Çadırkondulu Saray Kaynak : 01.06.1997 - Yapı Dergisi - 187 | Yazdır

Çırağan Sarayı’nın önüne yine o garip, kocaman çadırı kondurdular. Geçen yıl da aynı densizlik yapılmıştı ve biz bu olayı YAPI’da “Saray Bahçesine Gecekondu” başlığıyla, fotoğrafını da basarak haber yapmıştık. “Ne Çırağan Sarayı’nın tarihsel kimliği ne de Boğaziçi’ne yansıyan görkemli görünümünü bozma kaygısı taşımadan kurulan çadır için, Boğaziçi’ni korumakla görevli İstanbul 3 No’lu Koruma Kurulu kendilerinden herhangi bir izin isteminde bulunulmadığını belirtiyorlar” demişiz o haberde.
Bu yıl aynı densizlik bir kez daha tekrarlanınca, yurttaşlık hakkımızı kullanarak, gereği için İstanbul 3 No’lu Koruma Kurulu’na ve Beşiktaş Belediyesi’ne yazıyla başvurduk. Bilgi için de Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’ne.. Koruma Kurulu’ndan ne bir ses, ne bir nefes ..
Beşiktaş Belediyesi büyük bir duyarlılıkla yazımızı aynı gün yanıtladı:
“Çırağan Sarayı binasının deniz tarafına bina boyunca uzanan ve Sarayın denizden görünüşünü bozarak engelleyen devboyutlu bir çadır kurulduğunu bildiren faks mesajınız üzerine konu yerinde incelenmiş olup, sözkonusu çadırın KÜSAV (Kültür ve Sanat Varlıklarını Koruma Tanıtma Vakfı) tarafından tanıtım amaçlı kurulduğu anlaşılmıştır. ”
“Çadırın kaldırılması için Çırağan Sarayı Genel Müdürlüğü’ne tebligat yapılmış, kaldırılmaması halinde Belediyemizce kaldırılacağı iletilmiştir.”
“Gösterdiğiniz duyarlılığa teşekkür ederiz. ”
Evet, Beşiktaş Belediyesi uyarımızı haklı buluyor ve bizim gösterdiğimiz duyarlılığa teşekkür ediyor, çadırın kaldırılmasını sağlayacağını, olmazsa Belediyece kaldırılacağını söylüyor.
Sonuç?.. Sonuçta, hiçbir şey olmadı. Bir fuar için (Dekorasyon ve Aksesuar) yani ticari amaçla kurulan çadır, bu yazıdan sonra bir hafta daha yerinde kaldı ve fuar sonunda, ihtiyaç kalmayınca kuranlar tarafından kaldırıldı.
Şimdi aklımıza takılan bazı soruları buraya aktaralım:
• Çadırı kuran KÜSAV’ın açık adı “Kültür ve Sanat Varlıklarını Koruma Vakfı” imiş. Adına bakın, yaptığına bakın: kültür ve sanat varlıklarını korumak üzere kurulmuş bir vakıf, bir kültür ve sanat varlığı olan Çırağan Sarayı’na ne denli saygısızca davranabiliyor.
• Görevi tarih, kültür ve tabiat varlıklarını korumak olan Koruma Kurulu uyuyor. Tarihi sarayın önüne koskoca çadır kuruluyor, Kurul’a soran bile yok. Uyarıyorsunuz uyanmıyorlar; tepkileri, duyarlılıkları sıfır.

• Yasaya göre, bütün yapılar için, geçici olsalar dahi, ilgili belediyeden ruhsat alınması gerekir. Çelik konstrüksiyonlu, devboyutlu bir çadırın kurulabilmesi için yasal izin zorunludur. Çırağan oteli yönetimi ile sözde Koruma Vakfı kafa kafaya verip ticari sözleşmelerini imzalayarak çadırı kurmuşlar; belediyeler konudan habersiz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Beşiktaş Belediyesi, Boğaziçi İimar Müdürlüğü Saray’ın önüne koskoca çadırın kurulduğunu görmüyorlar, işitmiyorlar. Beşiktaş Belediyesinin, yazımız üzerine gösterdiği duyarlılık yalnızca “yazıda” kalıyor, sonucu etkilemiyor. Kişilerin ve kurumların tarihsel varlığa bakışları, onu algılayışları, gösterecekleri duyarlılık öznel olabilir; ama yasa, yapılacak işlemi, yoruma yer bırakmaksızın açık seçik gösteriyor.
Birkaç yıl önce, Çırağan Sarayı’na daha rahat bir giriş sağlamak üzere kesilen bir ağaç için Belediye kıyameti koparmıştı. O belediye başka bir belediye miydi acaba?
Ya İstanbullular? “Onlar kendi dertlerine düşmüşler” ya da “zaten kaç kişi kaldılar?” diyebilirsiniz. Kentin, kentsel değerlerin korunması konusunda toplu bir tepki yıllardan beri görülmez oldu. Yalnızca bir İstanbullu’nun Gazeteciler Cemiyeti’nin gazetesi Bizim Gazete’de “Dekorasyon ve Aksesuar Fuarı nedeniyle Çırağan Oteli’nin deniz tarafındaki bahçesine kurulan çadır, estetikten çok uzaktı ve bir çirkinlik anıtıydı. Böyle tarihi bir yapının önüne “sirk benzeri” çadır kurulmasındaki nedeni anlayamadık” diye yakındığına tanık olduk. Bir de Sabah gazetesinin İstanbul ekinde eleştirel bir yazıya..
• Gelelim, Çırağan Sarayı’nı otele dönüştüren, işleten kuruluşa ve onun yetkililerine.. Saray restore edilirken, iç kimliği inanılmayacak kadar bozulmuştu. Şimdi bu kez yapılanla, binanın deniz cephesinin örtülmesiyle dış kimlik saldırıya uğramaktadır. Örneğin bir an için, İstanbul’a o tarihlerde gelip Sarayı denizden görmek ya da görüntülemek isteyenlerin durumunu düşünelim…
• Sonuncu soru: Bu nasıl bir vakıftır ki, adı “Kültür ve Sanat Varlıklarını Koruma Tanıtma Vakfı” olduğu halde, yasa tanımaz ve tarihsel değerlere saygı duymaz? Bu vakıf, acaba başka bir gün, çadırını Dolmabahçe Sarayı’nın rıhtımına kurar mı dersiniz? Ne diyelim? Adından utansın.

Tanrı bizi böyle koruyuculardan korusun.