| Her Şeye Burnunu Sokanlar (!):Tarkan, Placido Domingo ve Bono |
Kaynak :
01.10.2010 -
Yapı Dergisi - 347
|
Yazdır
|
|
Sanatçısını azarlayan ülkede sanat gelişmez. D.H. Ayın konusu Allianoi idi. Ne yazık ki Allianoi kurtarılamadı, gömülüyor… Kısa bir süre sonra baraj sularının altında kalacak. Bilim kurulu raporları, kararlar, itirazlar, mahkemeler, bozulan kararlar, üyeleri değiştirilen koruma kurulları ve alınan yeni kararlarla yıllar sonra gelinen nokta bu. Bu kötü sona doğru geçen ay içinde traji-komik olaylar yaşandı. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu çok ilginç bir çıkış yaparak, “Allianoi diye bir yer yoktur” dedi. Ve parlak buluşunu şöyle açıkladı: “Orası ‘Allianoi’ değil. ‘Allianoi’ diye bir yer o kişinin uydurduğu bir kelimedir. Bunu ben ispat ettim. Orada Paşa Ilıcası adıyla bilinen Türkiye’nin her tarafında olan bir ılıca var. Geçmiş dönemde eski bir valimizin zamanında restore edilmiş. Beton duvarlar var. Mermerler konmuş. Sadece Peri Kızı adı verilen bir eser çıktı, Bergama Müzesi’ne kondu. Her tarafta olan mozaikler var. Çatı uydurma bir malzemeyle yapılmış. Çıkan bir tek sütun var, Peri Kızı var. Birtakım cahil insanlar yüzünden, bazı art niyetli kişiler yüzünden orada su tutulamadı, çiftçiler mağdur oldu.” (1) Bu açıklamalar, ünlü şarkıcı Tarkan’ın sanal ortamdaki Allianoi tepkisine ilişkin olarak yapılmıştı. Tarkan, antik kaplıca merkezi Allianoi’nin Yortanlı Barajı sularının altında kalacak olmasına bir sanatçı duyarlılığıyla karşı çıkmış ve Allianoi’nin kurtarılıp korunmasını istemişti. İşte bu tepki Sayın Bakan’ı öfkelendirmiş. Bakan Eroğlu, “Tarkan şarkıyla uğraşsa daha iyi olur. Yortanlı Barajı oradaki vatandaşa yılda milyonlarca lira gelir getirecek. Tarkan’a selam söylüyorum. Ama bu konularda bizden bilgi alırsa memnun oluruz. Kurusıkı atmasın” diyordu. Bakan çok kızmış olmalı… Bununla da yetinmeyip şöyle sürdürmüş sözlerini: “Sanatçı arkadaş sanatıyla ilgilensin, herkesin bir ihtisası vardır. Herkes bilmediği bir konuya burnunu sokarsa çok yanlış olur. Ben kalkıp da onun sanatıyla alakalı bir şey söylesem ne derece yanlış olursa, onun da bir baraj ya da tarihi eserin korunmasıyla ilgili söyleyeceği şey fevkalade yanlıştır.” (2) Anlaşılan, Bakan öylesine öfkelenmişti ki, kendisinin arkeolog olmadığını, ortaya sürdüğü teze göre kendisinin de konuşmaması gerektiğini unutmuş görünüyordu. Ne var ki Bakan çok kararlıydı; eleştirilerini ertesi gün de sürdürdü: “Tarkan bu tür teknik işleri bize bırakırsa memnun oluruz. Ben de baraj yapmayı bırakıp şarkı söylemeye kalkarsam işler çok değişir” (3). Sayın Bakan’ın bu sözleri medyada birçok yoruma neden oldu. Yorumlar bir tek noktada kesinlikle birleşiyordu: Bakanın şarkı söylemeye kalkmaması konusunda… Bakan’ın söylemi Hükümeti de rahatsız etmiş olacak ki, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay gazetecilerin konuya ilişkin sorularını yanıtladı. Günay, “Bir kabine üyesi arkadaşımla bir tartışma konusu yaratmak istemem. Sanıyorum Sayın Bakan amacını aşan bir biçimde ifade etti düşüncelerini. Hepimizin ortak arayışı Türkiye’nin bütün tarihsel kültürel, doğal zenginliklerini korumaya çalışmaktır. Tabii sanatçı arkadaşlarımızın, aydınların bu konulara duyarlılık göstermesi bizi tedirgin etmez, tam tersine sevindirir” dedi (4). Ayrıca, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de tartışmaya bir ucundan katıldı. Bakan Eroğlu’nun “maksadını aştığı” görüşünde olan Çelik, Tarkan’a CNN TÜRK aracılığıyla üzüntülerini iletti. Şimdi bütün bu tartışmalardan sonra gözlerimizi biraz yurtdışına çevirip sanatçıların oralardaki konumuna ve kültürel, sanatsal konularla nasıl ilgilendiklerine bakalım. Kültürel mirasın korunması için Avrupa’da kurulmuş çok önemli kuruluşların başında gelen Europa Nostra’nın yeni dönem için seçilen başkanı kimdir, biliyor musunuz? Söyleyelim: Placido Domingo… Dünyaca ünlü tenor… Europa Nostra, kendisini Avrupa’nın kültürel mirasını korumaya adamış, 250 sivil toplum kuruluşunu, 150 ortak örgütü ve 50 ülkeden 1500 kişisel üyeyi temsil etmektedir. Dünyada hiç kimse Placido Domingo’ya, “Arkadaş sen tarihsel, kültürel koruma işlerine burnunu sokma… Şarkını söylemene bak” demiyor. Ayrıca, ona haddini bildirmek üzere şarkı söylemeye de kalkışmıyor. Bunları yapmadığı gibi, başkan seçip Europa Nostra gibi çok saygın bir kurumun başına getiriyor. Yine Eylül ayı içinde ilginç bazı gelişmeler, İrlandalı ünlü rock grubu U2’nin İstanbul’a gelişinde yaşandı. Grup Hükümet’in çok özel ilgisiyle karşılandı. Grubun solisti Bono’ya İstanbul’da gösterilen özel ilgi, herhalde, Bono’nun sanatı kadar siyasal ve sosyal konulara burnunu sokan ve sözünü dinleten bir aktivist olmasından kaynaklanıyordu. Devlet Bakanı ve AB’den sorumlu Başmüzakereci Egemen Bağış, grubun Boğaz Köprüsü’nü yaya olarak geçmesini sağladı ve bu yürüyüşte kendilerine refakat etti. Daha sonra da Başbakan, Bono’yu Dolmabahçe’de ağırladı. |
Biraz abartılı da olsa gösterilen ilginin çok fazla yadırganacak bir yanı yok. Dikkatimizi çeken nokta ikili standart… Hükümetin tepkisi ya da ilgisi, “bizden olanlar yani yandaş olanlar ve bizden olmayanlar” anlayışıyla biçimleniyor. Görüldüğü gibi bazen yabancılar bile yandaş sayılıp itibar görüyor, yerlilere “sen işine bak” deniyor. Bütün bunlardan sonra biz yine Allianoi’ye dönelim. Anayasa için düzenlenen halkoylamasının hemen ardından, belki de yeni anayasanın getirdiği yasal değişiklerden alınan güçle Allianoi’nin gömülmesi işlemi Devlet Su İşleri tarafından çok yoğun bir şekilde başlatıldı. Korumacılar panik içinde. Allianoi Kazısı Bilimsel Heyet Başkanı Dr. Ahmet Yaraş feryat ediyor: “Hukuka karşın, tarih ve insanlık katliamı yaşanıyor!” Yaraş, “Allianoi’de tarihi alan, çevreden getirilen ve gerekli bilimsel vasfı taşıyıp taşımadığı bilinmeyen kum ile, hiçbir bilim insanının gözetimi olmadan, vasıfsız işçilerce dolduruluyor. Tıpkı Sulukule’ye arkeolojik kazı alanına Kültür Bakanı’nın talimatıyla iş makinelerinin sokulması gibi, bir tarih daha ‘ben yaptım oldu: yok ettim’ yöntemiyle yok ediliyor” (5). Şimdi kumla gömüyoruz. Niçin? Günün birinde yine günışığına çıkarılabileceği düşünülüyor. Günün birinde, barajın ömrü tükendiğinde kimi kadir bilir yöneticiler Allianoi’yi günışığına çıkarmayı deneyecekler kuşkusuz. Bu iyi niyetli girişimin sonunda orayı kazdıklarında neyle karşılaşacaklar acaba? Allianoi suların altında geçirdiği dönemde eriyip bitmiş olursa bunun vebali kime ait olacak? Bunun hesabını kim verecek? Kimin ruhuna lanet ya da fatiha okunacak? İşte, halimiz bu. Bir tarih yok ediliyor. Burada yazıyı, Can Dündar’dan bir alıntıyla bitirmek istiyorum: “Ne zaman Berlin müzesini gezsem öfkeyle dolarım. Bergama’dan götürülen Zeus sunağı, devasa bir hırsızlık abidesi gibi görünür gözüme… Milattan önce 2. yüzyıldan beri Anadolu’da yaşamış olan tapınak, 19. yüzyılda Almanlarca Berlin’e kaçırılmıştır. Her gittiğimde ‘Ne yapsak da hazinemizi geri alsak’ diye düşünürüm. ‘Düşünürdüm’ diyeyim, çünkü artık öyle düşünmüyorum. ‘İyi ki kaçırmışlar da görebiliyoruz. Anadolu’da kalsa ya yağmalanmıştı ya da sular altındaydı’ demeye başladım. Yalan mı? Yıllardır British Museum’daki, Metropolitan’daki çalınmış kültürel varlıkların iadesi için uğraşıp duran Kültür Bakanlığı’na ‘Siz önce elinizdekilere sahip çıkın’ demezler mi? Bergama talihsiz diyar… 150 yıl önce koca sunağı kaptırmış. Şimdi 1800 yıllık Allianoi’yi baraja gömmek üzere…” (6) Not: 1.“Tarkan’a Fırça”, Cumhuriyet Gazetesi, 1.9.2010. 2.Bakan’dan Tarkan’a: Burnunu Sokma, Milliyet, 1.9.2010. 3.“Ben de Şarkı Söylemeye Kalkarsam!”, Milliyet, 2.9.2010. 4.Kastı Aşan İfadeler, Milliyet’in haberi, 4.9.2010. 5.Allianoi’yi gömdüler bile, Cumhuriyet, 17.9.2010. 6.Can Dündar, Allianoi Gömülmesin, Milliyet, 31.8.2010.
Fotoğraflar: Doğan Hasol, 02.01.2007
|



