| Bilen ve “Benbilirimci” Üzerine |
Kaynak :
27.02.2002 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Geçen hafta Fenerbahçe’nin yeni stadından söz ederken “bilen” ve “benbilirimci” kişilerin davranışlarına değinmiştim. İsterseniz bu konuyu biraz açmaya çalışalım. Bilen, bilir; en azından neleri bildiğini, neleri bilmediğini bilir. Benbilirimci çoğu kez bilmez, bildiğini sanır ya da iddia eder. Bilen en azından kendisini bilir. Benbilirimci kendisini bilmez; hep kendisini haklı görür. Bilen görür; benbilirimci bakar, görmez. Bilen dinler; benbilirimci karşısındakini dinlemez, çoğu kez kendisi konuşur. Bilen düşünür; benbilirimci düşünmek gereğini duymaz; kendi hazır reçetelerini kullanmayı yeğler. Bilen, danışır; öğrenmeye açıktır. Benbilirimcinin kepenkleri bilgiye kapalıdır. Bilen yapar. Benbilirimci yapar gibi görünür, yapamayınca, başkalarınca engellendiğini savunur, bahaneler üretir. Bilmez ki hiçbir bahane, başarının yerini tutmaz. Bilen, alçakgönüllü olur; benbilirimci çevresindekilere tepeden bakar, yüksekten atar. Benbilirimci için en geçerli sözcük “ben” dir. Ünlü Fransız düşünürü Montaigne daha 16. yüzyılda “ben nefret vericidir” dese de benmerkezliler için “ben” kutsaldır. Bu yazıyı dilediğinizce uzatabilirsiniz. Bütün bunları niçin yazdım ? Benbilirimcilerin sayısı öteden beri özellikle siyasette çoktur. Son zamanlarda spor çevrelerinde çok arttığının siz de farkındasınızdır herhalde.. Normal yaşamda böyle tiplerle karşılaşmanız hiç de rastlantısal değildir, aksine çok olağandır. |
Çevrenizde olan bitenlerin aktörlerine şöyle bir göz atmanız yeter de artar bile.. “Bilen”lerin hepsi yazdığım gibi midir ? Doğal ki bilen olmak yetmez, ama bilenin bilgeliğe daha yakın ve yatkın olduğu açıktır.
Diyebilirsiniz ki, “benbilirimciler yalnızca siyasette ve sporda mı var ? Başka alanlarda yok mu ? Onlar da çoğu kez herşeyi bildikleri savında değiller mi ?” Bilmem.. Bu iş benim konumun dışında. Onu da siz bilirsiniz. Benim bildiğim bir şey var : Bilenlerin yerini benbilirimciler aldığı sürece toplum kendisini geliştiremez, yerinde sayar.. Hattâ geri gider. Tanrı hepimizi benbilirimcilerden korusun. Derbi Üzerine Emre Kongar, yine geçen perşembe günkü yazısında ekrandaki inci örneklerine değinirken şöyle diyordu : “Bu arada Allah rızası için birisi çıkıp da bana “Galatasaray-Fener maçının” nasıl olup da “Galatasaray-Fener derbisi” haline geldiğini açıklar mı ? Gerçi “maç”da Fransızca kökenli bir sözcük, ama onu zaman içinde oldukça Türkçeleştirmiştik. Şimdi, benim bildiğim, İngiltere’deki yıllık at yarışları için kullanılan “derby” sözcüğü “maç”ın yerini nasıl aldı ? Hangi değerli spor yazarlarımızın ve spor servisi sorumlularımızın bu “gelişmede !” katkıları varsa onları kutlarım.” Rastlantıya bakın ki, aynı gün benim yazımın başlığı da “Yeni Statta Kırmızı Derbi” idi. “Derby”, İngilizce’deki özgün anlamıyla değerli yazar-düşünür Emre Kongar’ın dediği gibi. Fakat hem İngilizcede hem de Fransızcada bir anlamı daha var : “iki komşu takım arasındaki sportif karşılaşma” ya da “iki önemli yerel rakip arasındaki maç”. Bu durumda Fenerbahçe-Galatasaray maçı için derbi sözcüğü doğru, ama “derbi maçı” demek yanlış. |

