın bir ekonomik bunalım yaşadığı 1929 yılında Barselona bir dünya sergisiyle adını duyurmuştu. Bütün bu uluslararası olaylar her defasında şehrin elden geçirilmesine, kentsel gereksinmelerin karşılanmasına, yepyeni bir canlılığa, yeni mimarlık yapıtları kazanılmasına yol açıyor, olanak tanıyor. İşte, çok iyi anımsanacağı gibi, 1929 Barselona fuarındaki Almanya pavyonu, mimarlık tarihindeki yerini bu sayede almamış mıdır? Barselona Pavyonu ve ilk kez orada kullanılan “Barselona Koltuğu”da, bunların yaratıcısı Mies van der Rohe kadar ün kazanmış mıdır? Barselona adı sürekli olarak her defasında bunlarla birlikte anılır.
1992 Barselona Olimpiyatları nedeniyle şehir bir kez daha ele alınmış, Olimpiyat Kompleksi de Montjuic’te (Yahudi Tepesi) eski olimpiyat stadının eteklerinde kurulmuş. Eski stadyum Barselona’nın 1936 Olimpiyatları adaylığı için 1929 yılında inşa edilmiş, ancak. 1936 Olimpiyatlarının Berlin’de düzenlenmesine karar verilmesi üzerine bu amaçla kullanılamamıştı. Berlin Olimpiyatlarına Yahudilerle komünistlerin katılmalarını engelleyen Hitler politikasını protesto amacıyla, burada alternatif bir halk olimpiyatı düzenlenmesi düşünülmüşse de bu tasarı General Franco engeline takılmıştı.


Columbus Sütunu, 1882-86
Tepesinde Kristof Kolomb’un heykeli yer alıyor. 1888 Barselona evrensel sergisi için yapılmış. Ünlü Rambla Caddesi’nin denize ulaştığı noktada Portal de la Pau Meydanı’ndaki anıt şimdi Barselonalıların parasal katkılarıyla onarılıyor. Onarım için çevresini kuşatan panoların üzerinde Barselonalıların dayanışmalarını insan kulesiyle simgeleyen büyük bir fotoğraf var. İnsan kulesi bir Barselona geleneği. Her yıl yarışması bile yapılıyor. Bugüne değin kule en çok dokuz kata ulaşılabilmiş

Casa Mila, A. Gaudi, 1905-10.
Gaudi’nin en ünlü yapıtlarından ve Modernismo’rıun en güzel örneklerinden biri. Barselona’nın önemli caddelerinden Gracia üzerinde apartman binası olarak inşa edilmiş, şimdi bir banka-sigorta şirketine ait ve büro olarak kullanılıyor. Casa Mila’nın öteki adı Pedrera (taş ocağı).
Dalgalı, taş yüzeyli bir cephesi, dövme demirden amorf balkon korkulukları var. Yapının cephelerinde olduğu gibi, planında da doğru çizgi yok.
Apartman dairelerinin iç bölmeleri de yine eğrisel yüzeyli. Düşey taşıyıcılar olarak yalnızca kolonlar kullanılmış. Düz çatıda ise duman ve hava bacaları antropomorfik heykeller haline getirilmiş. Merdiven yerine asansör kullanılıyor. Yine eğrisel konturlu, doğaya açık iki iç avlusu çok ünlü.

Hotel de Las Artes, SOM, 1986-92.
Yeni Olimpiyat Limanı’nda tasarlanmış olan iki gökdelenden biri. 155 m yüksekliğindeki otel, olimpiyatlar öncesinde, Günüllüler Meydanı’nda yapılmış. Burası eski bir sanayi bölgesi imiş.
Kimi bacalar o günlerin anısı için korunmuş. Otelin çevresinde bir marina ile çok sayıda lokanta yer alıyor.
Barselona’nın tarihsel geçmişine kısaca değinmekte yarar var. Tarih boyunca Katalonya’nın en önemli şehri olmuş. Şimdi de 1979’dan beri Katalonya’nın başkenti. 16. yüzyılda İspanyol monarşisine bağlanan Katalonya’ya 1931 ‘de özerklik verilmiş, ama bu uzun sürmemiş. Seçimle iktidara gelmiş olan Cumhuriyetçilerin Katalanlara ve Basklara özerklik vermesi İspanya İç Savaşına yol açmış. 1936’da başlayan iç savaş 1939’a kadar sürmüş. Barselona, militer-milliyetçi Franco güçlerine karşı sürdürülen savaşta Cumhuriyetçilerin (Frente Popular) direniş merkezi olmuş. Öyle bir savaş ki, sürdüğü 32 ay içinde İspanya’da 600 bin kişinin ölümüne neden olmuş.
Franco güçleri ancak Barselona’nın düşüşünden sonra Cumhuriyetçileri Fransa’ya sürerek savaşı kazanabilmişler ve Mart 1939’da Madrid’e girmişler, Franco faşizmi böylece iktidara gelmişti. Savaşın galibi Franco 1939’dan başlayarak, öldüğü 1975 yılına kadar, tek partisiyle İspanya’nın tek egemeni, yaşam boyu devlet başkanı “caudillo”sudur.
General Franco rejiminin bitişinden sonra 1978’de çıkarılan yeni anayasa ülkenin 17 bölgesinde özerk birimler, otonom hükümetler kurulmasını kabul eder. İşte Barselona da 1979’dan itibaren yeni anayasa çerçevesinde bu otonom yönetimlerden biri olan İspanya’nın endüstri merkezi Katalonya’nın başkenti olur.
Barselona, endüstri devrimi ve Süveyş Kanalı’nın açılmasından sonra Akdeniz’de önemli bir liman şehri olmuş ve zenginleşmiş. Yukarıda anlatıldığı gibi de, dünya çapındaki önemli olaylar sayesinde bir yandan yeni binalar, yeni tesislerle zenginleşirken, bir yandan da tarihsel dokusunu ve tarihsel yapılarını korumasını bilmiş. 14. yüzyıldan kalma pek çok yapı sağlıklı bir şekilde hala ayakta.. Bugün bu özellikleri nedeniyle Barselona çok önemli bir turizm merkezi.

19. yüzyılda, gelişen Barselona’nın sur dışında düzenli bir şekilde yayılabilmesini sağlamak üzere Madrid Hükümeti yeni bir şehir planı için mühendis Ildefons Cerda’yı görevlendirmişti. Gelişme alanları Cerda’nın 1859’da onaylanan Eixample planına göre düzenlenecekti. 113,33 m x 113,33 m lik yapı adalarından oluşan ortogonal ızgaralı bir plan söz konusuydu. Yapı adalarında çepeçevre yer alacak dört katlı yapıların alt katları atelye olarak kullanılacaktı. Plana göre yapı adalarının köşeleri 45 derece verev kesildiği için yolların kesiştiği noktalarda sekizgen meydanlar oluşuyordu. Köşe pahları trenlerin kolay dönebilmesi için düşünülmüştü, Cerda kentin tren hatlarıyla donatılacağını tasarlıyordu, ancak bu, hiçbir zaman gerçekleşmedi. Cerda’nın homojen, dik ızgara planı Modernismo mimarlarının beklentilerine, yapmak istediklerine tam olarak yanıt verememiş kuşkusuz. Onlar bireysel ayrıntılara, düzensiz kıvrılan çizgilere olanak tanıyan bir düzenlemeyi yeğlediklerini belirtiyorlardı. Buna karşılık planın esnekliği modern Barselona’nın düzenli gelişmesine olanak sağladı. Yaklaşık yüz yıl süreyle de trafik sorunu yaşanmadı. 1891’de plan yeniden gözden geçirilerek daha yüksek yapılara izin verildi.
Alt katlar da bu kez çeşitli konulardaki dükkanlara tahsis edildi..
Bu dükkanlar Modernismo’nun bugün dahi yaşayan güzel örneklerini oluşturdular. Yolların tümü bugün tek yönlü trafiğe açık. Adaların ortasında halka açık olarak bırakılmış yeşil alanlar zamanla binalara yapılan eklentilerle işgal edilmiş. Şimdi şehri yönetenler bunları kaldırarak yeşil alanları kurtarmaya çalışıyorlar. Bu çabalara karşın, eski mahallelerin artık düşüş halinde olduğu da gözden kaçmıyor.
1888 Dünya Sergisi, Barselonalıların “Modernismo” diye adlandırdıkları bir tür” Art Nouveau”nun elitist bir akım olarak yeşermesine yol açmıştır. Modernismo (1880-1920) Art Nouveau’nun yerel bir versiyonu olmanın çok ötesinde bir Katalan olgusudur. Katalanlar kültürel ve ulusal kimliklerinin Ortaçağ’da yattığına inanıyorlardı. Modernismo, William Morris’in İngiltere’deki Arts and Crafts hareketinden etkilenmiş, buna endüstriyi eklemişti. Yeni akım, gücünü biraz da Katalonya’nın sanayileşmesinden alıyordu. Pek çok sanatçı tarafından benimsenen Modernismo yalnızca mimarlıkta değil, dekorasyonda, el sanatlarında, müzikte, resim ve edebiyatta da etkili oldu.
Barselona’nın doğusunda 20 hektarlık bir alanda kurulan Parc de la Ciutadella’da yer alan ve Doğu etkileri ile tarihsel referanslar taşıyan sergi daha sonra yıkılmıştır. Paris’teki Eyfel Kulesi öncesi, Mimar Eugenio Serrano’nun, serginin simge yapısı olarak önerdiği 210 m yüksekliğindeki kule ise hiç yapılmamıştır.



Modernismo’nun en ünlü temsilcisi mimar Antoni Gaudi i Cornet’tlr. İlk yapıtlarında İslam mimarlığını anımsatan eklektik (seçmeci) bir eğilim gösteren, daha sonraları Katalan Rönesansı olarak anılan ulusalcı bir akım içinde yer alan Gaudi Art Nouveau’ya üçüncü boyutu kazandırarak bunu strüktür araştırmalarına da uyarlamıştır.
Güell Parkı (1900-14), Güell Şapell (1898-1915), Casa Batllo (1904-07), Casa Mila (1905-10) ve hiç kuşkusuz Sagrada Familia, Gaudi’nin bu akıma güç kazandıran en önemli yapılardır.
Modernismo’nun ardından 1920’lerde Noucentismo akımı egemen olur. Kökleri Ortaçağa dayalı olan Modernismo’ya karşılık Akdeniz klasisizminin kültürel “revival”ı olan Noucentismo klasik yöntemlerden ve öğelerden yararlanacaktır. Modernismo Barselona’sı yüksek kentsoyluların şehriydi, Noucentismo ise şehirleşmenin, hızlı göçün, denetimsiz beğenilerin.. 1929 Dünya Sergisi’nde Noucentismo, akademik uygulamalar ve rejyonalist örneklerle boy gösterirken Mies van der Rohe’nin Almanya Pavyonu tek istisnayı oluşturmaktaydı. Pavyon sergi sırasında çok az ilgi çekmesine karşın, alçakgönüllü sade strüktürü yayınlar yoluyla tanındıktan sonra, Modern Mimarlığın Katalonya’da doğuşunun habercisi ve temel taşlarından biri olarak öylesine çok anılmıştır ki, fuardan sonra yıkılmış olmasına karşın yıllar sonra yeniden yapılması gündeme gelmiş ve 1985’te aynı yerde bir replikası yapılmıştır.
Sonraki yıllar Art Deco, Rejyonalizm ve Rasyonalizm yıllarıdır.
O yıllarda Le Corbusier, Katalonya’da en çok hayranlık duyulan mimardı. Barselona’ya geldi kentsel reform için şehir planının yeniden gözden geçirilmesi çalışmalarına katıldı (1933-34). Macia planı olarak anılan bu planda zoning (bölgeleme) anlayışı geçerliydi.
Cerda planına çok büyük konut blokları eklendi bu revizyonla.
CIAM’ln çağdaş esintileri, etkisini İspanya’da da göstermekte gecikmedi; CIAM’a bağlı modern hareket başladı. 1930’da Josep Lluis Sert, Sixt Yllescas ile birlikte GATCPAC’ı (Çağdaş Mimarinin Gelişimi için “Grup d’Artistes i Tecnics Catalans) kurmuştu Bu kuruluş sonradan GATEPAC oldu, CIAM’a bağlı olarak da CIRPAC adını aldı. Plan Macia’yı işte bu sonuncu grup Le Corbusier ile birlikte geliştirdi.

Joan Miro Vakfı, Sert, Jackson ve Ortaklan, 1972-74.
Joan Mira tarafından 1971 yılında kurulan vakfın iki ana amacı vardı.
Birincisi; sanatçının yapıtlarının barındırılıp sergilenmesi, ikincisi ise çağdaş sanatın uluslararası düzeyde yüreklendirilmesi.
Yapının mimarı Sert, sanatçının yakın arkadaşıydı.
Yapıda Le Corbusier ilkelerinin etkileri görülür.

|
|

Babble Kulesi, Santiago Calatrava ve Hareketten Bir An, Aiko Miyawaki. Vittorio Gregotti’nin Olimpiyat Stadı ile Arata Isozaki’nin spor salonu (Palau Sant Jordi)’nin arasındaki düzlükte yer alan kule, hem Barselona telekomünikasyon sisteminin bir parçası, hem de 1992 Olimpiyatlarının simgesi olmak üzere dikilmiş. Kaynaklı çelik konstrüksiyonlu iki ayağının birleştiği noktada basık koni şeklinde bir mesnedin üzerinde yükseliyor ve iğne şeklinde bir antenle sonlanıyır. Antenin tepe ucu yerden 136 m yükseklikte. Calatrava’nın kule için ilk önerdiği biçim işverence değiştirilmiş. Aralarında Gau Aulenti, Alvaro Siza, James Stirling gibi ünlülerin de bulunduğu 58 mimar bu kulenin yapımına karşı çıkmışlar, hatta engellemek için imza toplamışlar. Öndeki sütun -heykeller ünlü mimar Arata Isozaki’nin eşi Aiko Miyawaki’nin. Bkz. YAPI 163, s. 103).

Olimpiyat Stadı. 1992 olimpiyatları için elden geçirildi. Tarihi cephe ve giriş korundu.
Arenanın düzeyi alçaltılarak yeni seyirci yerleri elde edilmesi sonucunda stad 60 bin kişilik kapasiteye getirildi ayrıca, çağdaş olanaklarla donatıldı. İletişim, rahat oturma ve seyir olanakları yaratıldı.
(1932-34). Grup İç Savaşın bitiminde faşist rejimin gelmesi üzerine dağıldı; üyelerinin pek çoğu Amerika’ya sürgüne gittiler.
Josep Lluis Sert daha sonraları Modern Mimarlığın, rasyonalist ilkelerin İspanya’daki öncülerinden oldu, hatta 1947-56 arasında CIAM’ın başkanlığını üstlendi. Montjuic Parkı’ndaki Joan Miro Vakfı yapısı (1972-74), Sert’in mimarlık anlayışını yansıtan iyi bir örnektir.
İç savaş Modern Mimarlık hareketini 1950’lere değin durdurdu. Faşist rejimin baskısı özellikle kamu yapıları için daha uzun yıllar sürdü.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında tüketim toplumuna yöneliş söz konusudur artık..
1970’lerde yaşanan ekonomik çöküşle inşaat etkinliklerinin yavaşlaması mimarları kuramsal çalışmalara yöneltti. Martorell-Bohigas, Mackey-Clotet-Tusquets (Studio PER), Bofill gibi mimarlar Modernismo kaynağından yararlanarak yeni bir dil yaratmaya çalıştılar.
1980’lerde Barselona, kent planlaması açısından bu kez Oriol Bohigas yönetiminde yeniden ele alındı. Ekim 1986’da, 1992 Olimpiyatlarının Barselona’da yapılması kararının da kesinleşmesiyle yeni plan şehir için yeniden yapılanma projesi oldu. 1932’de gerçekleşmeyen olimpiyat düşü, 1986’da gerçekleşecekti.
Şehrin çekirdeği değil, fakat çevresi yeniden düzenlendi: kıyı şeridi, tepelerin yamaçları… En önemli yapıları iki özdeş gökdelen olan Olimpiyat Köyü, Cerda planının karakteristik ilkelerinden bağımsız olarak ele alındı; Anell Olimpiyat kompleksi ise, yukarıda da belirtildiği gibi, Montjuic’te eski Olimpiyat Stadı’na komşu olarak gerçekleştirildi. Çok geniş bir platform çevresinde dört ana tesis yer aldı: Olimpiyat stadı; Olimpik kapalı arena: Palau Sant Jordi, Beden Eğitimi Koleji, Picornell Sarayları.
Ayrıca olimpiyat için şehir ölçeğinde gerekli altyapı düzenlemeleri yapıldı, çevre yolları, bulvarlar, köprüler, tüneller ve metro hatları elden geçirildi ve eklemelerle geliştirildi. Yeni havalimanı terminali de Ricardo Bofili’in tasarımına göre gerçekleştirildi (1987-91).

Palau Sant Jordi, Arata Isozaki,1984-90.
Olimpiyat stadının hemen yakınında çokamaçlı bir salon. Spor etkinliklerinin yanısıra, buz pisti, sergi ve konser için kullanılan salonda formun, Montjuic’in formunun yansıması olması amaçlanmış.
SAGRADA FAMILIA
Barselona’nın en önemli yapısı kuşkusuz Sagrada Familia. Yapımına 1882’de başlanmış. Yapının ilk mimarı Francisco de Paula del Villar i Lozano 1882-83’te yenigotik bir tasarımla işe başlamış. 1884’te görevi devralan Antoni Gaudi tasarımı değiştirmiş. Alışılmamış yeni tasarım Gaudi’nin yaşamının eseri olacaktır.

Antoni Gaudi yaşamının son 43 yılını Sagrada Familia’ya adamış. Yaşamı 1926 yılında yine bu kilisenin önünde bir tramvay kazası sonucunda, trajik bir şekilde 74 yaşındayken noktalanmış.
Çok ateşli bir Hıristiyan olan Gaudi’nin Sagrada Familia’daki amacı “taştan bir incil yazmak”tı. Burada, İsa’nın yaşamından üç kesit söz konusuydu: “doğumu”, “son dönemleri ile ölümü” ve “zafer”.
Bu sonuncu kesite ilişkin bölümlerin yapımına daha başlanmamış. Kilisenin ana giriş kapısı da daha bitmemiş.
Binanın yapımı tıpkı eski katedraller gibi çok uzun bir süre alacaktı. Gaudi, aşağıdan temellerden başlayıp yukarıya doğru inşa etmek yerine, yapının çeşitli bölümlerini sırasıyla parça parça ele alıp bitirmeyi esas alan bir iş programını benimsemiş. Bu yöntem, eskilerin öncelikle, koroyu inşa edip sahınları ve cepheyi gelecek kuşaklara bırakmasını anımsatan bir yöntemdir. Bu, modern zamanlarda başka örneği olmayan bir uygulamadır. Gaudi, ancak doğu transeptinin İsa’nın doğumunu simgeleyen bir yan cephesi ile apsidin bir bölümünü tamamlayabilmişti. Eşi benzeri bulunmayan çalışmayı sürdürmek ölümünden sonra artık ustanın öğrencilerine kalıyordu.
Neo-gotik portayı ve -zaman zaman ıstakoz kıskaçlarına benzetilen çokrenkli 4 kulesi gerçeküstücülerin ilgi odağı olmuştu. Gaudi’nin yapıtı, şatafatlı düşsel evreni ile, başka bir Katalan dahi Salvador Dali’nin yapıtları arasında analoji (benzeşim) bulunur.
Taşın en büyük mimarlarından biri olan Gaudi’nin anlayışı, yenigotik çokrenkli cepheler, doğadan alınmış imgelerin, bitkisel ya da hayvansal izler taşıyan organik, kavisli formların bir araya geldiği bir natüralist Modernismo idi. Gaudi Ortaçağ’ın el işçiliği ve sanatsal dürüstlüğünün yanısıra doğadan da esin kaynağı olarak yararlanma yolunu seçmişti. Bu yöntem yalnızca dekoratif ayrıntılar için değil, strüktür için de geçerliydi. Uygulamalı sanatlarla mimarinin uyumlu birlikteliği, yani sanatsal bireşim (sentez) de Gaudi’nin programının vazgeçilmez bir parçasıydı. “insan yaratmaz, keşfeder” diyen Gaudi’ye göre doğru çizgi insanlar, eğri çizgi Tanrı içindi. Böylece tasarımları, inancına dayalı olarak, hiçbir zaman saf geometrik olmadı; bilinen, yaşayan şekillere dayalı oldu: kemik, kas, kanat, mağaralar, bulutlar, yıldızlar.. 1885’ten sonra bulduğu parabolik kemeri ve içe doğru eğik sütunları Sagrada Familia’da uyguladı. Gaudi, ünlü Fransız mimar Viollet-Ie-Duc’ün strüktür anlayışının, kuvvetlerin dağılımında yeni bir yorum olan ve “strüktürle kabuğu birbirinden ayırmak” şeklinde özetlenebilecek anlayışın izleyicisiydi. Bu yolla, gelenekle Art Nouveau’yu birleştirerek, parabolik kemer aracılığıyla heykel plastiğinden strüktüral plastiğe geçişi sağlamış oldu.

Gaudi 1926’da öldüğünde, natüralist Modernismoyu doruğa çıkaran dehası artık gözde olmaktan uzaktı. Çok bireysel oluşu nedeniyle Gaudi’nin çalışmaları bir ekol oluşmasına elverecek nitelikte değildi; değerlendirilmesi uzun yıllar gözardı edildi. Kırk yıllık bir emek ve şiddetli tartışmalardan sonra Gaudi adı bir sessizliğe gömüldü ve uzunca bir süre sonra Sir Nikolaus Pevsner’in 1949’da yazdıklarıyla kuramsal olarak yeniden gündeme geldi: “Gaudi’nin Sagrada Familia kilisesi, hiç kuşkusuz, ebedi güney Baroğunun en anakronik (tarihe aykırı, çağa uymaz) örneğidir.” Yine Pevsner 1957’de Gaudi’yi Art Nouveau’nun yarattığı tek dahi olarak tanımlayacaktı. Gaudi adının yeniden doğuşu için de kilise inşaatının bitirilmek üzere yeniden ele alınması kararını, yani 1960’lı yılları beklemek gerekecekti.
Kilisenin 150 yıl sonra bitirileceği tahmin ediliyor. Şu anda 8 kulesi tamamlanmış durumda. Kilise bitirildiğinde toplam 18 kulesi olacak. Kulelerin, simgesel anlamları var. Örneğin en yüksek kule İsa’yı simgeliyor.
Sagrada Familia bugün, yine Cerda planına göre düzenlenmiş 113,33 m x 113,33 m.lik bir yapı parselini işgal ediyor. Ancak, ileride komşu yapı adasında yer alan yapılar yıkılarak kilisenin gelişebilmesine olanak sağlanacak.


1986’da ise Josep Maria Subirach’ın cepheler için modern heykeller yapmakla görevlendirilmesi yeni bir aşamanın başlangıcı oldu.
Şimdi artık, Gaudi’nin öngördüğü ve uyguladığı taş işçiliğinin yerini daha çok, fabrikada üretilip getirilerek yapıya monte edilen beton öğeler alıyor. Bu nedenlerle olsa gerek, 1960’tan bu yana yapılanlarla Sagrada Familia “Kitsch Katedrali” olmakla eleştiriliyor.
İnşaatı Gaudi’nin kurduğu dernek bağışlarla yürütüyor; yapının, inananların katkılarıyla bitirilmesi amaçlandığı için hükümet ya da benzeri kaynaklardan ya da dış kaynaklardan yardım kabul edilmiyor. Şu anda yapımı rahatça sürdürebilecek kadar paraları olduğu, hatta fazlaları bile olduğu söyleniyor. inşaatın temposu para akışının gerisindeymiş. Bu nedenle üretilmiş, kimi parçaların fabrikalarda bekletildikleri biliniyor. Nitekim, ziyaret ettiğimiz beyaz çimentodan prefabrike elemanlar ve kent mobilyaları üreten bir tesiste Sagrada Familia için üretilmiş parçaları da gördük.
Bugünkü durumu özetlersek, Sagrada Familia Barselona’ya gelen herkesin ziyaret ettiği bir turistik nokta, bir ilgi odağı olmuş. Önceki ziyaretim sırasında durum böyle değildi. Diyebiliriz ki, aradan geçen yirmi yıllık sürede, yapının dinsel önemi turistik öneminin gerisine düşmüş. Kiliseye girip bitmiş bölümleri, içerideki müzeyi, maketleri, çizimleri, hatıra eşyası satış yerini gezebilmek için dışarıda büyük kuyruklar oluşuyor. Giriş bileti almak üzere gişeye ulaşabilmek için uzunca bir süre sabırla beklemek gerekiyor.
Yapının böylesine bir ilgi odağı haline gelmesinin nedeni, bir turistik atraksiyona dönüştürülmüş mimari özellikleri.. Yoksa dünya yüzünde kaç kilise böyle bir ilgiye mazhar olabilmiştir? Üstelik, yapım halindeyken ve bitimine yüz elli yıl kala.. Her yıl İspanya’ya gelen turist sayısı elli milyonun üzerinde.. Ülkenin nüfusundan fazla. İspanya’nın turizm endüstrisini besleyecek malzeme gereksinimi var.
(1) Davet sahibi ÇİMSA firmasına, düzenlediği bu inceleme gezisi dolayısıyla bir kez daha teşekkür ederim.
(2) Bu kongrenin 2005’te İstanbul’da yapılacağını anımsatalım.
KAYNAKLAR
• Barselona / A City and its Architecture / An Essay by Josep Maria Montaner, Taschen, 1997.
• Encyclopaedia of 20th- Century Architecture, Thames and Hudson, 1983.
• Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, İspanya ve Gaudi maddeleri, YEM Yayın, 1997.
• Bernard Blistene, Une Histoire de I’Art du XXe siecle, Beaux-Arts magazine, Centre Pompidou, Paris 1999.
On Barcelona
It was 1979, I believe when I first saw Barcelona and since that first visit, helped by the hosting of major international events, the city has grown considerably. Much earlier world exhibitions held in the city in 1888 and 1929, and more recently the Olympic Games in 1992 and the UIA World Conference of Architects in 1996 have brought with them renovation, improvements in facilities, new vigour and new works of architecture.
Even as early as the 19th century plans for the city’s expansion were included by engineer Ildefons Cerda in his new city plan for Barcelona. Any new expansion was to be laid out according to Cerda’s Eixample plan approved in 1859.
The World Exhibition of 1888 gave rise to an elitist art nouveau movement referred to by the people of Barcelona as Modernismo. In the wake of Modernismo in the 1920s came the Noucentismo movement. Unlike Modernismo, which looked back to the Middle Ages for inspiration, Noucentismo was a revival of Mediterranean classicism, making use of classical approaches and elements.
It was around this time that Le Corbusier came to Barcelona and participated in revisions to the city plan in 1933-34. Known ‘as the Macia Plan, it was based on the concept of zoning and added very large residential blocks to the Cerda plan.
In the 1980s Barcelona’s city planning was tackled a new under Oriol Bohigas. When, in October 1986, Barcelona was selected to host the 1992 Olympic Games, the new plan sprouted into a rebuilding project. Although the nucleus of the city was not touched, the environs, shoreline and hilly outskirts were now part of the project.
Sagrada Familia
Barcelona’s most outstanding monument is without doubt the church Sagrada Familia, the construction of which began in 1882. Its first architect Francisco de Paula del Villar i Lozana started out with a neo-gothic design in 1882-83, but in 1884 his successor Antoni Gaudi made radical changes to the design.
Instead of building up from the foundations, Gaudi constructed sections of the building one by one. This method was like building the choir stalls first, and leaving the nave and façades for future generations. Gaudi, one of the greatest architects of stone, approached the project as a naturalistic Modernismo, with neo-gothic polychrome façades and organic curving forms inspired by animals and plants.
After Gaudi’s death which occured when he was hit by a tramcar just in front of the church, the building was forgotten for some time. Then in the 1960s interest in the building was revived, and has evolved into the tourist attraction that it is today.
When Josep Maria Subirach was commissioned to make modern sculptures for the façades in 1986, it marked a new phase in the development of the building. Today where Gaudi’s carved stone image ended precast concrete elements continue the construction. For this reason, Sagrada Familia has been a target of crtiticism and nicknamed the “Kitsch Cathedral”.
It is estimated that the church will take a further 150 years to complete. At present only eight of its total eighteen towers have been built.
|