| Derslikten Şampiyonluğa,Şampiyonluktan Sanata… |
Kaynak :
29.05.1997 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Galatasaray futbol takımı Bursa’da Bursaspor karşısında şampiyonluğa nokta koyacak maçını yaparken, Galatasaraylılar Derneği de Istanbul’da bir sanat olayını gerçekleştiriyordu : Galatasaraylı Besteciler Konseri. Çok büyük bir kalabalık, eski Istanbul Spor ve Sergi Sarayı, şimdiki Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nı doldurmuş, adeta, bir şampiyonluğu bir sanat olayıyla kutluyordu. Galatasaray Spor Kulübü 1905 yılında Galatasaray Lisesi’nin bir dersliğinde kurulmuştu; o akşam yapıtları seslendirilen dokuz besteci de yaşamlarının bir evresinde yine Galatasaray Lisesi’nin dersliklerinde yetişmişlerdi : Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Bülent Arel, İlhan Usmanbaş, İlhan Mimaroğlu, Yalçın Tura, Ali Doğan Sinangil, Ahmet Yürür ve Timur Selçuk.. Ali Sami, Kulübü nasıl, bir edebiyat dersi kaçamağında birkaç arkadaşıyla birlikte kurmuşsa, Cemal Reşit de ilk bestesini 1912’de Galatasaray’daki öğrenciliği sırasında yapmıştı. İlhan Usmanbaş’ı besteciliğe özendiren, Fransız matematik öğretmeni O gece, Galatasaray Lisesi’nin verimli ortamından pay almış bestecilerin yapıtları seslendirildi. Adı geçen bestecilerle ilgili olarak bir kompakt disk ile bir de kitapçık hazırlanarak bu olumlu girişime kalıcılık kazandırılmış. Kitapçığın girişinde şöyle deniyor : “Galatasaray sözcüğü neleri çağrıştırır ? Beyoğlu’nun ortasında bir nostaljik semt ! Bu semtin simgesi kocaman bir demir kapı ardındaki Galatasaray Lisesi. Bu eğitim kurumunun devamı, son zamanlarda açılan Galatasaray Üniversitesi. Türk spor yaşamında bir tarih yazmış Galatasaray Futbol takımı. Ve bu topluluğun tutkunu milyonlarca taraftar! Galatasaraylı olmak yalnız Galatasaray Liseli olmak değildir. Yalnız spor kulübünün üyesi olmak, ya da futbolsever olmak da değildir. Galatasaray |
”camiası” nın bir de kültür boyutu vardır. Galatasaray bir eğitim kurumu olarak, yüzyılı aşkın bir süredir Türk kültürüne her dalda hizmet veren insanlar yetiştirmiştir.”
Galatasaray, yukarıda da vurgulandığı gibi, bir eğitim ocağına dayalı birikimiyle başta kültür, sanat, spor olmak üzere pek çok alanda, adını Türkiye sınırlarının çok ötesine taşımıştır. Bu kez, düzenlenen konser ve ona bağlı olarak yer alan bale gösterisi çok başarılı oldu; bestecilerin de katılımıyla yaşanan tablolar duygu dolu ve çok gurur vericiydi. Konserin programlı bölümünün hemen ardından çalınan, son zamanların, günün anlam ve önemine uygun en gözde parçası, yine bir Galatasaraylının yapıtı “Onuncu yıl marşı” dinleyicilerin ayakta, coşkulu katılımıyla iki kez seslendirildi. Son bis parçası olarak, Çaykovski’nin İtalyan Kapriçyosu çalındı. Bu, şef Gürer Aykal’ın deyişiyle, Bilkent Uluslararası Akademik Senfoni Orkestrası’nın Galatasaraylılara sunduğu bir şampiyonluk armağanıydı. Şimdi bir kez daha düşünüyorum : spordaki bir şampiyonluk herhalde, en güzel, en anlamlı, en görkemli şekilde ancak böylesine büyük bir sanat olayıyla kutlanabilirdi. Gelelim bir başka konuya.. Geçtiğimiz hafta, sporda ülkemiz açısından başarılarla dolu geçti. Halterde Avrupa Şampiyonu, Grekoromen Güreşte takım halinde Avrupa ikincisi olduk. Sporcularımız bir dolu altın madalya kazanarak Avrupa şampiyonu oldular. İşte, Avrupalı olmanın en güzel yolu.. Politikacıların yapamadıklarını sporcularımız yapıyorlar. Yalnız ne var ki, bu başarıların sağlandığı spor dalları Türkiye’de futbol kadar gözde olmadıkları için medyanın, özellikle de basının, kazanılan başarılara layık olduğu yeri vermediğini gördük. Oysa futbol dışındaki sporları da daha benimsenir hale getirmek biraz da medyanın görevi değil mi ? Varsa, yoksa futbol.. Darısı, Avrupa sınavlarında futbolcularımızın başına.. |

