Bir Kez Daha Yap, Et, Affet !… Kaynak : 01.09.1996 - Yapı Dergisi - 178 | Yazdır

Yeni Hükümet önce harcamayı yapıyor, sonra açıkları kapatmak üzere kaynak aramaya başlıyor. Bütçeyi denkleştirmek üzere arayışlara giren Refahyol Hükümeti 31 Temmuz günü 10 maddelik bir kaynak paketi açıkladı. Bulunan kaynaklardan biri de özelleştirmenin yanısıra, kamu binalarının ve işgal edilmiş hazine arsalarının satışı.
“Hükümet, toplam 450 trilyon liralık (5.4 milyar dolar) bir kaynağı kamu lojmanlarının, gecekondu ve kamu arsalarının satışından karşılamayı planlıyor. Hesaba göre 320 bin kamu lojmanından 100 bini satılacak. Bundan 1996 fiyatları ile 124 trilyon lira gelir elde edilecek. 227 milyon metrekare gecekondu arazisi işgalcilere satılacak. Bundan da 116 trilyon lira gelir sağlanacak. 59.388 yatak kapasiteli 370 kamu kampının satışıyla ise 210 trilyon liralık kaynak yaratılacak” (1).
Mustafa Balbay, Cumhuriyet Gazetesi’nde “Sat-Affet-Şükret” başlıklı yazısında kaynak paketine şöyle bir yorum getiriyor: “Hacımızla bacımız, günlerdir merakla beklenen “kaynak” açıklamasını yaptı.
Alt alta sıralanan 10 kaynağın mantığını özetlersek, şöyle diyebiliriz:
Sat-Affet-Şükret…” (2).
Konu, kaynak sağlamak bahanesi, halk dalkavukluğu ve çeşitli çıkar ilişkileriyle sonunda gelip yine gecekondu ve imar affına dayandı. Eylül 1988 ‘de YAPI’da yazdığım ve Türkiye’deki imar çıkmazının politikacıların marifeti olduğunu vurguladığım yazıma “imar Affı:
Yap, Et, Affet” başlığını koymuştum. Balbay’ın altı yıl sonraki yazısının başlığı buna çok benziyor.
Gecekondu arsalarının satışı, bir bakıma yeni bir gecekondu ve kaçak yapı affı oluşturacağı için, 31 Temmuz’dan önce yapılmış olanların bundan yararlanacaklarının bildirilmesine karşın, dört koldan, çok hızlı ve yoğun bir yapılaşma hareketinin derhal başlamasına yol açtı. Her af söylentisinde olduğu gibi, bu kez de işgal ve kaçak yapılaşma doludizgin gidiyor. Şehirler korumasız olarak yeniden yasadışı bir saldırıyla karşı karşıya.
Her aftan önce Hükümetlerce, bunun “son” olacağı söylenmiş, ancak art arda 11 imar affı yaşanmıştır. Bu kez de öyle söyleniyor. ‘ Bundan önce çıkardan 11 imar affı neye yaradıysa, şimdi 12’ncisi de ona yarayacak: hazine alanlarının daha çok talanına, daha çok yağmalanmasına, şehirlerimizin daha da çirkinleşmesine, daha yaşanmaz hale gelmesine … Hiç kuşkunuz olmasın, bu affı da yenileri izleyecek. Bu kez toprakları satarak elden çıkardığımız için buraların düzenlenmesi olasılığı hiç kalmayacak.
Kimi belediye başkanları, özellikle de Ege’dekiler Hükümet’in görüşüne şiddetle karşı çıkıyorlarsa da büyük bir çaresizlik içindeler.

Bir gecekondunun belediyeye altyapı maliyetinin, arsa fiyatının üç katı olduğunu da belirterek, şehirleri çirkinleştiren, yaşanmaz hale getiren gecekondu ve kaçak yapılaşmadan iyice yılmış görünüyorlar ve yapılan gecekonduyu anında yıkmak, gecekondu yapana hapis ve ağır para cezası, seçme ve seçilme hakkından mahrumiyet gibi cezalar getirilmesini öneriyorlar.
İzmir Belediye Başkanı Burhan Özfatura “her ne yöntemle olursa olsun gecekondu affı kentlere yapılmış en büyük ihanettir.”, “Türkiye’de artık kentleri denetim altına almanın zamanı gelmiştir. Politik tavizlerden vazgeçilmelidir” diyor (3).
Eski Bayındırlık Bakanı Onur Kumbaracıbaşı’ya göre de, “Affın arkasında fakir fukara değil, çıkar grupları vardır çünkü ne gecekondular eski gecekondu, ne de sahipleri yoksul insanlar. Af ile mafya ödüllendirilecek” (4).
Buna karşılık aklıevvel İstanbul Ticaret Odası yönetimi gecekondu arsalarının satılmasından yana. Bunun için sözde bir proje bile hazırlamış, yalnızca İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa’daki 3 milyon gecekondunun satışından yaklaşık 1 katrilyon liralık kaynak elde edilebileceğini ileri sürüyor. Ancak, gecekondu kitlesi RP’nin elinde olduğu için fiyatların düşük tutulduğundan yakınıyor (5). Yoksa, kent topraklarının elden çıkarılmasına esasta karşı değil. Kısaca, İTO da herşeyin satılmasından yana.
Yine bütçeye kaynak yaratmak amacıyla, kiralanmış olan turizm arazilerinin yatırımcılara satılması da düşünülüyor. Hükümet bu satışlardan bir milyon dolar gelir bekliyormuş (6). Rastlantıya bakın ki, Refahyol Koalisyonu’nun ortağı Çillerler’in Antalya Beldibi’ndeki Kemer Inn pansiyonu da bu kapsamda bulunuyormuş. Neyse ki, arazilerin çoğu orman alanında bulunduğu için bu projenin gerçekleşmesi şimdilik Anayasa değişikliğine bağlı. Satılması düşünülen 96 tesis alanı arasında İstanbul Çırağan, Swissôtel, Antalya Sheraton, Merit Arcadia ve Kemer-Beldibi Rönesans Otel arsaları da bulunuyor.
Kısacası, saraylar ve ormanlar da içinde olmak üzere neyimiz varsa satılık. Ülke satılık … Hani, nerede muhafazakâr iktidarın geçmişe, geleneğe bağlılığı?
Toprak satarak bütçeye kaynak yaratmak ekonomideki en akılsızca yol olsa gerek.
Biz yine dönelim gecekondu ve imar affına ..
Aslında daha önce de defalarca yazdık gecekondu ve imar aflarının çıkmazını (YAPI 118). “Kimin Toprağını Kime Veriyorsunuz?” dedik (YAPI 148), Yerel seçim öncesinde gecekondulara göz kırpan Tansu Çiller için, “Başbakan Ne Yapmak istiyor?” diye sorduk (YAPI 149).
Konu hep aynı konu… Kötü politikacıların elinde aynı politik malzeme, sürekli istismar aracı olarak kullanılıyor. Mart 1994’te YAPI 148’de şöyle demişiz:
“Başbakan Tansu Çiller’in gecekondulara tapu verileceğini söylemesi ciddi çevrelerde tepkilere yol açtı. Tepkilerin giderek artması, gecekondu konusunda kamuoyunda ilk kez bir bilinçlenmenin başladığını gösteriyor. Herkes artık biliyor ki söz konusu olan, yıllar öncesinin masum gecekondusu değildir. Bugün artık gecekondu yalnızca bir araçtır ve asıl amaç kent toprağının bu yoldan yağlamalanmasıdır.
Yağmalama, yıllardan beri politikacıların ödünleriyle, oy uğruna sergiledikleri halk dalkavukluğuyla, bazan da kişisel çıkarları için sürüp gidiyor. Politikacılar için gecekondu yöreleri her zaman oy depoları olarak görülmüştür.
Böylece, büyükşehir belediye başkan adaylarının hemen hepsi kampanyanın ilk günlerinde eski gecekonduların affedileceği, bunlara tapu verileceği vaadiyle ilk selamı, gecekondu mahallelerinde yaşayan seçmene göndermek gereğini duydular. Bu adaylar acaba vaatlerinin, binlerce yeni seçimkondunun yapımına yeşil ışık yaktığını bilmiyorlar mıydı?
Başbakan’ın bu çerçevedeki talihsiz sözleri, ilkin kimi basın ve yayın organlarınca, gecekondulara müjde olarak sunuldu (7). Başbakan Emirgân Sarı Köşk’teki “pazar sohbeti”nde, Türkiye’de dünya kentleri yaratmak iddiasında olduklarını belirterek “mevcutlara imar izni ve tapu vereceğim” diyordu.
Sonraki günlerde bilinçli çevrelerin çığlıkları gelince adaylar ağız değiştirmeye, gecekondu yapımının artık, arazi mafyasının at oynattığı bir alan haline geldiğini söylemeye başladılar. Başbakan da, gösterilen tepki karşısında, sözlerinin yalnızca eski gecekonduları kapsadığını vurgulamak gereğini duydu.
Ne yazık ki, sorumsuz beyanlar yüzünden atı alan Üsküdar’ı geçmiştir. Şimdi seçimkondu yapımı ve kaçak yapılaşma doludizgin gidiyor.”
Tansu Çiller’in 27 Mart 1994 yerel seçimleri öncesinde partisinin propagandası kapsamında gazetelere kendi imzasını da taşıyan büyük boy ilanlar vermesi üzerine, ilanın bir kopyasını da yayınlayarak, “Başbakan Ne Yapmak İstiyor?” diye sormuşuz (8).
İlanda, “Başbakan Çiller ‘Gecekonduda da Bayram’ diye başlıyor vaatlerine… Yani pek çok alanda bayram var veya olacak; bu arada gecekonduda da… Sonra ‘Gecekondum ne olacak? Başımıza neler gelecek?’ sorusunu ortaya atarak, yanıtı da kendisi veriyor: ‘Yıllardır oyalanan bu sorunu çözmek için… Yıllardır oynanan bu oyunu bitirmek için: Söz Veriyorum”.
Bu söylenenlerle, anlatılmak istenen tam anlaşılmıyor ama, anlayabildiğimiz kadarıyla Başbakan sorunu nasıl çözeceğini söylemese de, çözüm için söz veriyor; yıllardır oynanan bu oyunu bitireceğini söylüyor.
Gecekondu yapımını mı, yoksa gecekondu konusunda politikacıların davranışlarını mı oyun olarak gördüğü pek anlaşılmıyor. Fakat bu işi oyun olarak gördüğü kesin.
‘Bunu sadece biz yaparız. Henüz Yolun Başındayız. Bize Güvenin!’ dedikten sonra da ilanın altını DYP Genel Başkanı, Başbakan sıfatıyla imzalıyor.
Başbakan böylece bir söz veriyor, ama neyin sözünü verdiği pek belli değil. Belki de ‘gecekondulara tapu vereceğim’ yolunda daha önceki beyanlarını çağrıştırıp ‘siz anlayın’ demek istiyor ve gecekonduda yaşayan seçmenlere bir kez daha göz kırpıyor.”
O zaman başbakan olan Tansu Çiller, bugünkü Refahyol Hükümeti’nin koalisyon ortağı, başbakan yardımcısı. Çiller’in neyin sözünü verdiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Kafadar ortaklar bütçe açıklarını kapatmak için kent topraklarını satacaklar. Kime? Gecekonduların yüzde 73’ünde yaşayan kiracılara değil… İşgalci rantiyeye… Yine yasaları çiğneyenler kârlı çıkacak.
Her seçim öncesinde hemen bütün partiler gcekondu yörelerine Tansu Çiller’inki kadar açıktan olmasa da bu anlamda politik cingözlükle mavi boncuklar dağıtmışlardı. Sonuçta bunlar daha çok Refah Partisi’ne yaradı. Hükümetin asıl sahibi Refah Partisi gecekondulara şimdi ucuz fiyatla tapu vererek seçmenini ödüllendirecek. Yoksa, kaynak bahane… Eski bir defter olan B. Özfatura arsa bedellerinin toplanmasının birçok nedenle zaten olanaksız olduğunu belirtiyor.
Politikaya artık gecekondu oyları egemen… Yerel yönetimleri ve iktidarı gecekondu oyları belirliyor. Bu nedenle de artık, her parti gecekondu yörelerine şirin görünmek zorunda. Ancak kentlerimizin geleceğine ipotek koyan imar affı ve tapu dağıtmak yerine, o insanları daha iyi yaşatmak, o çevreleri kentlerle sağlıklı bir şekilde bütünleştirmek için daha akılcı, daha soluklu, daha çağdaş çözümler üretmeyi hiçbir politik kuruluş düşünmüyor.
Aslında “düşünmek” Türkiye’nin gündeminden düştü. Yıllardan beri Türkiye’de uygulanan çağdışı eğitim sistemi buna engel. Türk insanı artık “düşünme”ye değil de, anlamadan ezberlemeye dayalı bir sistemle eğitiliyor. Politikacılarımız çoğu da bu eğitimden nasibini almış gibi görünüyor.

1. Hürriyet, 1.8.1996.
2. Mustafa Balbay, Cumhuriyet, 1.8.1996.
3. Cumhuriyet, 2.8.1996.
4. Hürriyet, 2.9.1996.
5. Milliyet, 2.8.1996.
6. Milliyet, 25.8.1996.
7. Milliyet Gazetesi, “Çiller’den Tapu Müjdesi”, 7.2.1996.
8. YAPI 149, Nisan 1994.