| Transferler Müessese Kulüpleri İçindir Artık.. |
Kaynak :
26.06.1997 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Bu yıl futbolda transfer sezonu, sonuçları bakımından oldukça sönük geçti. Kulüpler ses getirecek transferler gerçekleştiremediler. Bunda kulüplerin, içinde bulundukları sıkıntılı mali durum kadar transfer piyasasının yüksekliğinin de ciddi bir payı olsa gerek. Üzerinde uzun süre konuşulacak tek transfer, Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’tan Istanbulspor A.Ş.’ye geçmesi oldu. Sergen’in Beşiktaş Yönetimi ile sorunları olmuştu. Öyle sanıyorum ki Beşiktaş bu nedenle, yıllar önce Tanju Çolak’ın Galatasaray’dan ayrılışında olduğu gibi, kendisini gözden çıkarmıştı. Sergen’in transferinin en çok konuşulan yanı, Istanbulspor’un ödediği yüksek bedel oldu. Istanbulspor Sergen’in bonservisi için Beşiktaş’a 700 milyar TL, Sergen’in kendisine de üç yıl için 3 milyon dolar (435 milyar TL) ödeyecekti. Kimi medya organlarında, konuyu daha sansasyonel hale getirme çabalarıyla toplam rakam 1,5 trilyona kadar yükseltildi ve paranın tümü futbolcuya ödeniyormuş gibi gösterildi. Konuyu doğru olarak ortaya koyarsak, Istanbulspor’un Sergen’i almak için başlangıçta ödediği peşin para 900 milyar TL idi; bu rakam üç yılda bugünün parasıyla toplam 1,135 trilyona ulaşacaktı. Sporcuların ve sanatçıların kazançlarının tartışılmasının gereksizliğine başka bir yazımda değinmiştim. Ancak, Türkiye koşullarında bir kulübün bir tek futbolcunun transferi için trilyonu aşan bir ödemeyi göze alabilmesinin ve bu olayın öteki kulüpler açısından ne anlama geldiğinin üzerinde durmak gerektiğini düşünüyorum. Örnek olarak, büyük bir kulübü, Galatasaray’ı alalım.. Galatasaray’ın 1997 bütçesi 3,9 trilyon liradır. Galatasaray, yıllık bütçesinin tümünü futbol transferine ayırsa bu koşullarda yalnızca üç buçuk Sergen alabilir. Başka bir hesapla, Galatasaray’ın geçen sezondaki ortalama maç hasılatı 8 milyar TL olduğuna göre bir Sergen alabilmesi için |
hasılatın tümünün (olamaz ya) Kulübe kalması koşuluyla bile 140 maç yapması gerekir. Pek çok birinci lig kulübünün yıllık toplam bütçesi ise bir Sergen’i bile almaya yetmez. Sergen’in transferindeki rakamların anormal olduğunu düşünerek, bunları yarı yarıya indirsek bile durum değişmez. Sonuç : Böylesine büyük transferleri artık klasik kulüpler gerçekleştiremezler.
Istanbulspor bu parayı nasıl verebiliyor ? Bunun yanıtı, müessese kulüplerinin özelliklerinde aranmalıdır. Istanbulspor, bağlı olduğu varlıklı şirketler grubunun desteğinden yararlanmak avantajına sahiptir. Durum, basketbol ve voleybolda yaşanan gelişmelerle benzerlikler gösteriyor. Ticari alanda kökleşerek başarı kazanmış müesseseler kendi bünyelerinde kulüpler oluşturuyorlar ve bunlar, bu ticari kuruluşların kazanından besleniyorlar. Basketbol ve Voleybolun kendi yarattıkları gelirler sıfıra yakındır.. Müessese kulüplerinde muazzam giderler, takımın bağlı olduğu şirketçe karşılanır ve reklam için masraf kayedilerek giderden indirilir. Yani sözün kısası, hem reklam yapılmış olur, hem de harcamaların yarısı, vergiden düşülerek devletten, sizden, benden karşılanır. Klasik kulüplerin böylesine bir maddi destekleri yoktur. Bu kulüplerin, şirketleşmeleri, kısa sürede kar sağlamalarındaki güçlük ve tabi olacakları vergi sistemi nedeniyle, sözü edilen türden bir yarar sağlamayacaktır. Basketbol ve Voleybolda Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş parasal olanaklar bakımından müessese kulüpleriyle yarışamadıkları için eski başarıları artık görülmüyor. Parayı verebilenlerin egemenliğinde transfer piyasası, kulüplerin karşılayamayacağı şekilde büyütülüyor. Bir Beşiktaş küme düşerken yerini Kombassan alıyor. Ve klasik kulüpler için tehlike çanları çalıyor.. Basketbol ve voleyboldan sonra şimdi sıra futbolda mı ? |

