| Başarının Ödülü, Başarısızlığın Bedeli |
Kaynak :
11.12.2003 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Bakın, 16 Ekim günü neler yazmışım : “Şimdi, Portekiz’e Avrupa Şampiyonasına gidebilmek için baraj maçında Letonya’yı geçmek zorundayız. Şansa inanmadığımı söylerim hep, ama torbadan çıkana başka ne denir ki ? Evet, bu bizim için şanslı bir kura oldu. Yine her şeyi toz pembe görmeye, bunu da abartmaya başladık bile. Gazete başlıkları bunun kanıtı : “Portekiz bileti torbadan çıktı”… “Kurada büyük ikramiye çıktı : Letonya”. “Yapmayın, etmeyin beyler… Ne olur bu denli abartmayın… İngiltere maçı için gerdiğimiz ipleri bu kez Letonya için gevşettikçe gevşetiyoruz. Letonya iki buçuk milyon nüfuslu bir ülke ama nüfus oranlarının da beklenmedik sonuçlar verdiğini acı deneylerle yaşamadık mı hiç ?” İşte sonuçta, iki buçuk milyon nüfuslu Letonya karşısında, sözünü ettiğim acı deneyi bir kez daha yaşadık ve elendik; Avrupa Şampiyonası için Portekiz’e gidemiyoruz. Bu sonuç son yıllarda futbolda önemli yerlere gelmiş olan Türkiye için başarısızlıktır. Bir önceki kupada dünya üçüncülüğünü kazan, bir sonrakinde Avrupa’nın ilk 16 takımı arasına bile gireme… Gerekçeleri ne olursa olsun sonuç, tam bir başarısızlıktır. Her şeyi abartan, her konuyu sürümün bir aracı haline dönüştüren medyayı eleştirebiliriz belki, ama asıl sorumluluğu öncelikle işin sorumlularında aramak gerekir. İlk sorumlular Türkiye Futbol Federasyonu ile teknik kadrosudur. Son zamanlarda Federasyon, tökezledikçe bahanelere sığınmak yolunu seçti hep. Hakemleri, soğuğu, sahayı suçladı. Hatta daha ileri giderek eski Federasyon başkanı ve UEFA Başkan Yardımcısı Şenes Erzik’in Letonya’daki maça gitmemesini bile başarısızlığın nedenlerinden biri olarak göstermeye kalkıştı. Şu anda Federasyon başarısız. Her şeyi bir yana bıraksak bile alınan sonuçlar bunu açıkça ortaya koyuyor; bahaneler başarısızlıkları örtmüyor. Daha önce de yazdığımız gibi, “hiçbir |
bahane başarının yerini tutmuyor”.
Dünya Kupasında üçüncülüğü kazandığımızda Federasyonu, teknik kadroyu ve futbolcuları ülkece tek yürek olup kutladık. O, başarıydı. Herhalde şu anda geldiğimiz noktada, kendilerini övgüye değer görmemizi bekleyemezler. Başarının bedeli ödendi; başarısızlığınki de ödetilmeli. Federasyon ve teknik kadro ülkedeki verimli bir dönemin meyvalarını topladılar. Dünya Kupası öncesinde çok iyi bir performansı olan Galatasaray, Ulusal Takımın belkemiğini oluşturdu. İyi sonuçlar böyle sağlandı. Ancak ne var ki hep buna bel bağlanarak başarının sürdürüleceği sanıldı. Teknik kadro, yeni durumu kavrayıp anlayışını değiştirmekte ürkek ve beceriksiz davrandı. Takımı yeni gelişmelere göre düzenleme yürekliliğini gösteremedi. Bugün, büyük takımların durumu kötü. İçine düştükleri parasal çıkmaz, büyük kulüpleri sarsmakta. Buna karşılık Anadolu takımları çıkıştalar. Tutukluklarını biraz yenseler, biraz da hakemlerin çifte standartlarına uğramasalar Süper Lig çok renkli ve çok değişik görüntülere sahne olacak. Gençlerbirliği ve Gaziantepspor’un UEFA’da, birçok Anadolu takımının İstanbul büyükleri karşısında aldıkları sonuçlar bile bu görüşleri doğrulamaya yetiyor. Yakında T. Futbol Federasyonu’nun genel kurulu ve seçimi var. Haluk Ulusoy Federasyonu başarılar yaşattı; teşekkür ederiz. Ancak şu anda başarısız… Başarının ödülü, başarısızlığın bedeli vardır. Bunu kendilerinin de görmeleri gerekir. Aslında bu tür görevler, ömür boyu üstlenilecek türden görevler değildir. Bir bayrak yarışındaki gibi, görev el değiştirmelidir. Bu, yalnız federasyonlar için değil, kulüpler için de böyle… Şimdi 2006’da Almanya’da düzenlenecek Dünya Kupası için kuralar çekildi. Bu kez kolay-zor tartışması yerine yepyeni bir sayfa açılmalı. |

