| Bir İyiliksever Yönetici Öyküsü |
Kaynak :
02.05.2001 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Galatasaray Spor Kulübü yönetiminde olduğum dönemdeydi. Bir sabah büroma geldim. Sekreterlikte oturan, delikanlılık çağını hayli aşmış üç genç, oturdukları yerden fırladılar; kimi elime sarılıyor, kimi boynuma.. Kendilerini tanıttılar : Yeniköy Spor Kulübünde futbol oynuyorlarmış. O gün öğleden sonraki terfi maçına sportif olarak iyi hazırlanmışlar; çevreden kimi desteklerle maddi gereksinmelerinin büyük bölümünü çözmüşler, ama formaları eksik kalmış. O zamanlar ben de Yeniköy’de oturuyorum. Bizim komşulardan bir ikisinin, takıma ayakkabı, top sağlanması türünden sorunların çözümüne yardımcı olduğunu, adlarını da vererek belirtiyorlar. Forma işini çözemedikleri için, hem sporun içinde olan hem de Yeniköy’de oturan Doğan ağabeylerine gelmişler. Yaşları futbol için biraz ilerlemiş olmasına karşın yine de yerlerinde duramıyorlar; zıpzıp bir halleri var. Odama geçtik.. Orta masasının üzerinde kocaman iki sepet çiçek duruyor. Gelirken çiçek de getirmişler. “Ne gereği vardı ?” diyorum, “incelik uğruna savurganlık yapmışsınız. Forma peşinde koşarken bir de çiçek masrafına girmişsiniz.” İstedikleri, 15 formanın parası.. Formaları Beşiktaş’ta bir mağazadan alacaklarmış. “Ben aldırıp size göndereyim” diyorum. Israrla parasını istiyorlar. “Şimdi Yeniköy’e dönerken biz alırız aksi halde, gecikirse mahvoluruz” diyorlar. İnat bu ya, ben de kendim aldırıp, Yeniköy’e Kulübe göndermekte kararlıyım. “Bizi kırıyorsunuz ama” diyorlar, “bize güvenmiyor musunuz ?” Konunun “güven konusu değil, ilke konusu” olduğunu, formaları kendim aldırıp hemen kulübe ulaştıracağımı ısrarla yineliyorum. |
Onlar hâlâ parada ısrar ediyorlar. Sonuçta anlaşamıyoruz. Daha ileri giderek, bu kadar basit bir isteklerini karşılamakta gösterdiğim direnci anlayamadıklarını, bu tutumu bana yakıştırmakta güçlük çektiklerini, takım sahaya çıkamazsa bunun sorumluluğunun bana ait olacağını özetleyen bir nutuk çekiyorlar.
Sabrım taşıyor ama ben hâlâ onları benim çözümüme yaklaştırmaya çalışıyorum. Olmuyor.. Sitemleri sürüyor. “Bir de size çiçek bile getirmiştik” diye söylene söylene kapıya yöneliyorlar. “O halde çiçeklerinizi de alın” önerim üzerine hiç itiraz etmeden alıyorlar. Küskün ayrılıyoruz. Tatsız olayı, aynı zamanda iş ortağım eşime anlatıyorum. Tepkisi kesin ve acımasız : “Çocukları kırmakla çok ayıp etmişsin.” Olan olmuş.. Artık yapılacak bir şey yok.. Ertesi gün, bizim büronun bulunduğu sokağın köşesindeki çiçekçiden bir fatura göndermişler; bir gün önce bizim bürodan olduklarını söyleyen üç gencin yaptırdığı iki sepet çiçeğin parasını istiyorlarmış. Konunun açıklığa kavuşması hepimizi rahatlatmıştı. Pazar akşamı bir TV programında Galatasaray’ın eski bir futbol şubesi sorumlusu, “ben 20 yıldır transferler için kulübe hep parasal destek veririm” diyordu. Yönetimde olduğum tam 6 yıl içinde o kişinin böyle bir cömertliğine hiç tanık olmadım. O akşamki böbürlenme bana bu gerçek öyküyü anımsattı. Verilen destek, laf olsun diye söylenmemişse, yukarıda anlattığım öyküdeki gibi birilerinin cebine gitmiş olmasın ? Aman dikkat ! Üstelik şu sıralar bir de ekonomik bunalım var. |

