Cansever’in Yazısı Üzerine Kaynak : 01.03.2002 - Yapı Dergisi - 244 | Yazdır

Sayın Turgut Cansever’in yazısını aynen yayımladık. Saygı sınırlarını zorlayan üslubunu kendisinin ve okuyanların takdirine bırakıp konuya bir kez daha eğilelim.
YAPI’nın Kasım sayısında çıkan “Çakırhan’a Mimarca Saygı Üzerine” başlıklı yazım Sayın Turgut Cansever’i üzdüğü için ben de gerçekten üzüldüm. Öncelikle şunu belirteyim ki Cansever’in mimarlık yeteneğine her zaman saygı duydum. Tanıştığımız 1961 yılından bu yana da kendisiyle ilişkilerimiz hep dostça oldu. Amacım Cansever’i kırmak değildi, zaten yazımın hedefi de kendisi değildi. Nail Çakırhan’ın Akyaka’da yaptığı eve Ağa Han ödülü verilmiş olmasını ve bu konunun 2001 yılında yeniden gündeme taşınmasını eleştiriyordum. Ödülün bu yapıya verilmiş olmasına 1983 yılında da karşı çıkmıştım (1), eleştirim bu kez de aynı doğrultudaydı. Tartışmanın özü, Çakırhan’ın mimar olup olmaması değildi; ödüllendirilen evin mimari bakımdan ödüllendirilmeye değer olup olmadığıydı.
• Cansever, jürinin üyesi olduğu halde, ödül için proje önermesinin herhangi bir sakıncası olamayacağını ileri sürmekte. Ben bu görüşe katılmadığımı söylemekle yetiniyorum. Keşke bu yapıyı başka birisi önermiş olsaydı.
• Ağa Han Mimarlık Ödülleri ve ödül sistemine ilişkin görüşlerimi çeşitli vesilelerle defalarca yazdım. Ağa Han Mimarlık Ödülü kurumuna saygım ve güvenim olmasaydı 2001 jürisinde yer almazdım. Bu nedenle, söylemediğim yazmadığım fikirlerin bana yakıştırılmasını ve bu kuruma gölge düşürülmesini doğru bulmam ve karşı çıkarım. Süreç içinde yapılmış bazı değerlendirme hataları varsa bunların anılan kurumu yıpratmasını da arzu etmem. Eleştiri içeren yazılarım da yapıcı doğrultuda olmuştur.
• Cansever, üyesi bulunduğu 1983 jürisindeki tanınmış, şahsiyetleri, yapılmış ödüllendirmenin güvencesi olarak gösteriyor. Bu adların arasında James Stirling de var. Ancak ne var ki aynı Turgut Cansever, Arredamento Dekorasyon dergisinin Aralık 1989 sayısında yayımlanan röportajında kendisine yöneltilen, Stirling’e ne diyorsunuz?” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Tam bir şarlatan. 83’te master jürisindesinde beraber bulunduk; gayrisamimi, paçavra..” Bir soru daha: “Bu büyük isimler şişirme mi?” Cansever’in yanıtı: Çok şişirme.. Mies van der Rohe’nin ciddiyeti, yanılgılarına rağmen, bir Stirling’de kesin olarak yok”… (2)
Ben Strling’in şarlatan olduğunu düşünmüyorum, saygınlığına inanıyorum.
Ne var ki jüri çalışmalarında etkileşim kaçınılmazdır. Ödüllendirilmesi olasılığı beliren bir proje tartışılırken, varsa ait olduğu ülkeden jüri üyesinin görüşü kuşkusuz, değer kazanıyor. Ağa Han Ödülleri gibi, toplumsal, kültürel ve çevresel koşulların ağırlıklı olduğu bir değerler sistemini benimsemiş kurumda yerel ilgiler değerlidir ve o bilgilere sahip kişilerin görüşlerine itibar edilmesi kaçınılmazdır.
• Cansever, “Çakırhan Evi, özetle, insani ölçeği, yerel malzeme ve artizanal teknikleri kullanmasından dolayı ödüle layık bulunmuştu. Bu kriterler yabancı büyük mimarlık ve inşaat firmalarıyla ortaklık kurmak, acentalıklar almak, malzeme pazarlamak gibi faaliyetleri yürütenler açısından negatif özellikler olarak değelendirilebilir” diyor.
“Yabancı büyük inşaat firmalarıyla ortaklıklar kuranlar, acentalıklar alanlar, malzeme pazarlamak gibi faaliyetleri yürütenler” ne düşünürler bilemem ama, yaşamının çok büyük bölümünü mimarlık kültürünün yaygınlaşmasına adamış biri olarak ben, Çakırhan Evi konusunda Cansever’in belirttiği görüşe katılmıyorum.

Yine 1983 yılındaki yazımda belirttiğim gibi, “Bu yapının -İstanbul’da düzenlenen sempozyumda yapımcısının da aynen belirttiği gibi- erken dönem Osmanlı evlerinin bir benzeri olduğu söylenebilir. Yani kısaca 14. yüzyıldan beri kendi determinizmi içinde gelişerek sürüp giden bir geleneğin 20. yüzyılda bambaşka toplumsal koşullar içinde yeniden ele alınarak yinelenmesi sözkonusudur. Burada anonim Osmanlı evinin dört başı mamur olgunluğu yerine, dört beş yüzyıl sonra hiçbir senteze varmayan, planıyla, cephesiyle, mekanıyla basit bir tekrarı sözkonusudur.
Böyle bir tekrarlama bir anonim mimari ürününde hoşgörülebilir. Ancak, bir kişi tarafından tekrarlanması, yani tasarımın sahipli olması halinde buna en azından bir “yineleme”, “geriye dönük bir uygulama” denir.” (1)
• Cansever, 2001’de Ağa Han Mimarlık Ödülü kazanan Akdeniz Üniversitesi Olbia Sosyal Merkezi’nin Çakırhan Evi ile benzer temel özellikleri taşıdığını ileri sürerek, bu durumun benim Çakırhan Evi’ne ilişkin kanaatlerimi değiştirip değiştirmediğini soruyor. Yanıtı açık: benim kanaatlerim değişmedi, ama Cengiz Bektaş’ın bu karşılaştırma ve yorumdan hiç de mutlu olmayacağı kesin.
Akyaka’daki ev mimarlık değerleri bakımından hiçbir yenilik getirmeyen bir tekrardır. Bektaş’ın yaptığı ise çevre, tarih, kültür değerlerinin yaratıcılık içinde yoğurulmasıyla elde edilmiş tutarlı bir mimarlık yapıtıdır. Bu nedenle aldığı oylardan biri de benimki olmuştur.
Bektaş, “Mimarlık sekiz takla atmak becerisi değildir” derken çok haklı, ancak sekiz takla atmayan herkes de mimar değildir. Mimarlık sekiz takla atma becerisi olmadığı gibi, el sanatı becerisi de değildir. Bir yapıdan herhalde bir çağrışım değil, anlamın anlatıma yansıması, bir içerik beklenir. Bunlar Olbia’da var, Akyaka’da yok.
• Çakırhan’ın mimar değil de bir sürveyan olması, kimliği, kişiliği beni hiç ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren, yalnızca ödüllendirilen yapının mimari niteliğidir.
Ertur Yener-Turgut Cansever uzlaşmazlığı, konumuz içinde bir ayrıntıydı. Bu nedenle burada ayrıca üzerinde durmalıyım.
Cansever’i sayarım, severim, ama eleştirme hakkımı da saklı tutarım. Toplumun sağlığı için, eleştirilerin mırıldaranak, fısıltılarla değil, yüksek sesle söylenmesi gerekiyor. “Biz Türkler söylemeliyiz, söyleniriz” deyişi artık gerilerde kalmadı. Hiç kimse dokunulmaz, tartışılmaz değildir. Bir insanın başarıları, onu her yaptığında başarılı ve haklı kılmayabilir. Bakınız, Cansever de Stirling’i eleştiriyor. Üstelik, Stirling’in gıyabında ve hak etmediği çok ağır bir dille..
Tartışmanın özeti şudur: Akyaka’daki evin ödüllendirilmesi, ülkemiz kültür yaşamında yanlış etkilenmelere yol açmış, derin izler bırakan yanlış değer yargılarının geçerlilik kazanmasına neden olmuştur. Çağcıl mimarlık dilinden uzak, işlevi saptırılmış bir yapının ödüllendirilmesi, zaten sığ olan ülke mimarlık kültüründe yanlış bir ölçüt ve değerlendirme sisteminin yerleşmesine yol açmıştır. Cansever yazısında, sözkonusu yapının ödül almasının, gündeme gelen tartışmalar ve gerçekleşen gelişmelerle Türk mimarlığına katkı sağladığına inandığını belirtiyor. Böylesine bir katkı acaba ne kadar yararlı olmuştur?
Sonuçta, “Cumhuriyet’in Sanatçıları” gibi bir TV programında mimarlığımızı, örneğin Turgut Cansever değil, Nail Çakırhan temsil etmiştir.

(1) D. Hasol; “Ağa Han Mimarlık Ödülleri”, YAPI, S. 53, Mayıs 1983.
(2) Söyleşi, Arredamento Dekorasyon, S.11, Aralık 1989, s.44.