Binbirdirek Sarnıcı Onarımı(!) ve Düşündürdükleri Kaynak : 01.10.1999 - Yapı Dergisi - 215 | Yazdır

YAPI’nın Mayıs sayısında, “Büyüteç Altında” sayfasına Binbirdirek Sarnıcı’nın içinden çekilmiş bir fotoğraf basmış, altına da şunları yazmıştık: “İstanbul’un önemli ve mimarî özellikleri açısından ünik bir antik yapıtı olan, Vakıflar mülkiyetindeki Binbirdirek Sarnıcı’nda restorasyon sürüyor… Asma kat ekleniyor. Yapının tarihî nitelikleri bir bir yok oluyor… Sürdürülen inşaat, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası’na tümüyle aykırı. Bu vandallık kimin izniyle, nasıl sürmekte?” Bu yayınımıza, Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Bölge Müdürlüğü’nden, kendi deyişleriyle, bir tekzip geldi. Bunu Derginin Temmuz sayısında, anılan kurumun yanıt hakkına saygı adına yayımladık. Konuyu tartışabilmek amacıyla bir kez de buraya, olduğu gibi aktarıyorum. Gelen yanıt şöyle:

“İstanbul’un Bizans devrine ait en büyük iki sarnıcından biri olan Binbirdirek Sarnıcı, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülkiyetindedir. Senelerce tonozları kırılarak açılan deliklerden içerisine “çevredeki inşaat moloz ve hafriyatının sorumsuzca içine atıldığı” 4800 m2 lik antik yapı bu büyüklüğüne kıyasla girişi bulunmayan bir mezbelelik halindeydi. Üzerindeki binaların kanalizasyonlarının adeta yağmurlama sistemi şeklinde 224 adet mermer sütuna aktığı herhalde herkesçe bilinmiyordu. Bu olumsuzluklar yapının tarihi niteliğinin bir bir yok olmasının asıl nedeni değil miydi? Öncelikle yapının statik sorunlarının dikkatle ele alınması amacıyla İTÜ’den “Binbirdirek Sarnıcı’nın Taşıyıcı sistemi ve Onarım Önerileri hakkında” rapor alınmış, Koruma Kurulu’na iletilmiştir.

Yapıyı her gün ilerleyen olumsuz şartlarla bozan restorasyon öncesi tablo gözardı edilerek, şekilcilik üzerinde, parça ölçeğinde eleştirilerin yapılması üzücüdür.

Binbirdirek Sarnıcı’nda izinsiz hiçbir müdahalenin yapılmaması kaygısını taşıyan idaremiz Koruma Kurulu’ndan her uygulamanın kararını alma çabasını göstermiş ve almıştır. 10 adet kurul kararı mevcut olan, onaylı uygulama projesi bulunan bir kültür varlığı restorasyonu “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası’na tümüyle aykırıdır” şeklindeki tanımlamanın niteliği anlaşılamamıştır.

Ayrıca Koruma Kurulu’nca tasdikli uygulama projesinde “asma kat” diye tabir edilen mimari bir şekil bulunmamaktadır. Çünkü asma katın sözlük anlamı ‘bir binada genellikle zemin katı ile birinci kat arasına yapılan çoğu basık tavanlı, altında mekânın devam ettiği yarım kat’ olarak tarif edilmektedir. Halbuki içerideki dükkânlar çelik konstrüksiyon sisteminde, yapının bünyesine bağlanmadan inşa edilmiştir. Kat nitelemesi yanlıştır.

Bu tanımlama ancak yeni yapılan betonarme yapıda kullanılan yakıştırma bir sıfattır”.

Evet “tekzip” yani “yalanlama” böyle… Buna göre şu saptamalar ortaya çıkıyor:
1. İstanbul’un Bizans döneminden kalma en büyük iki sarnıcından biri olan Binbirdirek Sarnıcı Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülkiyetindedir.
2. Vakıflar Genel Müdürlüğü, mülkiyetindeki bu yapıya iyi bakamadığı için içine, çevreden molozlar atılmış ve yapı mezbelelik halinde kalmış. Üzerindeki binaların kanalizasyonlarının 224 adet mermer sütunun üzerine aktığı herkesçe bilinmiyormuş.
3. Bu olumsuzluklar yapının tarihsel niteliğinin bir bir yok olmasının asıl nedeni imiş.
4. Restorasyon öncesindeki bu tablonun gözardı edilerek, şekilcilik üzerinde, parça ölçeğinde eleştiriler yapılmasını Vakıflar Yönetimi üzücü bulmakta.
5. Binbirdirek’te izinsiz hiçbir müdahalenin yapılmaması kaygısını taşıyan Vakıflar Yönetimi Koruma Kurulu’ndan her uygulamanın kararını almış. Bu konuda 10 adet Kurul kararı varmış.
6. Koruma Kurulu’nca onaylı uygulama projesinde “asma kat” diye tabir edilen mimari bir şekil bulunmamakta imiş. İçerideki dükkânlar çelik konstrüksiyon sisteminde, yapının bünyesine bağlanmadan inşa edilmişlermiş. Kat nitelemesi yanlışmış. Bu tanımlama ancak yeni yapılan betonarme yapıda kullanılan yakıştırma bir sıfatmış. (Ne demekse?)

İşte, Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü’nün söyledikleri… Bir de söylemediği var: Bizans döneminden kalma, korunması 1. derecede gerekli yapı “Yap-İşlet-Devret” modeliyle birilerine verilmiş. Bu söylenmiyor nedense. Başka söylenmeyenler de var:

Binbirdirek’te yapılmakta olan inşaat uygulaması bir süre önce İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava konusu olmuş.

Dava konusu: Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait Binbirdirek Sarnıcı’nda izinsiz inşai faaliyette bulunarak 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet.

Mahkeme konuyu bilirkişi incelemesine vermiş. Bilirkişiye yönelttiği sorular şöyle:

a. 2863 sayılı yasanın 9. maddesine, Koruma Yüksek Kurulu’nun ilke kararlarına ve koruma kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak inşai ve fiziki müdahalede bulunulup bulunulmadığı,
b. Bulunuldu ise, bu müdahalenin korunması gerekli kültür ve tabiat varlığının yıkılmasına, bozulmasına, tahribine, yok olmasına veya her ne surette olursa olsun zarara uğramasına neden olup olmadığı.

Bilirkişi Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’ın 25 Ocak 1999 günlü raporunun Keşif ve İncelemeler bölümünün “d” maddesinde, “Kiracı kuruluş, Kurul’ca istenen projeleri onaya sunup tasdik ettirmeden ve Eminönü Belediyesi’nden ruhsat almadan inşai faaliyete geçmiştir.

Eminönü Belediyesi izinsiz ve 1/100 ölçekli avan projedeki ölçülere aykırı şekilde asma kat çalışmaları yapıldığını saptayarak, 19.6.1997 tarihinde yapı tatil tutanağı düzenlemiş ve durumu ilgili kuruluşlara (İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü, İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü) duyurmuştur.” denilmektedir.

“g” Maddesinde de, çalışmanın proje onayı alınmadan yani kaçak olarak başlatıldığının saptadığına değinilmekte. Madde şöyle:
“İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü‘nce Cumhuriyet Savcılığının 12.12.1997 gün ve 97/3306 sayılı evrakına cevaben hazırlanan 27.4.1998 tarihli yazıda, 1/50 ölçekli restorasyon projesinin henüz Kurul’ca onaylanmamış olduğu; Müdürlükçe yerinde yapılan incelemede uygulamanın restorasyon projesi onaylanmadan başlatıldığının tespit edildiği bildirilmiştir.”

Rapor’un, “Bilirkişiye Yöneltilen Soruların Cevapları” ve “Sonuç” bölümlerini, tarihe kalacak belge niteliğini de göz önünde tutarak buraya olduğu gibi aktarıyorum:

“BİLİRKİŞİYE YÖNELTİLEN SORULARIN CEVAPLARI

a) Eminönü ilçesi tümüyle bir sit alanı içinde kaldığından, yasa gereği burada yapılacak her türlü inşai faaliyet için ilgili belediyeden ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan izin alınması gereklidir. Bu koşula dikkat edilmeden faaliyete girişmek yasaya aykırıdır. Özellikle Binbirdirek Sarnıcı gibi antik bir yapıda çalışmanın özel koşulları vardır ve bunlar Vakıflarla yaptığı sözleşme gereği kiracı kuruluş tarafından bilinmektedir.

Kiracı kuruluşun Vakıflarla yaptığı sözleşmede işlemlerin yürütülme sırası da belirtilmiştir. Kuruldan onay alındıktan sonra, ilgili belediyenin de onayı gereklidir. Bu aşamalar atlanmış, Binbirdirek Sarnıcı’nda 2863 sayılı yasanın 9. maddesine aykırı olarak izinsiz inşai faaliyet yapılmıştır. İzinsiz, bir projeye bağlı olmadan yapılan her müdahale tarihî eseri bozucu risk taşır.
b)Keşif için Mahkeme Heyeti ile Sarnıç’a gidildiğinde inşai faaliyetin 1997’ye göre çok ileri bir aşamaya geldiği, yerlerin kaplandığı, ara kat döşemesinin ve dükkânlarının yapıldığı gözlenmiştir. Sürmekte olan inşaat, Kurulca 1998 yılında onaylanan bir projeyle yasal çerçeveye oturmuş olmalıdır.

Yapı tatil tutanağında inşai faaliyetin izinsiz olduğuna işaret edilmiş, ayrıca, eklenen dükkân ve ara katın avan projede öngörülenden daha iri kütleli yapıldığına da dikkat çekilmiştir. Nitekim onaylı avan projedeki stand ve ara kat ölçüleri tatil tutanağındakilerle karşılaştırıldığında, izinsiz uygulamada daha fazla yapı alanı kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu müdahale tarihi binanın içini aşırı işgal ederek, mekân etkisinin zarara uğramasına neden olmuştur.

Dosyada izinsiz yapılan inşaata ait fotoğrafik belgeleme bulunmadığından ve bugün durum çok farklılaştığından, izinsiz yapılan müdahalelerin Sarnıç’ın özgün yapısına fiziki bir zarar verip vermediği tespit edilememiştir.”

“SONUÇ

Bütünüyle korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olan Binbirdirek Sarnıcı henüz restorasyon projesinin hazırlanma aşaması tamamlanmadan, 2863 sayılı yasanın 9. maddesine aykırı bir müdahaleye maruz kalmıştır. Tarihî bir esere izinsiz olarak yapılan her müdahale gibi, bu eylem de bir suç oluşturmaktadır.

Kurulca onaylanarak açılsa da, antik bir yapının duvarının delinerek yeni giriş oluşturulması, tarihi esere yaşına ve kimliğine aykırı bir işlev verilmesi de koruma ilkelerine aykırıdır. Bu kötü uygulama vesilesiyle, Kültür Bakanlığı’nın koruması altında, saygılı işlevler verilerek yaşatılması gereken antik, arkeolojik nitelik taşıyan tarihi eserlerin Yap-İşlet-Devret yöntemiyle kiraya verilmesinin sakıncalarına da işaret etmek gereklidir. Bundan böyle evrensel önem taşıyan tarihi eserlerin yakışıksız müdahalelere maruz kalmamaları için yasal ve yönetimsel önlemler alınmasına ihtiyaç vardır.”

İşte, Bilirkişi raporu böyle.. Görüldüğü gibi, rapor, kendisini ve Yap-İşlet-Devret modeline uygun girişimcisini korumak kaygısı içindeki Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün yazdıklarıyla hiç bağdaşmıyor.

Binbirdirek Sarnıcı, İstanbul’daki en eski yapılardan biri. Unesco tarafından hazırlanmış “Dünya Mirası Listesi”nde yer alıyor. İşte böylesine değerli bir yapı Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce korunamadığı için Yap-İşlet-Devret modeliyle bir girişimci gruba, eski anlayışla adeta evlatlık gibi verilmiş. Girişimcilerin amacı, yapıyı korumak değil kuşkusuz.. En kısa sürede buradan sağlanabilecek en çok ticari kâra ulaşmak. Bu amaca ulaşmak için yapının alanını artırmak amacıyla içine kat eklerler, beton dökerler, kocaman havalandırma kanalları, tesisat boruları döşerler, bölmeler yaparlar.
Vakıflar, istediği kadar “eklenen asma kat değildi” diye çırpınsın.. Fotoğraf ortada, bilirkişi raporu ortada.. Adına ne derseniz deyin, eklenen düpedüz bir kat.

Gönderdiği tekziple Vakıflar’ın neyi yalanladığını ben anlayamadım.
Siz anladınız mı?

Böyle bir yapının korunup yaşatılabilmesi için izlenebilecek tek yol vardır: Yapı temizlenir, içindeki molozlar, dolgular kaldırılır, bilimsel yöntemlerle sağlamlaştırılır, restore edilir ve özgün yapıyla çatışmayacak bir işlevle yeniden yaşama döndürülebilir.
Binbirdirek’te yapılmakta olanları sanat ve kültür dünyasına, dış dünyaya, tarihe anlatamayız.

Bir türlü bitmek bilmeyen Ayasofya restorasyonunun da aklımı çelmesiyle kötü şeyler geliyor aklıma. Binbirdirek’e reva görülenler, Bizans yapıtlarını bizim saymayan anlayışın sonucu mudur acaba? Herhalde olamaz.. Bu topraklarda var olan her yapıt, her şey bizim. Bu topraklarda yaşayanların.. Binbirdirek Sarnıcı’nı korumak üzere Vakıflar Genel Müdürlüğü’nü ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nü göreve çağırıyorum.