| Bir Sanat ve Mimarlık Olayı: “Fabrica” ve Çıkarılacak Dersler |
Kaynak :
01.10.2000 -
Yapı Dergisi - 227
|
Yazdır
|
|
Geçtiğimiz ayın dünya çapındaki en önemli mimarlık olayı, Benetton’un “Fabrica”sının yeni binalarının açılışıydı. Venedik’in 30 km uzağındaki Treviso kentinde kurulan yeni binalar topluluğu, 22 Eylül günü törenle açıldı. Tasarımıyla, sekiz yıl önce ünlü Japon mimar Tadao Ando’nun görevlendirilmesinden sonra geçen zaman içinde 17. yy’dan kalma yapılar restore edilmiş, gerekli yeni yapılar bunlara eklenmişti. Fabrica, bizim bildiğimiz anlamda bir fabrika değil, bir iletişim, araştırma ve geliştirme merkezi. İngilizce’deki “workshop”, Fransızca’daki “atelier” karşılığı, kısaca, “işlik” diyebiliriz. Bir araya gelen meslek ya da sanat insanlarının ortak katkılarla çalışmalar geliştirdikleri ortam. Aslında Fabrica, 1994 yılından bu yana Benetton’un kültürel çabaları kapsamında çalışmalarını sürdürüyordu. Uluslararası bir bilimsel komitenin, kurumun stratejik, kültürel, iletişimsel politikalarını belirlediği Fabrica, dünyanın çeşitli yörelerinden başvuranlar arasından seçtiği yaratıcı, yetenekli genç sanatçı/araştırmacıları kendi bünyesinde bir araya getirip özgürce gelişmeleri için gerekli ortamı sağlıyor. Dikkatli bir seçim sonucunda belirlenen bu gençler, Fabrica’da mimariden modaya, sinemadan grafik sanatlara, endüstri tasarımından müziğe, yayıncılıktan yeni medya ve fotoğrafa kadar uzanan alanlarda somut iletişim projeleri gerçekleştiriyorlar. Fabrica bir bakıma bir uygulamalı yaratıcılık laboratuvarı konumunda.. Yeni iletişim biçimlerini denerken iki paralel yol izliyor. Bir yandan genç yeteneklerin, deneyip uygulayarak öğrenmeleri, öte yandan değişik dillerden, kültürlerden ve göreneklerden gelmiş genç insanların kaynaşmalarıyla ve etkileşimleriyle takım ruhu sağlanıyor. Açılış töreni, alışageldiğimiz törenlerden biri değildi. Davetiyede, “Luciano Benetton, Fabrica’nın Tadao Ando tarafından sunulacak yeni binasının açılışına katılmanızı diler” deniyordu. Basın toplantısı davetiyesi de aynı düzendeydi. Törene ne bakan gelmişti, ne başbakan. Ne de uzun söylevler vardı. Yalnızca, dünyanın çeşitli yörelerinden gelmiş yaklaşık 400 konuk. Çoğu, medya mensubu ve mimar olan konuklar.. İlkin, öğleden sonra, medya için panel tarzında bir basın toplantısı düzenlendi. Malsahibi, mimar, Fabrica’da görevli tasarımcılar ve söz yerindeyse “bir öğrenci” konuştular. Sorular soruldu, yanıtlandı. Binaların yanısıra, açılış için kurulmuş enstalasyon sergileri gezildi. Akşamüstü herkesin katıldığı, tesisin değişik noktalarına yerleşmiş Fabrica Musica gençlerinin çeşitli sazlarla, art arda devreye girerek düzenledikleri bir konser ve sonra da evsahipleri ile konukların katıldıkları bir akşam yemeği. Tadao Ando tören boyunca hem konuk hem evsahibi konumundaydı ve konunun fikir babası, Benetton firmasının kurucusu Luciano Benetton’la birlikte ortak gururu paylaşıyordu. Törenin iki yıldızı vardı: Luciano Benetton ve Tadao Ando; ama herşey daha çok Tadao Ando’nun etrafında dönüyordu. Ando’nun ilgi odağı olmasından, daha çok parlamasından Benetton’un da büyük bir mutluluk duyduğu hissediliyordu. Büyük eseri yaratan mimarı seçmiş olduğu için gururluydu. Tesisin mimarî niteliklerinden, özelliklerinden söz etmek bu yazının amacının dışında kalıyor. Fabrica’nın proje ve fotoğraflarını, Tadao Ando’nun ve Luciano Benetton’un yapılar ve yapılanlar konusundaki düşüncelerini YAPI’nın bu sayısında ayrıntılı olarak bulacaksınız. Önümüzdeki aylarda mimarlık çevrelerinin, üzerinde en çok konuşacağı bu heyecan verici projeyi -öyle sanıyorum ki- dünyada en erken yayımlayan dergilerden biri böylece YAPI oluyor. Fabrica olayı beni, kendi konumumuz üzerinde düşünmeye yöneltti. Bu olaydan çıkarmamız gereken dersler olduğunu düşünüyorum. Önce, Treviso’da gördüklerimizi özetleyelim: |
* Luciano Benetton, “Avangard bir kompleksin yapılması arzumuz 1960’lara dayanır. Bir proje iyi tasarlandığında, normal bir yapıdan, gelenekselden daha çok para harcanmıyor. Ben güzel mimariye hayranım. Öte yandan, yaşam bir geçiştir; geçerken izler bırakmak gerekir” diyordu basın toplantısında. İşte, örnek bir malsahibi anlayışı.
Mimara, düşün gerçekleştirilmesi konusunda tam bir özgürlük tanınıyor. Basın toplantısı sırasındaki sorulardan birinin yanıtı bunu doğruluyor. Luciano Benetton şöyle diyor: * Malsahibi – Mimar uyumu, malsahibinin anlayışı ve parası ile mimarın, aklı, bilgisi ve yeteneğinin uyumlu birlikteliği, geniş yankılar yapacak ve hiç kuşkusuz dünya mimarlık literatürüne girecek ve mimarlık mirası olarak geleceğe kalacak bir yapıtın ortaya çıkmasını sağlıyor. İyi bir mimarlık yapıtı ancak malsahibi ile mimarın ortak katkılarıyla gerçekleşebilir. Burada malsahibinin anlayışının getireceği katkı, mimarınkinden daha az değerli değildir (Kanuni ve Sinan’ın ortak başarılarını anımsayalım). * Mimar törenin onur konuğu.. Olayın odağında yapının mimarı var; herşey, bütün gösteri onun çevresinde dönüyor: Basın toplantısı, röportajlar.. Şimdi gelelim bize.. Yapı yaptıranların kültürel düzeyleri çoğu kez parasal düzeyleri ile uyum içinde olmadığından yapıda mimarın rolü bilinmez ya da gözardı edilir. Mimar seçiminde çoğu kez, ödenecek ücret en önemli rolü oynar. İddialı yapılara yönelmek eğiliminde olan büyük yatırımcılar, holdingler ise şu sıralar yabancı mimar peşindeler. Ama hangi yabancı mimar? Dünya çapında ün kazanmış biri değil.. Amerikalı olsun, isterse sıradan olsun. Adı sanı belli olmayan, yalnızca ABD’li oldukları önemle vurgulanan, “eski Türk mimarlık tarzıyla İstanbul’da üniversite yapan” İran kökenli mimarlar mı ararsınız (2), yine “İstanbul’da geleneksel Türk mimarisini gözönünde bulundurarak çağdaş ama klasik tarzda evler yapan” mimarlar mı? Ya da “İstanbul’da Boğaziçi konaklarını Kemerburgaz’a taşımak isteyenler” mi? (3). Bunlar konuşan, vizyonlarını (!) anlatan mimarlar.. Bir de konuşmayan ama gökdelen cephesi kaplamak üzere Amerika’dan taş (Indiana limestone) getirenler var (4). İsterseniz, son zamanlarda bitirilen yapılarla ilgili olarak (bunların mimarî niteliklerini tartışmaksızın) bir bilmece turu düzenleyelim. Örneğin, aşağıdaki yapıların mimarlarını biliyormusunuz? Bilmiyorsanız hiç üzülmeyin. Bu sizin ayıbınız değildir. Ülkemizde mimarın adı yoktur. DİPNOTLAR |

