Yine Ayasofya, Yine Taksim’e Cami Kaynak : 01.08.1996 - Yapı Dergisi - 177 | Yazdır

Refah Partisi’nin iktidara taşınmasıyla, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi ve Taksim Meydanı’na cami yapılması gibi, her dönemde zayıf iktidarların siyasal gösteri ve dikkat saptırma malzemesi olan konular yeniden gündeme geldi.
Yıllardan beri laiklikten, çağdaş eğitimden ödün vererek imam hatip okulları, Kur’an kursları açılması konusunda birbirleriyle yarışan, “bir ellerinde Kur’an, bir ellerinde bayrak”lı, kendi söylemlerine göre de Atatürkçü politikacılar, sonunda iktidarı yüzde 21’lik Refah Partisine kendi elleriyle teslim ettiler.
Cumhuriyetten 73 yıl sonra geldiğimiz nokta bu… Ve gerçekten çok acı…
Dünya 21. yüzyılın eşiğindeyken biz hala ilkel konularla zaman öldürüyoruz.
RP’li Kültür Bakanı ilk basın toplantısında “elense çekmek artık bizim insanımıza mal olmuş. Toplumun geniş kesimleri Kırkpınar güreşlerini seviyor. Opera ve bale için aynı şeyleri söylemek mümkün değil” diyor ve aynı toplantıda Ayasofya’nın camiye dönüştürülerek ibadete açılması, Taksim Meydanı’na cami yapılması gibi konular yeniden gündeme geliyor. Bu gündemde, DYP de Refah’ın ardında kalmamak, sahne kaptırmamak için çaba gösteriyor. Altı yıl önce ise ANAP bu konuyu Refah’a kaptırmamaya çalışıyordu. Şubat 1990’da YAPI’nın 99. sayısında Ayasofya’nın camileştirilmesi konusundaki düşüncelerimizi yazmıştık.
Yazdıklarımız hala geçerliliğini koruyor.
Konu, herşeyden önce eğitim konusu.. Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk gençliğine emanet etmişti. Atatürk’ten, özellikle de 1950’den sonra gelen, çoğu devletadamı niteliğinden yoksun halk dalkavuğu (popülist) politikacılar, gençliğin ciddi bir bölümünü, din temeline oturan okullara emanet ettiler. Şimdi, “düşünmek” yerine “körükörüne inanmak” yolunda yetişmiş bu kuşak da, doğal olarak ülkeyi şeriata, devleti dine emanet edecek. İşin özü budur. Atatürk, gerçek ve çağdaş bir devletadamı olarak, bir ülkenin geleceğinin gençlerde olduğunu biliyordu ve adımlarını çağdaşlıktan yana attığı için gençliği teokratik kurallar yerine akılcı yaklaşım doğrultusunda yönlendirmeye çalışmıştı. Daha sonraki dönemlerde gelen politikacıların çoğu gerekli bilgi-görgü ve sağduyudan yoksun oldukları ve içlerindeki gericilik virüsünü bütünüyle yok edemedikleri için halk yığınlarını hep oy deposu olarak gördüler.

Bu nedenle de bu kişiler için gerici eğilimlerinin siperi halk dalkavukluğu her zaman en iyi seçim aracı oldu. Tansu Çiller’in, seçim meydanlarındaki “bir elimde Kur’an, bir elimde bayrak” gösterisi bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Böylesine gösterilerin sonucu, Ülke gençliğini daha çok sayıda Kur’an kursuna, daha çok imam hatip okuluna terk etme, laik eğitimi teokratik eğitime dönüştürme yarışına varır. Yıllardan beri, her partiden aymaz politikacılar bu yarışın içine girmişler, siyasal partilerin tümüne yakını bu ödünü vermişlerdir. Artık “milli eğitim” yerine “dinî eğitim” egemendir.
Bugün yüzde 21’lik oyuyla iktidara gelmiş olan, dine dayalı Refah Partisi işin yalnızca, görünen yüzüdür. Diğer partilerin bileşimindeki gizli Refahçılara ne demeli? Refah Partisi yüzde 21’lik oyuyla iktidara getirilmişse bunun kökenini öteki partilerin yapısında, bileşiminde aramak gerekir. Milli Eğitim’in Dini Eğitime dönüştürülmesi sürecinde hep bu partilerden biri iktidardaydı; Refah Partisi değil.. Şimdi Refah Partisi 8 yıllık zorunlu temel eğitimi rafa kaldırarak imam hatip okullarını kurtaracak ve dinin her alandaki etkisini daha da yaygınlaştıracaktır.
İktidara sahip olan bu kafalar hiç kuşkusuz, duyarlı klasik konuları siyasal malzeme yaparak “Ayasofya cami olsun”, “Taksim’e cami yapılsın” türünden gösterilere girişeceklerdir. Buna niçin şaşıyoruz? Bu çağda din kurallarıyla devlet yönetmek düşüncesinde olanlardan, başka ne yapmalarını bekleyebilirdik ki?
Daha önce de yazdığımız gibi, “537 yılında Bizans’lı iki mimarın yaptığı bazilikal planlı bir kilise olan Ayasofya’da Hıristiyanlık tasvirleri altında namaz kılmak gerçek Müslümanlara hangi yüce duyguları verecektir?
Taksim’de arkeolojik kalıntıları yok ederek bunların üzerine kurulacak cami ise, güç göstermek, Beyoğlu’nu fethetmek gibi çağdışı duygulardan başka hangi duyguları tatmin edebilir?(1).

(1) Burada, arkeolojik alanı, gerekli kazıları yaparak düzenlemek yerine, otopark olarak kullanmaktaki çarpıklığa da dikkat çekelim.