| Bir Serginin Düşündürdükleri |
Kaynak :
01.12.1994 -
Yapı Dergisi - 157
|
Yazdır
|
|
Ekim ayında uluslararası bir sergi açıldı İstanbul’da: 20. yüzyıl Fransız Resmi. Fransız resminin önemli ustalarının yanı sıra Picasso, Ernest, Miro, Le Corbusier gibi, Paris’e ve Akdeniz’e bağlılık duyan sanatçıların da yapıtlarına yer veren bir sergi. Serginin adının “20. yüzyıl Fransız Resminden Bir Kesit” olması belki de daha doğru olurdu, ama şimdi üzerinde durmak istediğim konu serginin adı, düzeyi ya da kapsamı değil. |
Bunları düşünürken merak ettim: İstanbul’daki müzelerimizi yılda kaç kişi gezmekteydi? Bu konuda yayınlanmış düzenli istatistikler yoktu. Sorunun yanıtını bulmak için Yapı-Endüstri Merkezi Araştırma YEMAR devreye girdi. YEMAR’dan gelen not ilginçti, olduğu gibi aktarıyorum: “İstanbul müzelerinin ziyaretçi sayısıyla ilgili şu gelişmeler oldu: İstanbul’daki müzeler bu konuda bilgi sahibi değiller; olayı İstanbul Kültür Müdürlüğü’ne havale ettiler. Orası da bu bilgiyi ancak Ankara’da bulunan Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nden alabileceğimizi söyledi. Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü isteğimizi yazılı olarak ile gerektiğini belirtti. 3 Kasım’da bir faks çektik, ardından telefonla aradığımızda faksın okunamadığını söylediler. 4 Kasım’da bir faks daha çektik. Bu kez, istenen bilginin hangi amaçla kullanılacağının bildirilmesi gerektiğini söylediler. Bu nedenle, amacın ve bilginin nerede kullanılacağını bildirir bir faks çekilmesi gerekiyor.” Anlaşılıyordu ki, müzelerimizi gezenlerin sayısı bir devlet sırrıdır. Oysa, farklı giriş ücreti sistemi uygulandığından, kesilen biletlerin türüne göre yerli, yabancı, öğrenci-öğretmen sayılarını bile ayrı ayrı öğrenebilmek olanaklıdır diye düşünüyordum. Daha sonra, 1995 yılı Ekonomik Programı’nda bulabildiğimiz verilere göre, 1993 yılında Türkiye’deki 176 müzeyi toplam 6.371.550 kişi gezmiş, yani günde ortalama 117 kişi. Ziyaretçilerin yüzde 61’i yabancı, yüzde 39’u yerli. Bugün, Kültür Bakanlığı bütçesi Meclis Komisyonu’nda görüşülürken kimi milletvekilleri elimizdeki Roma ve Bizans eserlerini yurtdışına satarak ulusal gelirimizi artırabileceğimizi ileri sürebiliyorlar, opera ve baleye sataşabiliyorlar. Kimi politikacılar da heykelin, resmin içine tükürebiliyorlar. Sonuç: Türkiye’de insanlar sanat ve kültür konularına duyarlı değiller. Devlet bütçesinin yalnızca binde 5’ini(1) Kültür Bakanlığı’na ayıran, ilgililerin bile ilgisiz ya da ayakbağı olduğu bir ülkede niçin olsunlar ki?. Kültür ve sanat konularına ilgi doğuştan başlamıyor, insanla birlikte doğmuyor. Bu konulara duyulan ilgi kuşkusuz, eğitimle doğru orantılı. Ortaöğretimi, İmam Hatip Okulları yoluyla dinsel eğitime, yükseköğretimi politik aldatmaca amacıyla türetilen sözde üniversitelere terk edilmiş bir ülkede daha iyisi, olsa olsa mucize yoluyla olur. (1) Yunanistan’da yüzde 4. |

