| Mimarlar Odası’nın 40. Kuruluş Yıldönümü-Konut Paneli |
Kaynak :
13.12.1994 -
|
Yazdır
|
|
Teşekkür ederim. Mimarlar Odası’nın 1954’teki kuruluşundan bu yana gösterdiği çabaların, mimarların hak ve çıkarlarını korumaktan çok, kamunun çıkarlarını korumak doğrultusunda olduğunu bir kere daha burada belirtmek isterim. Oda gerçekten de tüzüğüne göre, mimarların hak ve çıkarlarını korumak için kurulmuştur. Ancak her dönemde bunu, ikinci plana iterek, daima ülkenin çıkarları doğrultusunda çabalar sarfetmiştir. Her dönemde bu böyle olmuştur. Bunun hemen ardından şunu söyleyebiliriz. Aslında Mimarların çıkarları, ülke çıkarlarının içindedir, ülke çıkarlarından soyutlanamaz. Nitekim konut konusunda, iskan konusunda Türkiye’nin bugün geldiği nokta durumumuzu açık seçik ortaya koyabiliyor. Bunlara Türkiye çapında çözümler bulamadıkça, yalnızca Mimarlar için, Mimarlar tarafından çözümler bulunmasının olanaksızlığı ortaya çıkar. Mimarlar Odası’nın çabalarını değerlendirirken, Odanın ilke edindiği anlayışa da uyarak, ülkenin içinde bulunduğu koşulların genel çerçevesi içinde önce Türkiye’ye, sonra da dönüp Mimarlar Odası’na bakmak gerekir diye düşünüyorum. Sizlere verilmiş olan küçük kitapçıkta görüleceği gibi düşündüklerimi biraz şematik olarak anlatmaya çalıştım. 1950-60,60-70,70-80,80-90 ve 94’ten de günümüze kadar olan dönemleri onar yıllık dönemler halinde ayırmaya çalıştım. Gerçekten de bu on yıllık dönemler, Türkiye’nin yaşamında çok önemli. Nedense bu sıfırlı yıllar, hep birtakım önemli tarihsel ya da sosyal olaylarla belirlenir. 1950, Türkiye’de yeni bir partinin Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi yılı. 14 Mayıs 1950’de, seçimle ilk kez iktidar değişiyor. Bu olaya demokrasinin ilk adımlarından biridir diyebiliriz. 1950 öncesinde ekonomik ortam tamamen devletçidir. Konut olarak da devletçe yaptırılan lojmanlar ya da Erzincan türünden, afet sonrası yaptırılan konutlar vardır. O tarihte Mimarlar Odası henüz yok. 1950-60 dönemine geldiğimiz zaman, çok partili bir meclis var. 1950’Ii yılların sonuna doğru bir politik kargaşayla karşılaşıyoruz. Hükümetin anlayışından kaynaklanan antidemokratik uygulamalar var. Bu antidemokratik uygulamalar 27 Mayıs 1960 ihtilaliyle son buluyor. Yani 1950’de iktidara gelen ikinci parti, 1960’ta da bir ihtilal ile ortadan siliniyor. Bu dönemin ekonomik ortamına baktığımız zaman, hükümetin liberal ekonomi arayışları görülüyor. CHP’nin yıllardan beri sürdürdüğü devletçilik, özel sektörün sermaye birikimi olmadığı için tümüyle kenara itilemiyor, ama özel sektöre daha fazla önem verildiği görülüyor. Hatta dönemin başbakanının ifade ettiği gibi, “her mahallede bir milyoner yetiştireceğiz” türünden sözler de var. O partinin ekonomik görüşünü, sanıyorum ki bu cümle gayet güzel özetliyor. 1957 yılında Türkiye tarihinin en büyük devalüasyonu geliyor: % 221. Bu, Şubat 1994 devalüasyonunun çok üstündedir. Hükümetin sözde imar hareketleri, ekonomik durumun kötüye gidişine neden oluyor ve bunun sonunda da 27 Mayıs 1960 ihtilali geliyor. 50’li yıllar, özellikle göç ve gecekonduların filizlenip yaygınlaşması döneminin başlangıcıdır. İlk kez 1950’de şehirlere doğru göç ve gecekondulaşma başlıyor. O tarihlerde gecekondu sözcüğü kullanılmazdı, “teneke mahallesi” denirdi. Şişli civarında ve Zeytinburnu’nda ilk teneke mahalleleri başlıyor. O tarihlerde, Zeytinburnu’nda tren yolu boyunca, açılmış tenekelerle kaplanmış böyle salaş yapılar qörülürdü. Onlar İstanbul’un ilk gecekondularıydı. 60’lı yıllara doğru Ataköy örneği karşımıza çıkıyor. Bu amaçla kurulmuş Emlak Bankası’nın girişimlerinin ilk filizleri Ataköy’de görülüyor. Bir bakıma “konutta devlet” diyebiliriz. Daha önceki lojman uygulamalarından sonra devletin konut alanındaki belki de ilk girişimi. Mimarlar Odası 1954’te yani, 1950-60 arasında kuruluyor. İlk merkezi İstanbul’da. Oda şimdi çok güzel bir belge hazırlamış: ilk yönetim kurulunun ilk genel kurula sunduğu faaliyet raporu. O rapora baktığınız zaman o yönetim kurulunun da yine toplumsal konulara, ne kadar ciddiyetle eğilmiş olduğunu görüyorsunuz. Bize bu hatırlatma belgesini vermesinden dolayı yönetime teşekkür etmek istiyorum. Ve bu belki başka bir gerekliliği de ortaya koyuyor. Zaman zaman Oda’ca yapılmış olan çalışmaların biraraya getirilerek yayınlanmasının, Oda’nın tarihçesi bakımından hatta, ülkenin tarihi bakımından önemli bir rol oynayacağını zannediyorum. Mimarlar Odası her zaman olduğu gibi, o dönemde de iktidar tarafından sevilmiyor. Bunu daha önce birkaç vesileyle yazdım. Mimarlar Odası hiçbir hükümete yaranamadı çünkü çoğu kez doğruları en sivri şekilde söyledi. Bu da hükümetlerin hiçbir zaman işine gelmedi. O tarihte de yine böyle oluyor. Bir yasa değişikliği getiriyor hükümet: 7303 sayılı yasa çıkıyor. Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları birliğine bağlı Odaların Merkezleri Ankara’ya alınıyor. Yasanın tek maddesi bu. Düşünce de şu: memur Mimarlar Ankara’da çoğunluktadır. Hükümet onlara söz geçirebilir. İstanbul’daki Mimarlar, Oda merkezi İstanbul’da kaldıkça çatlak sesler yaymaktadır. Örneğin Hükümetin İstanbul’da imar hareketleri adı altında sürdürmekte olduğu, bir bakıma yıkım hareketleri Odaca sürekli olarak eleştirilmektedir. Bundan da hükümet hoşnutsuzdur. Böylece 7303 sayılı yasayla Oda Merkezi İstanbul’dan Ankara’ya taşınıyor. Bu dönemle ilgili olarak biraz önce belirttiğim ekonomik zorlamalar, Menderes Hükümetini sıkıştırıyor. Bunun ardından baskılar, antidemokratik adımlar, Anayasa ihlalleri geliyor. DP iktidarı, Vatan Cephesi diye bir komedi çıkarıyor. İleri sürdüklerine göre adeta ülkenin tümü vatan cephesine katılıyor ve katılanların adları devlet radyosundan saatlerce veriliyor. Sonuç 27 Mayıs ihtilali. |
1960-70 arasında 61 anayasası, yeni bir toplumsal dinamizm getiriyor. Gerçekten çok iyi bir anayasa ile Türkiye susadığı özgürlüğe bu dönemde epeyce kavuşuyor. Ekonomik ortama gelince, karma ekonomi tercihli planlı bir dönem başlatılıyor. 5 yıllık kalkınma planları bu dönemin ürünüdür. Konut konusunda 61 Anayasasının getirdiği bir 49. madde vardır. Onu hatırlatmak istiyorum: “Devlet yoksul veya dar gelirli ailelerin sağlık şartlarına uygun konut ihtiyaçlarını karşılayıcı tedbirler alır.” O dönemde hangi konuşma yapılırsa, hangi yazı yazılırsa daima, planlı kalkınma döneminden söz ediliyor ve Anayasa’nın 49.maddesi bir ayet gibi ortaya konuyor. Konut kooperatifleri özellikle SSK desteğiyle yoğunlaşıyor. Kat Mülkiyeti yasasıyla yapsat dönemi başlıyor. Tabii kent toprağı, yapsatçıların elinde bir bakıma dilendiği gibi kullanılıyor. Küçük çapta toplu konut girişimleri var. Bu dönemde ayrıca Türkiye’de ilk konut prefabrikasyonu uygulaması, Larsen & Nielsen adlı Danimarka firmasının Ereğli’de yaptığı konutlarla görülüyor. Yalnız konut yatırımları konusunda bir tereddüt var. Bunu eski plancı olarak Yiğit Bey çok daha iyi hatırlayacaktır. Devlet Planlama Teşkilatı yatırımların konut yerine daha üretken alanlara kaydırılmasından yana görünüyor, dolayısıyla zaman zaman yatırımlarda bazı dalgalanmalar ortaya çıkıyor. Daha önceki bireysel çabalar dışında Mimarlık dergisi örgütlü olarak ilk kez 1963 yılında yayınlanmaya başlanıyor. Ve Oda’nın biraz önce de belirtildiği gibi, “dili” oluyor. 1964’ten sonra da aylık temposuyla uzunca bir dönem çıkışını sürdürüyor. O dönemde Mimarlar Odası’nın görüşü kalkınma planı ülke çapında bir fiziksel yerleşme planıyla desteklenmelidir. Aksi halde büyük sorunlar doğar” şeklindeydi. Konuta da , “yerleşme”nin bir parçası olarak bakılıyordu. DPT ise genellikle konuya bir ekonomik kalkınma gözüyle bakıyor. Yerleşme sorunlarını göz ardı ediyordu. Yani ekonomik büyüme adeta yeterli görülüyordu. Ya da ekonomik büyüme olduktan sonra, nasıl olsa yerleşme sorunları çözülür gibi bir görüş DPT’de egemendi. Kalkınma planı politikacılar arasında nasıl tartışılıyordu? Oradaki görüşleri de biraz dile getirmemizde yarar var. 3 değişik görüş çarpışmaktadır. Bir tanesi “plan yol gösterici değil, emredici olmalıdır”. Bu, sol görüştür. “Plan emredici değil, tavsiye edici olmalıdır”. Bu liberal görüştür. Bir de “Bize plan değil, pilav lazım” diyen sağcı oportünist görüş. 1970-80 arasına geldiğimizde bu defa 1970’te değil ama bir yıl gecikmeyle 1971 ‘de 12 Mart askeri darbesi oluyor. Politik kargaşa yılları diye bakabiliriz bu yıllara. Sağ-sol çatışmalarının getirdiği kargaşa 12 Eylül 1980 ihtilaliyle noktalanıyor. Bu 1970-80 arasında plan disiplininden uzaklaşma vardır. Zaman zaman “bize plan değil, pilav lazım” diyen zihniyet Devlet Planlama Teşkilatına egemen olabiliyor. 1974’te de dünya çapında bir bunalım var, petrol bunalımı. Bu arada konutu köstekleyen diğer etkenlere 1972 finansman kanunu ekleniyor. Ekonomik bunalım zaten konut girişimlerini kötü yönde etkiliyor. Mimarlar Odası’nda. Yine iyiniyetli olduğuna kuşku duymadığım, bazı gelişmeler var. Bu gelişmeler meslek politikası yerine genel politik görüşlerin egemen olduğu bir dönemi başlatıyor. Yani Mimarlar Odası bir bakıma (benim kanımdır, başka türlü düşünülebilir) mesleği bir kenara bırakıyor ve adeta ülkenin genel politikasına el atmak istiyor. Burada bence insanları tembelliğe götüren bir davranışın izleri görülüyor. “Düzen değişmedikçe hiçbir şey yapılamaz” sloganıyla ortaya çıkılıyor. Bu dönemi ben Türkiye için de, Mimarlar Odası için de yitirilmiş yıllar olarak görüyorum. Yine bu dönemde politik gelişmeler olarak 1950’lerin vatan cephesinde benzer Milliyetçi cepheler dönemi başlıyor. Uzlaşmaz politikacıların egemen olduğu, insanların politik karşıtlarına kıydıkları dönem diye tanımlayabiliriz bu dönemi. 12 Eylül 1980 ihtilaliyle başlayan dönemi yakından yaşadınız. Aramızdaki gençler en azından uzantılarını anımsayabilirler. Bu ihtilalin hemen ardından 1982 Anayasası geldi. Ekonomik ortam hakkında bir iki söz söyleyeyim. Liberalizm, serbest döviz, serbest ithalat ve ihracat ve kronik yüksek enflasyon bu dönemin başlıca ekonomik belirleyicileridir. Konut konusunda 1982 Anayasasının 57. maddesi var. Bu kez yoksul ve dargelirlilerden vazgeçilmiş “devlet şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır. Ayrıca Toplu Konut girişimlerini destekler” deniyor. Her iki anayasada da tedbirleri alma görevi veriliyor devlete. 1983’te Toplu Konut idaresi ile toplu konut fonu kuruluyor. Sektörde yeniden bir canlanma başlıyor. Konut konusundaki bu olumlu gelişmelere karşılık olumsuz bazı gelişmeler de var. Gecekondulara tapu tahsis belgeleri, yeminli proje büroları, devletin sattığı arsa sertifikaları ve zaman zaman imar afları. Konut bakımından, barınmadan çok işgale, yağmaya yönelik tutum. Mimarlar Odası her zamanki etkinliklerini sürdürüyor. Şube ve temsilciliklerin artmasıyla, desantralizasyon başlıyor ve meslek politikası daha ağır basar hale geliyor. 1980-90 dönemini askeri yönetimin etkilerinin başlayıp sürdüğü dönem olarak tanımlayabiliriz. 1990-94 arasını çok iyi biliyorsunuz. İşte, hükümette koalisyon, ülkede parti çokluğu var. Dinin politikaya alet edildiği, laiklik karşıtı görüşlerin ve uygulamaların politikada yoğunlaştığı sancılı bir dönemi yaşıyoruz. Ekonomik ortamda liberal ekonomi, özelleştirme çabaları, 1994 başı finansman bunalımı, kronik yüksek enflasyon yine devam ediyor. Toplu konut fonundan kesintiler ve bütçeye kaydırmalar. Bitirilemeyen konutlar, zaman zaman bunların desteklenmesi, gecekondu yerine seçimkondu ve yağma düzeni. Bir-iki istisna dışında bütün partiler yıllarca sağlıklı bir yerleşme ve konut politikası yerine kent toprağı yağmasına destek vermişlerdir. Türkiye’nin ve şehirlerimizin bugün geldiği durumla ilgili olarak suçlu aranacaksa, önce politikacıların suçlanması gerekir. Onlar tabii, mimarları suçlamakla işin içinden kolayca sıyrılacaklarını sanıyorlar, ama bu yanılgı ne kadar sürer, onu bilemiyorum. Sabrınız için teşekkür ederim. |

