| Çarpık Kentleşme |
Kaynak :
01.04.1991 -
Yapı Dergisi - 113
|
Yazdır
|
|
Konumuz çarpık kentleşme. Belki bu konuyu dinleye dinleye bıkmış olabilirsiniz. Ama şehirlerimizin biraz da geleceğini düşünecek olursak konunun boyutları ve ne denli korkunç olduğu bir kez daha karşımıza çıkar. Konuyu, çarpık kentleşmenin nedenleri, yarattığı sorunlar ve neler yapılabilir başlıkları altında incelemeye çalışacağım. |
Bunlar sanki Boğazın bir sürat yolu gereksinimini karşılamak için düşünüldü. Ben 20 yıldır Yeniköy’de oturuyorum. İşime gelirken hep Arnavutköy’ün dar yolunu tercih ederdim, çünkü üst yol tıkanırdı, Boğaz yolu tıkanmazdı. Bugün artık üst yoldan gitmeyi tercih ediyorum. Bir yolu genişlettiğiniz zaman trafiği çözmüş olmuyorsunuz; yeni sorunlar getiriyorsunuz. Yani yolu genişleterek trafiği çözmek her zaman geçerli bir çözüm değil. Başka bir örnek Belediye Sarayı’dır. Binayı bu haliyle beğenebiliriz ya da beğenmeyebiliriz, ama suriçi İstanbul yarımadasında yapılmış en yüksek binadır. Belediye kendisi tarihi İstanbul yarımadasında bu yüksekliğe dikkat etmemiştir, özen göstermemiştir. Bugün hala büyütülmeye çalışılmaktadır. Belki de çevresindeki eski eser kalıntıları tahrip edilerek büyütülecektir. Ayrıca imar hareketleri adı altında pek çok tarihi eser kaybı olmuştur. 1950’lerde açılan yaralar hala kapanmadı. Üsküdar’da yol genişletilirken, bir tarihi hamamın yarısı gitmiştir. Hamam hayatını sürdürecek durumdan çıkmıştır. Bir Vatan Caddesi örneği var. Millet Caddesi Samatya, Sahil Yolu… Buralarda İstanbul’un dokusu kaybolmuştur. Eminönü’nde yapılanlar da öyledir. Hatta Haliç’te dahi pek çok eser kaybedilmiştir. Haliç’te yapılanları genelde onaylamamak olanaksızdır. Haliç gerçekten pek çok şeyden temizlenmiştir. Ama bu temizleme sırasında son derece değerli pek çok tarihi eser de kaybedilmiştir. Bunlar belediye eliyle yapılan tahribat olarak verilecek örneklerdir. Belediye ya da Hükümet izniyle yapılan tahribatlara örnekler verecek olursak bunların başında yeşil alanların kemirilmesi geliyor. İlk kemirme Hilton’la başladı. Sheratan Otel’iyle devam etti. Taksim’den, Nişantaşı’na kadar devam eden bir İnönü Gezisi vardı. Bugün o gezi artık yoktur. Dolmabahçe’deki otelden bütün istanbullular şikayetçi. Şimdi bir ikinci yakınma konusu Beşiktaş’taki Hilton. Bütün bunlar yeşil alanların kemirilmesiyle yapılmıştır. Yıkılan şeylerin yerine de pek bir şey koyamadık. Yoğun yerleşme kararları çıktı. Bir Topağacı’nı hepimiz biliyoruz. Ondan sonra pek çok Topağacı hataları tekrarlandı. Boğaz Köprüsü’nden çıkıp Beşiktaş yoluna saptığımız zaman orada gördüğümüz manzara gerçekten ilginç. Vadi içinde lüks villalar. O trafik gürültüsünün, trafik kirliliğinin altında o vadinin dibinde, bir villa içinde kim, nasıl oturabilir? Biraz önce de belirttiğim gibi eski dokunun, tarihin tahribi belediye izniyle ya da Hükümet izniyle yapılan çalışmalardır. Ve bunların çoğunun adına da imar hareketleri dendi. Çarpık kentleşmenin en önemli ekonomik boyutu ise spekülasyondur. Arsadan, hiçbir emek karşılığı olmaksızın sağlanan büyük gelirin ekonomi üzerinde derin etkileri olduğu biliniyor. Bugün ekonomik alanda çektiğimiz sıkıntıların bir bölümünün buradan kaynaklandığını da biliyoruz. Çevre kirliliği, hava, su kirliliği, denizin kirliliği, gürültü. Görsel kirliliği de dikkate almak zorundayız. Son on yıl İstanbul’un en çok tahrip olduğu dönemdir. Geçenlerde iki yabancı misafirim vardı. İnanın İstanbul’un çirkinliklerini göstermemek için hangi yollardan nasıl götüreceğim diye kara kara düşündüm. İstanbul’u çok seven insanlar. Birisinin İstanbul’a sekizinci gelişiydi. “Ne olmuş İstanbul’a, evler evler… ” dediler sonunda. Hakikaten korkunç birşey. Yabancıların bir sözü var “Population is pollution” diyorlar. Bunu ben Türkçe’ye nasıl çeviririm diye düşündüm. “Nerede çokluk, orada kirlilik” demeyi uygun buldum. Çarpık kentleşmenin başka sonuçları, yoğun, çirkin, sağlıksız yapılaşma. Bölüşülen kaynakların yetmemesi ve su sorunu. Kuraklık bitti, barajlarda su birikti, sularınız akıyor mu? Sanıyorum ki bu sorun giderek artacak. Göçün önlenmesi, İstanbul’un 13.5 milyon olması konuları belediyenin boyutunu aşmaktadır. Bu, Hükümet konusudur; ancak alınan bir önlem yok ortada. Trafik sorunu, gizli işsizlik sorunu, bunun getirdiği ekonomik bozukluklar var. Eğitim-Kültür eksikliği var. Kentlileşme güçlüğü var. Kentleşme oluyor ama kentlileşme oluyor mu? İstanbul nüfusu 1 milyon 51 binden 7,5 milyona geldi. Bu nüfusun ne kadarı kentlileşebildi? Bu söylediklerime belediye başkanları da dahildir. Bir belediye başkanı da kentlileşmiş değilse onun yapacağında tutarlılık aramak son derece zordur. Arapça’da şehirlinin karşılığı medenidir. Medine Arapça’da şehir demek. Medeni ise, çölde yaşamayan vahşi olmayıp şehirde yaşayan. Şehirli’nin tanımının da bu olması gerekir herhalde. Söylediklerimizin havada kalmaması için “neler yapılabilir” konusuna değinmekle yarar var. Uzun vadeli olarak neler yapılabilir? Kısa vadeli olarak neler yapılabilir? Uzun vadeli olarak her şeyden önce ülke çapında yerleşme planlamasının yapılması lazım. Bu bir anda yapılarak bitirilecek bir plan değildir, bir süreçtir. Bu ülke yerleşme planı ile yatırımların dağılımını düzenleyeceğiz, yatırımların dağılımı yerleşmenin dağılımını belirleyecektir. Başka bir önemli nokta yurt çapında sağlıksız nüfus artışının frenlenmesidir. Ülke yerleşme planına bağlı olarak da, yine bölge ve şehir planlarının yapılması. Uzun süreden beri planlama unutulmuş gibi görünüyor. İstanbul’da bir Nazım Plan Büro’su vardı. O da dağıtıldı. Şimdi, şehir, bölge planlamasıyla ilgili hiçbir şey yok elimizde. Kısa vadeli ivedi önlemlere gelirsek, ülke çapında yerleşme ilkeleri saptanmalıdır. Hangi yörelere neler yerleşecek. Bütün bunlar Hükümet konularıdır. Hangi yatırımlar nerelere yapılacak? Bunun saptanması daha zordur, Ama bu saptanıncaya kadar en azından nerelere yatırım yapılamayacağının saptanması gerekiyor. İkincisi, öncelikle korunacak bölgelerin saptanması. Diyelim ki suriçi İstanbul koruma ilkelerinin konması gerekir. Üçüncüsü, ödünlere son verilmesi gerekiyor Kaçağa, gecekonduya, tapu dağıtımına son! Hazine ya da belediye arsaları tapu dağıtımıyla elden çıkmaktadır. Yeşil alanlar elden çıkmaktadır. Oraların yeniden şehre kazandırılması, sağlıklı hale getirilmesi gerçekten güçtür. Gecekondu yapmak isteyenleri nasıl engelleyeceğiz? Bir çözüm var. Biz buna güdümlü gecekondu diyebiliriz. Belediyelerin vereceği arsalarda, projesi yapılmış olarak kendi konutunu yapmak isteyene destek vermek. Belediyeler arsayı verebilir. Arsa için bir para bile alabilir (nasılsa mafya alıyor), altyapıyı getirebilir, proje verebilir, teknik bilg verebilir, teknik eleman desteği verebilir. Başka bir konu da, konut arsaları üreterek bireysel yapım yerine, toplu yapımları teşvik etmek. Yine nüfus konusuna değinerek sözlerime son vermek istiyorum. Türkiye nüfusu 100 milyon olsun; Türkiye 100 milyonu besler gibi görüşler var. Türkiye bugün 60 milyonu besleyebiliyor mu ki, 100 milyonu beslesin? Tabii beslemeyi yalnızca karın doyurmak anlamında alıyorsanız, bunu mutlulukla ifade edebilirim, bugün Türkiye’de herkes beslenmektedir. Ama beslenmeyi eğitimiyle, kültürüyle, sağlık tesisleriyle düşünürsek, Türkiye 60 milyonu dahi besleyemez. Üniversitelerimizin durumu içler acısıdır. Liseleri, ilkokulları tartışmak bile istemiyorum. Bugün profesörsüz, doçentsiz, laboratuvarsız üniversiteler vardır. Geçenlerde Hükümet hala yeni üniversiteler açılacağından söz ediyor. Açabilirler, bu sadece yapıdan ibaret kalır. Üniversite olmaz, yüksekokul dahi olmaz. Hiçbir şey olmaz. Böyle üniversite açılmaz. Biz insanımızı her bakımdan besleyemiyorsak, karnını doyurarak beslediğimizi iddia edemeyiz. 1990’da nüfusumuzun yarısı 20 yaşın altında. Bugünkü koşullarda ise, 100 ilkokul ögrencisinden yalnızca 20’sinin üniversiteye gitme şansı var. 100 milyon insanı nasıl besleyeceğiz ? Sözlerimi “nerede çokluk, orada yokluk” diye bitirmek istiyorum. |

