| “Çakma” Selimiye!… |
Kaynak :
01.11.2010 -
Yapı Dergisi - 348
|
Yazdır
|
|
Çakma Rolex, çakma Vuitton, çakma parfümler… Her şeyin “çakma” olduğu bir ortamda “Çakma Selimiye” neden olmasın? Argodaki “çakma” sözcüğünü ciddi bir yazıda kullandığım için okurlarımdan özür dilerim. Ancak, çok düşünüp taşındım, yapılmak isteneni bundan daha güzel anlatabilecek bir sözcük bulamadım. Haber birçok gazetede yer aldı: “Ataşehir’de, Edirne’deki Selimiye Camisi’nin bire bir kopyası yapılacak.” Habere göre, Başbakan, bizzat yerinde inceleme yapmış ve inşaata bir an önce başlanmasını istemiş. Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla Ataşehir’de TOKİ tarafından inşa edilecek cami projesi tartışma yaratmış. Milliyet gazetesi’nin bu konuda yaptığı küçük bir soruşturma var. Orada söylenenleri kısaca aktarmak isterim: (1) Prof. Dr. Semavi Eyice (Sanat Tarihçisi), kısaca şunları söylüyor: “Selimiye, Mimar Sinan’ın ‘ustalık eserim’ dediği eseridir. Taklit eser yapmak hoş bir şey değil. Tasarlarken ne düşündüler bilmiyorum. Bire bir yapılacağını sanmıyorum. Selimiye’yi bire bir yapmak kolay değil. Dünya çapında bir eserdir. O ölçüde bir eser yaratmak, zaten inşasını yapmak mümkün değil.” “…İddiası olan bir mimarın o büyüklükte bir yere kendine özgün bir proje yaratması gerekir. En ideal cami planı zaten Selimiye’de uygulanmıştır. Bunu kopyalamak olmaz, mimarın bir eser yarattım diyebilmesi için o prensiplere göre bir eser ortaya koyması gerekir…” Eyüp Muhçu (Mimarlar Odası Genel Başkanı): “TOKİ, mimarlık adına estetikten yoksun, taklit bir yapılaşmayı örnek göstererek kamuoyunda bir propaganda yapmaktadır. Ve böyle bir mimari yaklaşım; kentleşme, tasarım, mimari ilkeler, kültür mirasına saygıdan uzaktır. Söz konusu Selimiye Camisi bu toprakların yetiştirdiği büyük mimar Sinan’ın en önemli eserlerinden biridir. Söz konusu yapının beğeniyle karşılanması pek tabiidir. Ancak bu yapıya ve onun taşıdığı değerlere saygı nedeniyle bu yapıya gölge düşürebilecek yaklaşımlardan uzak durmak gerekir. Mimar Sinan ve Selimiye Camisi’nin tüm değerlerine haksızlık yaparız, mimaride taklitçilik kabul edilebilir, benimsenen bir şey değildir.” Prof. Dr. İlber Ortaylı (Topkapı Sarayı Başkanı, Tarihçi): “Ben böyle şeye karışmam. Mimarın kendi seçimidir. Onun kendi bileceği bir şeydir. Kötü bir mimari cami ortaya koymasındansa, öyle bir eserin taklidi bile güzel olabilir. Ustalık eserleri taklit edilemez diye bir şey yok.” Eyice, “kopyalamak olmaz” derken özgün projeden yana olduğunu ortaya koyuyor. Ancak “O ölçüde bir eser yaratmak, zaten inşasını yapmak mümkün değil” derken haksız. Selimiye’nin bir şaheser olduğu doğrudur, ancak 21. yüzyıl olanaklarıyla, teknolojisiyle yapılamayacak hiçbir şey olamaz. Oda Başkanı Eyüp Muhçu doğruları söylüyor. Ortaylı’ya gelince, “Ustalık eserleri taklit edilemez diye bir şey yok” derken taklidi kabul etmiş oluyor. Türkiye’nin sıkıntılarından biri de bu… Bazı saygın bilim adamları kendi bilgi alanlarının dışına çıkınca boğuluyorlar. Ortaylı da o tehlikeyle karşı karşıya… Konuyu şöyle irdeleyebiliriz. Sanatta, mimarlıkta kopya özgün olanın taklididir. Hiçbir kopya, özgün yapıtın yerini tutmaz; onun değerine ulaşamaz. Pablo Picasso, “Taklitten sakınırım, en çok da kendimi taklit etmekten korkarım” derken bunu çok iyi vurgulamış oluyor. |
Atatürk’ün Selanik’teki evinin bir replikası Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği’nde yapıldı. Yeni yapılan bina Atatürk’ün Selanik’teki evi oldu mu? Aynı şekilde Maçka Taşlık’taki Şark Kahvesi… Mimarı Sedad Hakkı Eldem’in de onayı alınarak, Swissôtel’in yapımı sırasında yıkıldı ve aynı arsada başka bir yerde 3/4 ölçeğinde bir kopyası yeniden inşa edildi. Bugünkü ?ark Kahvesi eskisinin yerini tutabildi mi? Hâlâ eskisinin fotoğraflarıyla avunuyoruz. Ankara’da Kocatepe Camisi, Sultanahmet ve Süleymaniye Camilerinin sözümona bileşimi olarak yapıldı. Mimari değeri hangisininkine ulaşabildi? Bu kopyaların kültürel değeri, sanatsal değeri, mimari değeri nedir? Eğlence olsun diye ünlüleri, sanatçıları taklit eden komikler vardır. Onlar bir süre sonra unutulur, ortada yalnızca özgün olan kalır. Taklit eden mimarın o komiklerin durumuna düşmesi kaçınılmaz gözüküyor. Komiklik o sanatçıların işi olabilir ama mimarın görevi olamaz. Üstelik, onların komikliği geçicidir, mimarınki ise kalıcıdır. Taklit; geriye dönük, historisist ya da ulusalcı mimarlık yaklaşımlarının bile gerisindedir. Tarihsel seçkilerle, tarihten aktarılan kimi biçim ve öğelerle yeni bir kompozisyon yapmak bile kopyadan daha tutarlı olabilir. Taklitte bu çaba bile söz konusu değildir. Söz konusu olan yalnızca “çalma” eylemidir ve ayıbın dik âlâsını oluşturur. Çakma Selimiye konusundaki ayıpları şöyle sıralayabiliriz: 1.Sinan’a yapılan haksızlık. Şark Kahvesi’nde, hiç değilse, mimarı Sedad Hakkı Eldem’in onayı alınmıştı. Bu kez Sinan’ın onayı, Sultan 2. Selim’in onayı nasıl alınacak? 2.Mimarlara yapılan saygısızlık. Böylesine iddialı bir cami yapılacaksa bu iş bu topraklarda yaşayan mimarların hakkıdır. Onlar da kendi yaşadıkları döneme damga vurmak üzere bu boyut ve önemde işlere imza atmak isterler. Onlara, taklitçilik görevi vermek aşağılayıcı bir güvensizlik işaretidir. Bu ülkenin mimarlarının bu güvensizliği hak ettiklerini düşünmek büyük bir haksızlıktır. Bu karardan şöyle bir çıkarsama yapılabilir: Ülkeyi yönettiklerini düşünenler, kendi yönetim düzeylerinden çok emin görünüyorlar. Ve kendi başlarına verdikleri kararların doğru olduğuna inanıyorlar. Kendilerine güvenleri tam, ama bu ülkenin çağdaş mimarlarının bilgi, beceri ve yeteneğine güvenmiyorlar. 3.Mimarlığa haksızlık… Son zamanlarda yapılan kamu yapıları, yeni ulusalcılık, tarihselcilik arayışları içinde boğuluyor. Devlet yapıları için daha önce Bayındırlık Bakanlığı elinde toplanmış olan yetkiler kamu kurumlarına aktarıldı. Her kamu kurumu projelendirme ve yapım alanında kendi bildiğini okuyor. Kamu yapılarında mimarlık tam bir yozlaşma içinde. TOKİ okulları ve adliye binaları genelde bu söylediklerimi en iyi anlatabilecek örnekler… Böylece, giderek ülke mimarlığının önü tıkanıyor. Mimarlığa bilgisizce yapılan müdahaleler ülke mimarlığının gelişmesini önlüyor. Özel kesime de örnek oluşturması beklenen kamu kesiminin durumu ne yazık ki bu düzeyde. İşte şimdi de Ataşehir’de yapılması düşünülen “Selimiye” şablonlu cami bu anlayışın en uç noktasını oluşturma yolunda. Çok önemli başka bir noktaya daha değinmekte yarar var. Selimiye Camisi Mimar Sinan’ın eseri… Yapının işvereni, Sultan 2. Selim… Bir yapı yalnızca mimarının eseri değildir, aynı zamanda işverenin anlayışının da eseridir. Sinan, kendi üstün bilgi, beceri ve yeteneklerinin yanısıra biraz da kendisine o olanakları sağlayan Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan 2. Selim sayesinde Mimar Koca Sinan olmuştur. Şimdi 21. yüzyılda, yani yaklaşık 440 yıl sonra onları aşmak yerine onların yaptıklarının klonlanması ve “çakma”sıyla yetinmek bu ülkenin mimarlarına da, Başbakanına da yakışmıyor. Her mimarlık yapıtı kendi çağını, çağdaş teknolojisini, kendi kültür düzeyini ve toplumsal zevk olgunluğunu yansıtır. Yapılacak iddialı bir cami için kuşkusuz en doğru yol bir mimari proje yarışması açılmasıdır. Not: 1.“Taklit Selimiye Tartışması”, Milliyet, 6 Ekim 2010. |


