Bir Metrekare Umut / Yine Ağa Han Ödülleri Kaynak : 01.11.1989 - Yapı Dergisi - 96 | Yazdır

Özal Hükümeti giderayak son balonunu patlattı. İsteyene metrekare metrekare konut, isteyene nerede olduğu belli olmasa da arsa satıyor.
Bütün bunlar Türkiye’nin gittikçe keskinleşen konut sorununun çözümüne yönelik gibi görünse de sanıyoruz ki asıl amaç halkın bir yıl önce büyük faizlerle bankalara yatırmış olduğu, şimdi serbest kalacak paraların Hazineye yönelmesini sağlama. Kısacası Hazineye yeni bir borçlanma kaynağı yaratmak. Altı yıl önce, ilk Özal Hükümeti göreve başladığında 3,5 trilyon liradan ibaret olan ve bugün doymak bilmeksizin 21.2 trilyon liraya ulaşmış bulunan iç borçlar için yeni bir kaynağı daha devreye sokmak.
 
Temelde yaklaşım çok yanlış görünmüyor: ancak yapılmış ciddi hazırlıklar yok. İnsanlara tapu tahsis belgesi olayındaki gibi, yatırdıkları paralar karşılığında sertifika veriliyor; hatta çoğu kez bankalarda sertifika bile olmadığı için basit bir makbuzla yetiniliyor. Tam bir belirsizlik tam bir karmaşa…

İlk aşamada 250 bin konut sertifikası İstanbul , Halkalı konutlarına endeksli olarak satışa sunuluyor. Sertifikalar her zaman nakde çevrilebilecek özellik taşıyor. Brüt 1 metrekare standart konut için sertifika 735 bin lira.

Halkalı’daki konutların birinci aşamasında 4312 konut en erken bir yıl sonra teslim edilebilecek. İkinci tertip sertifikalar ise 6 ay sonra yine Halkalı’ya ya da Ankara’da Eryaman’a endeksli olarak çıkarılacak. Sertifika alanlara ayrıca belli koşullarla kredi de verilecek.

Burada pek çok soru akla geliyor
• Konutlar gerçekten ne zaman teslim edilecek; gecikme durumunda ne olacak?
• Konutların inşaat kalitesi nedir? İlanlarda “inşaat kalitesi TSE Standartlarında” olacak deniyor Bunun anlamı nedir?
• Tasarruf sahipleri hangi konutu nasıl alacaklar?

Arsalara gelince.. Arsaların yerleri bile tam olarak belli değil. Ne zaman imar planı yapılacak; altyapıları ne zaman tamamlanacak?
Liberalist Hükümet devletin tesislerini satıyor, buna karşılık konut yapımına girişiyor. Sertifikalar yabancı uyruklulara da satılabildiğine göre, belkide konut-arsa bahane, amaç para toplamak.
Oysa.. Oysa konut sorununu çözmek gerçekten Devlet işi.. Sorunları derinlemesine incelemek ve çözüm için ciddi çareler üretmek. Bu konu geçenlerde yine bir tartışma ortamında ele alındı ve Ankara’da Yapı ’89 Fuarı sırasına Endüstri Merkezi ile İMSAD’ın ortaklaşa düzenledikleri panelde bir kez daha boyuna tartışıldı. Bu görüşleri YAPI’nın öteki sayfalarında bulacaksınız.
Temelde, Türkiye’nin konut sorunu hızlı nüfus artışı ile iç ve dış göçten kaynaklanıyor. Devletin prestijini de sarsacak şekilde gecekondu ve sağlıksız yapılaşma ile sürüp gidiyor. Panelde öne sürülen görüşlere göre, çok boyutlu, karmaşık bir sorun olan konutta para kadar önemli başka öğeler de var: toplumsal boyut kentlileşme sorunları, çevre, ekonomik yatırımların ve bunun yanısıra konutların yurt çapında akılcı, hesaplı dağılımı. Her şeyden önce de Devletin sağlam bir konut politikası saptaması gerekiyor: Kim için, nerede, ne zaman, ne kadar konut, nasıl yapılacak?
Ancak, kısa sürede, gecekondu yapanların potansiyelini doğru alanlara yönlendirmek, gerçek gereksinme sahiplerine yasal yoldan altyapılı arsalar tahsis etmek ve gerekli teknik yardımı yapmak en doğru yol gibi görünüyor.
Bu nedenle, Hazine’nin yeni arsa satışı girişimine kısmen olumlu bakılabilir, ama yapılan iş hiç kuşkusuz devlet ciddiyetine yaraşır düzeyde olmalı.

YİNE AĞA HAN ÖDÜLLERİ

Amacı “İslam ülkelerinde, mimari alanda yaratıcı ve özgün kültür verileri doğrultusundaki çalışmaları desteklemek” İslâm dünyasını, kendi mimarisinin mükemmelliği ve potansiyeli konusunda bilinçlendirmek” olan Ağa Han Mimarlık Ödülleri 1980 yılından bu yana her üç yılda bir veriliyor ve Türkiye’de çoğu kez düş kırıklığının yanı sıra geniş tartışmalara yol açıyor.

Bu kez de öyle oldu. Ödülün, Türkiye’den yalnızca, bir buçuk yıl kadar önce yitirdiğimiz Mimar Sedat Gürel’in 1971’de Çanakkale’de gerçekleştirdiği yazlık evine verilmesi, mimarlık çevrelerinde yeni bir burukluk yarattı.

Hemen belirtelim ki burukluğun nedeni, hiç kuşkusuz Sedat Gürel’in kişiliği, sanatı ya da yapıtının ödüllendirilmesiyle ilgili değildir.

Türk mimarlık topluluğu için rahmetli Sedat Gürel de, Çanakkale’deki yazlık evi de “bilinmeyen” değildi. Gürel’in kendi doğasına çok uygun şekilde büyük bir duygusallık ve alçakgönüllülükle yaklaşarak gerçekleştirdiği ev yıllar önce yerli ve yabancı dergilerde yayınlanmış ve beğeni kazanmıştı.

Ağa Han Ödülü’nün özellikle Türkiye’ye yönelik değerlendirmelerinde öteden beri bir tuhaflık sezilmektedir. Burukluğun kaynağı budur.

1983’te çağdaş Türk mimarisi ve Türk mimarları gözardı edilerek ödül, mimarlık alanı dışından bir kişinin, yöre evlerinden aktardığı biçim ve detaylarla Muğla’da gerçekleştirdiği bir eve verilmişti.

O tarihlerde, YAPI’nın 51. sayısında bu ödülle ilgili olarak mimarların görüşlerine yer vermiştik. Bu sayıda bu kez 1989 Ödüllerinin düşündürdüklerine yer veriyoruz. Eleştiriler daha çok şu noktalarda yoğunlaşıyor.

  • Bu yıl çeşitli ülkelere verilen 11 ödülün arasında küçük yapılar, restorasyon, düzenleme, kentsel yerleşim ve büyük yapılar yer alıyor. Büyük yapılarla ilgili ödüller geçen dönemlerdeki gibi sistematik olarak yine hep Batı Dünyası mimarlarına: küçük yapıların, restorasyonların ödülleri ise İslam Dünyasına verilmiş. Buradan, İslam Dünyası mimarları ancak küçük yapıları ve restorasyon işlerini yapabilirler gibi bir anlam çıkarılamaz mı? (Mimarlık çalışmaları amatör bir faaliyet değildir. Her ödülün yeni iş olanakları yaratabileceği gerçeği gözardı edilmemelidir.)

  • Paris’teki Arap Dünyası Enstitüsü, ödül koşullarına ne kadar uygundur? Bina Paris’te bir Fransız mimarlar grubunca gerçekleştirilmiştir. Ödül, binanın konusuna mı verilmiştir, yoksa adına ya da büyüklüğüne mi?
  • Sedat Gürel’in Çanakkale’deki evi 1971’de yani 18 yıl önce gerçekleştirilmiştir. Aradan geçen ilk 3 ödül dönemi içinde yani 1980, 83 ve 86’da da bu yapı rnevcuttu. Bu dönemlerde ödül alamayan bu yapı, ödüllendirme kriterlerine göre, ödül alanların gerisinde demektir. Bu, başka bir deyişle 1986 yılından bu yana, Türkiye’de ödüle değer başka bir yapının gerçekleştirilemediği anlamına gelmez mi?

 Ağa Han Ödülü’yle ilgili olarak 1983 yılında YAPI’nın 51. sayısında çıkan yazımın son bölümünde sıraladığım öneriler bugün de geçerliliğini koruyor (Bkz Yapı 51 Sayı, s.21).

Bizce Ağa Han Vakfının, Mimarlık Ödülleri’nden çok, yayınları giderek önem kazanmaktadır. Vakfın Sedat H. Eldem’le ilgili olarak çıkardığı İngilizce kitap Eldem’in ününün dış dünyaya yayılması için iyi bir fırsat doğurmuştur. Nitekim ünlü Alman mimarlık dergisi Häuser’in son sayısındaki S.H.E. bölümü tümüyle, Ağa Han yayını bu kitaba dayanmaktadır. Yakın bir gelecekte Eldem adının yabancı mimarlık ansiklopedilerinde görülmesi hiç şaşırtıcı olmamalıdır.

Ödülleriyle Türk mimarlarını memnun edemese de Vakfın bu tanıtımı Türk mimarlığı için yararlı olmuştur.