Doping Kaynak : 22.01.1998 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Geçtiğimiz günlerde Türkiye yeni bir doping olayıyla sarsıldı. Oysa, Aralık ayında Tayland’da yapılan Halter Dünya şampiyonasında sporcularımızın kazandıkları şampiyonluk ve madalyalarla gurur duymuştuk. Yazık ki bu madalyaları kazanan üç bayan ve bir erkek sporcumuzun dopingli oldukları saptandı. Şimdi, yapılacak ikinci tahlilin sonuçlarına göre büyük bir olasılıkla derece ve madalyalar iptal edilecek, Türkiye halteri de cezalandırılacak.

Doping nedir, niçin yapılır ? Doping, bir yarışma öncesinde ya da yarışma sırasında performansı yapay ve geçici olarak artırmak için bilerek, kurallar dışı maddeler ya da yöntemler kullanmaktır.

Daha çok para, daha çok şöhret, daha çok gurur hedefi dopinge eğilimi artırıyor. Bu olgu, sporcular için olduğu gibi, zaman zaman kulüpler, hatta ülkeler için de böyle.. Bazan da kendini aşmak, çok ve sık yarışmanın getirdiği fizik ve moral güçlüklerden kurtulmak isteği de sporcularda yöneltici olabiliyor. Ayrıca tüketim toplumunun kötü alışkanlıkları arasında ilaç tüketiminin de yeri olduğu, buna ilişkin özendirmeler de gözardı edilmemeli. Reklamlarda Temel Reis’in ıspanaktan aldığı güç (!) hala belleklerdedir.

Doping aslında bir hiledir; rakiplere, takım arkadaşlarına, yöneticilere, kamuya karşı uygulanan bir hile.. Spor ahlakına uymadığı gibi, sağlığa karşı da ciddi bir tehlike oluşturduğundan, üst spor kurumlarınca yasaklanmıştır. İlke olarak ilaçlar hastalar içindir, sporcular için değil.. Bünyenin alışması nedeniyle giderek artan dozlarda alınan ilaçlar sporcunun sağlığına zarar vermeye başlar. Sonuç : kronik hastalıklar, cinsel bozukluklar, travmatolojik kazalar, kanserler v.b. olur. Kısa süreli performans kazanımı zaman içinde çöküntüye dönüşür. Bu ilaçlar ani ya da yavaş yavaş öldürücü etkiler yapabilirler.

Bütün spor dallarında, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC)’nin dopinge karşı belirlediği kurallar uygulanır. Bu kurallar da oyunların uyulması gereken kuralları gibi kabul edilmelidir. Özellikle önemli

uluslararası yarışmalarda doping kontrolu yapılmaktadır. Tayland’da karşılaştığımız durum da budur. Doping kontrolü sporculardan alınan idrar örneklerinin IOC’nin onayladığı uzman laboratuvarlarda tahlili yoluyla yapılmaktadır. İlk tahlilde sonuç pozitif çıkarsa, ilk örnekten ayrılarak saklanmış örnekle, gözlemcilerin de katılımıyla ikinci bir tahlil yapılır. İkinci tahlilde de sonuç pozitif çıkarsa herşey
bitmiştir : hiçbir itiraz geçerli değildir. Gelsin cezalar..

Kuralları bilmemek mazeret olamaz. Ulusal Olimpiyat komiteleri, federasyonlar, antrenörler, çok doğal olarak da spor hekimleri nelerin yasak olduğu konusunda sporcuları uyarmalıdırlar. Kullanılması doping sayılan maddeler ve yöntemler, IOC Sağlık Kurulunca hemen her yıl listeler halinde yayınlanır. FIBA’nın doping kontroluna ilişkin kitapçığından aldığım bilgilere göre, stimülanlar, narkotikler, anabolizan maddeler, diüretikler, kimi hormonlar alınması yasak ilaçlar arasındadır. Alkol, marijuana, lokal anestezi maddeleri, kortikosteroidler, beta blokerler kısıtlamalı maddelerdir. Kan alma; farmakolojik, kimyasal ya da fiziksel yollarla tahlilleri engelleme ise yasaklanmış yöntemlerdir. Sporcuların doktora danışmadan kullanacakları soğuk algınlığı, grip, saman nezlesi ilaçları bile başlarına iş açabilir. Fizik gücün ve bedensel yeteneğin artırılabilmesinin ilaçlarla değil, sağlığın korunması, doğru antrenmanlar ve doğru beslenmeyle olacağı kabul ediliyor.

Bizde yetkili doping laboratuvarı yok; en yakını Atina’da. Laboratuvar olmadığı için Türkiye’de doping denetimi de yok. Çeşitli spor dallarında kimin ne yaptığını kimse bilmiyor. Ama dışarıda öyle değil. İşte son olay.. Üstelik bu olay başımıza ilk kez gelmiyor. 1991 Akdeniz Oyunlarında da aynı duruma düşmüştük. Bu kez birkaç kişide birden çıkması, dopingin Türkiye’de sistemli hale geldiğini gösteriyor. İçerideki alışkanlıklarımızı dışarıya taşıdığımız zaman yakayı ele veriyoruz. Yeter artık ! Türkiye’yi küçük düşürmeye kimsenin hakkı yok.