Bir Yarışma.. Bir Fiyasko… Kaynak : 01.07.1997 - Yapı Dergisi - 188 | Yazdır

İyi bir mimarlık yapıtı için en az, bilinçli bir işveren ile iyi bir mimar gerekir. Bizim işverenler yıllardan beri hep yeni icatlar peşindeler.. Kendilerince yeni işverme yöntemleri geliştiriyorlar. Bunu yaparken de amaçları, mimarı köşeye sıkıştırmak, mimara teslim olmamak.
Kendi bildiklerince yarışma düzenliyorlar, kuralı yok, jürisi yok, haklar belli değil; adına “teklif alma” deyince bunun yarışma olmaktan çıkacağını sanıyorlar.. Ya da patates alır gibi, kıran kırana ihale açıyorlar, kendi deyişleriyle, en düşük fiyatı (!) verene (ücret ile fiyatı ayırt etmeyi dahi bilmiyorlar çoğu kez; dedik ya “patates alır gibi”) işi veriyorlar.
Telif hakkını daha işin başında mimarın elinden almaya çalışıyorlar. Yasalar, bunun aksini söylüyormuş.. Olsun! Parayı veren düdüğü çalar; para kimdeyse o haklıdır.
Geçtiğimiz ay içinde Türkiye Serbest Mimarlar Derneği de üyelerini, böylesine ihaleye çıkarılan işlerden ikisine teklif vermemeleri konusunda uyardı.
Örnek pek çok, ama son olarak yaşadığımız bir olay, mimarların da işverenin tutarsızlığına katkılar getirmeleri ve kendi iplerini kendilerinin çekmeleri bakımından, bize üzerinde daha derinlemesine durulmaya değer göründü.
İşveren Kuruluş: İstanbul Menkul Kıymetler Borsası
Yaptıracağı iş : İstanbul’da “Uluslararası Kongre, Eğitim ve Kültür Merkezi Projesi”.
İşveren kuruluş bu yapıların “uluslararası nitelikte bir prestij unsuru olmasını hedeflediğini” belirtiyor ve çok önem verdiği bu işe İstanbul ve Ankara’dan seçtiği 48 mimarlık bürosunu, “daha yakından ve şahsen tanımak üzere” 25 Aralık 1996 günü bir toplantıya çağırıyordu.
Gönderilen yazıda “Bu önemli proje için teklif vermeyi arzu etmeniz halinde, hazırlayacağınız avan projenin 24 Şubat 1997 tarihinde Borsamız Başkanlığına teslim edilmesini ve oluşacak Danışma Kurulunun görüşlerinin alınarak Borsa Yönetimince belirlenecek proje veya projelerin uygulamaya geçirilmesi için sözleşme imzalamaya hazırlıklı bulunulmasını rica edeceğiz. Uygulama projelerinin 25.8.1997 tarihine kadar tamamlanması öngörülmektedir” deniyordu.
Evet, aynen böyle deniyordu.. 25 Aralık’ta tanışacaksınız, 24 Şubat’ta avan projeyi, altı ay sonra 25 Ağustos’ta da uygulama projesini teslim edeceksiniz. Bu kadar basit: nişan, nikah, düğün hepsi bir arada..
Bu denli kısa sürede koskoca bir uluslararası kongre merkezi, eğitim merkezi, 150 odalı bir oteli olan konaklama tesisleri ile sosyal tesislerden oluşan 165.000 m² lik bir kompleksin tüm projeleri işverenin isteği doğrultusunda yapılacak…
Pek çok mimar arkadaşımızla birlikte bizim de çağrılı olarak katıldığımız toplantıda Borsa yöneticilerine, böylesine önemli bir işin bu yöntemle, -daha doğrusu bu yöntemsizlikle- yapılamayacağını orada bulunan bütün mimarlar, yılların verdiği “kazık yemişlik” deneyimiyle ve büyük bir belâgatla anlatmaya çalıştılar.
Borsa Başkanı, bir iki kişiyi dinlemek sabrını ancak gösterebildikten sonra, kendisini bekleyen çok daha önemli işlerine yetişebilmek için toplantıdan ayrıldı. Zaten neyin nasıl yapılacağını herkesten daha iyi bildiğini, tavırları gösteriyordu. Borsa Başkanı olmuştu ya, doğal ki herşeyi biliyordu. Herşeyi bilmeyen birini Borsa başkanı yapmazlardı herhalde.. Toplantıyı ve tartışmaları sonuna kadar izleyen öteki yöneticiler Başkanlarından daha sabırlı ve daha naziktiler. Söylenenleri değerlendirip sonucu bize bildireceklerini belirtiyorlardı. Programa göre akşama kadar sürmesi gereken toplantının, öğle yemeğinden sonra dağılması kararlaştırıldı.
Görüşmeler o yemek sırasında da sürüp gitti. İşverenlere, konunun doğru bir yöntemle nasıl ele alınması gerektiğini anlatmıştık. Toplantıya katılan herkesin düşüncesi aynıydı: böylesine usulsüzlüklerle dolu bir yarışmaya hiçbirimiz katılmazdık.
Toplantıya Has Mimarlık adına kızım Ayşe Hasol Erktin ile birlikte katılmıştık. İstinye’deki Borsa binasından ayrılırken Ayşe “Çok mutlu oldum.. Sizin kuşak ne kadar bilinçli, ne kadar tutarlı..” diyerek mutluluğunun yanısıra bizim kuşağa övgülerini de dile getirdi. Gerçekten de katılanların büyük çoğunluğu bizim kuşaktandı ve güzel konuşmuşlardı. Ben de çok haklı olarak biraz böbürlendim: “Öyledir” dedim. “Biz bu yolda çok savaşım verdik.. İşte hala da veriyoruz”..

Mimarlık topluluğunun işverme sistemini bir düzene sokabilmek için yıllarca sürdürdüğü savaşımdan sonra hala böylesine saçmalıklarla uğraşıyor, zamanımızın ciddi bir bölümünü gereksiz yere bunlarla tüketiyorduk.
Toplantıdan bir gün sonra, Başkan Tuncay Artun imzasıyla Borsa’dan yeni bir yazı geldi. Yazıda “toplantıya katılanların değerli görüşlerinin süratle değerlendirildiği ve Teklif İsteme Şartnamesi’nin kimi hükümlerinin revize edildiği” bildiriliyordu. Buna göre, avan proje ve maket verme süresi bir hafta uzatılıvor, avan projelere ödenecek bedelle ilgili olarak pek de anlaşılmayan yeni bir hüküm getiriliyor, teminat maddesinin yanısıra bir maddedeki çizim ölçeği değiştiriliyordu. Bütün bu değişiklik kararlarının, bizim, yani toplantıya katılanların görüşleri doğrultusunda alınmış olduğu ileri sürülerek, teklif verip veremeyeceğimizin 2 Ocak 1997 gününe kadar bildirilmesi isteniyordu.
Evet, kimi değişiklikler yapılmıştı, ama bunların hepsi de ayrıntılara ilişkindi. İşin özüne ilişkin görüşlerimiz hiç mi hiç dikkate alınmamış; sonuç olarak, işin özü değişmemişti. İşveren “teklif alma” adı altında bir “sınırlı mimari proje yarışması” düzenlemekte direniyordu. Ne jürisi ne de kuralları belliydi bu yarışmanın. Bu durumda kuşkusuz, mimarlar bu yarışmaya katılmayı kabul etmeyeceklerdi. Bizim görüşümüz bu yoldaydı.
Has Mimarlık adına İMKB’na gönderdiğimiz 2 Ocak 1997 günlü yazı şöyleydi:
“İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın İstanbul’da kurmayı planladığı, uluslararası nitelikte bir prestij unsuru olmasını hedeflediğini belirttiği, “Uluslararası Kongre, Eğitim ve Kültür Merkezi” projesi için 25.12.1996 günü düzenlenen toplantıda çağrılı mimarların hemen hepsi tarafından belirtilen görüşlerin dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır.
Görüşlerimizi aşağıda bir kez daha özetle bilgilerinize sunuyorum:
1. “Teklif isteme” adı altında idarenizce sürdürülen çalışma, aslında bir “Sınırlı Mimari Proje Yarışması”dır.
2. Proje yarışmalarının ulusal ve uluslararası alanlarda, geçerli yönetmelikleri ve yıllardan beri uygulanan kuralları vardır. Bu kurallara hem mimarlar, hem de işverenler uymak zorundadırlar.
3. Önerdiğiniz yarışma bu kuralların hiçbirine uymamaktadır.
4. Bu uygulamayla, belirtilen amacımıza uygun bir sonuç almamız olanaksızdır.
Yukarıda arz edilen nedenlerden dolayı, bu koşullar altında teklif vermemizin mümkün olmadığını bilgilerinize… ”
Biz, kurallara aykırı yarışmadan böylece çekilmiş olduk ve hiçbir mimarın böylesine bir yarışmaya katılmayacağını umarak gelişmeleri uzaktan izlemekle yetindik.
Sonuçta ne mi oldu ?.. Büyük bir şok ve hayal kırıklığı..
13 mimarlık grubu bu yarışa katılmayı kabul etmiş ve proje hazırlayarak Borsa’ya sunmuş. Hem de, gencecik mimarlar değil, deneyimli 13 mimarlık grubu.. Borsa, üçü Türk, ikisi yabancı, toplam beş mimardan oluşan bir danışma kurulu kurmuş ve bu kurulun projeleri değerlendirmesini istemiş. Kurul, değerlendirmesini yaparak, derecelendirmeye bile gerek görmeksizin, projelerden hiçbirinin uygulanmaya değer olmadığına karar vermiş. Borsa da yarışmacılara gönderdiği yazıyla söz konusu projelerin uygulanmamasına karar verildiğini “üzülerek” bildirmiş.
Kısaca sonuç, bizim Borsa’ya yazdığımız gibi olmuş. “Bu uygulamayla, belirtilen amacınıza uygun bir sonuç almanız olanaksızdır” demişiz. Sonuç, sıfıra sıfır elde var sıfır.. Zaman, emek ve prestij kaybı.. Böylece, bir sürü yanlıştan, bir “doğru” çıkmayacağı bir kez daha kanıtlanmış..
Şimdi, 13 mimarlık grubunun göznurunun, emeğinin boşa gittiğine mi yanarsınız, yoksa Türk mimarlarının haksız olarak uğradıkları prestij kaybına mı? Haydi, “emeklerini kendileri düşünsünler, böyle usulsüz bir yarışmaya katılmasalardı; kendi düşen ağlamaz” diyebilirsiniz; ancak İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, “Biz bütün iyiniyetimizle Türk mimarlarını projemize katılmaya çağırdık, ancak, gördüğünüz gibi, bu işi beceremediler. İşte sonuç” deyip kendilerini haklı çıkararak yabancı mimarlara başvurma yolunu seçerse ..
Bizim kuşak iyiydi de …