Çarpık Kentleşmeden Herkes Yakınır Oldu Kaynak : 01.06.2009 - Yapı Dergisi - 331 | Yazdır

Son zamanlarda herkes kentlerimizin çarpıklığından, mimarlığın perişanlığından yakınır duruma geldi.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın düzenlediği Kentleşme Şûrası 2009’un açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı şunları söylüyordu:

“Madem ki uzmanlar hep bir araya geldiniz, madem ki günlerce çalışıldı, madem ki yüzlerce, binlerce tebliğler sunuldu ve bütün bunlar değerlendirildi; o zaman bunların neticelerini hep beraber artık alma zamanı gelmiştir. Bununla ilgili yasal düzenlemeler gerekiyorsa, bunların süratli bir şekilde Meclis’ten geçmesi gerekir. Eğer bunlarla ilgili önemli kararlar alınacaksa bunların alınması gerekir.

Artık Türkiye ekonomik olarak da büyük, gücü olan, yeteri kadar uzmanları olan, yeteri kadar vizyona ve tecrübeye sahip değerli uzmanları olan bir ülkedir. Onun için bundan sonra bu olumsuzluklara el koymak gerekir. Burada alacağınız kararlarla bunları uygulamaya getireceğinizden eminim. Çünkü olumsuzluklar sürekli devam ederse bunlar bir birikim oluşturmakta ve bunları temizlemek de bir noktada imkânsız hale gelmektedir. Onun için hep beraber kentlerimize yeni bir şekil verirken, hoşumuza gitmeyen demin bahsettiğim çarpıklıkları temizlerken, yeni oluşan kentler veyahut da şehirlerimiz büyürken, gelişirken onların artık doğru istikamette gelişmesini sağlamak, ileride temizleyeceğimiz yeni maliyetler yüklememek de hepimizin görevidir.”

Bu yakınmalar, bu öneriler, bu vaatler Cumhurbaşkanına ait.

Şûra 12 Kasım 2008’de başlamış, 4-7 Mayıs 2009 günleri Ankara’da toplanan genel kurulla sonuçlanmıştı. Yerleşme-şehirleşme, yapılaşma, planlama-uygulama, altyapı, imar ve afetlere hazırlık konuları önce komisyonlarda ele alındı; sonra da genel kurulda tartışıldı. Kurulan 10 komisyon şöyleydi:

•Planlama Sistemi ve Kurumsal Yapılanma

•Kentsel Teknik Altyapı ve Ulaşım

•Kentsel Dönüşüm, Konut ve Arsa Politikaları

•Afetlere Hazırlık ve Kentsel Risk Yönetimi

•Kentsel Miras, Mekân Kalitesi ve Kentsel Tasarım

•İklim Değişikliği, Doğal Kaynaklar, Ekolojik Denge ve Enerji Verimliliği

•Kentsel Yoksulluk, Göç ve Sosyal Politikalar

•Bölgesel Eşitsizlik, Yerel Kalkınma ve Rekabet

Edebilir Kentler

•Kentlilik Bilinci, Kültür ve Eğitim

•Yerel Yönetimler ve Katılımcılık ve Kentsel Yönetim

Komisyonlara 151 kurum ve kuruluştan 296 üye katılmıştı. Komisyonların hazırladıkları raporlar Genel Kurul’da tartışılarak kabul edildi.

Gerek komisyon raporlarında gerekse genel kurul tartışmalarında, yıllardan beri söyleyegeldiğimiz konulara yaklaşıldığı, aynı konuların dile getirildiği görüldü.

•Ülke çapındaki mekânsal planlama alanında bütüncül bakış açısının eksikliği,

•Ülke düzeyinde mekânsal gelişme stratejisinin bulunmaması; yoksulluk, göç ve kentsel yığılma sorunlarına karşı, istihdam odaklı yerel kalkınma modellerinin geliştirilmemiş olması; kırsal kalkınmanın desteklenmemesi; bölgesel kalkınma stratejisi eksikliği,

•Planlamadaki çok parçalı yetki karmaşası ve dağınıklık,

•Planlama etiğinin bulunmaması,

•Kentsel planlama ile teknik altyapı arasındaki eşgüdüm eksikliği,

•Ülke ve kentler düzeyinde ulaşım stratejisinin bulunmaması,

•Bütünleşik bir konut politikasının bulunmayışı; konut alanında arsa arzı ve dönüşüm stratejilerinde bütüncül yaklaşım eksikliği,

•Kentsel dönüşümün ekonomik, sosyal ve fiziksel boyutlarıyla bir arada ele alındığı “sürdürülebilir” kentsel dönüşüm politikalarının olmayışı,

•Afet tehlike ve risklerini dikkate alan yöntem ve yaklaşımların planlama sistemi ve yapılaşma süreci ile bütünleştirilmesinden uzak olunması,

•İnşaat müteahhitleri için “mesleki-kurumsal yeterlilik ve belgelendirme sisteminin” kurulamamış olması,

•Yapı Denetim sisteminin iyi işletilemeyişi ve yaygınlaştırılamayışı,

•Doğal ve kültürel varlıkların korunmasındaki aksaklıklar, yetersizlikler,

•Planlama, mimarlık ve peyzaj tasarımını bütünleştiren “kentsel tasarım”ın göz ardı edilmesi,

•Küresel iklim değişikliğine karşı etkin politikalar geliştirilmemiş olması,

•Kentlilik bilincinin kazandırılmasındaki yavaşlık,

•Toplumda dezavantajlı grupların yeterince dikkate alınmaması,

•Karar verme mekanizmalarında ve uygulamada katılım, saydamlık ve hesap verilebilirliğin bulunmaması

gibi noktalar genelde dile getirilen sorunlardı.

Şûra’nın sonuç bildirgesine yansıyan bütün bu noktalar, komisyonların yakınmalarının özünü oluşturuyordu. Çözüm doğal olarak, bunların giderilmesine bağlıydı. Şûra, sorunların aşılabilmesi için yapılması gerekenleri de bir tavsiyeler ve öneriler listesi halinde saptadı.

Aslında bunlar, yıllardan beri meslek odalarının söyledikleri, bizim de bıkıp usanmadan dile getirmeye çalıştığımız düşüncelerdi. Bu kez Şûra bu düşünceleri bir araya getiriyor ve bir bakıma, benimsenmesi gereken bir kamu politikası şeklinde resmileştiriyordu.

Şûra’da varılan sonuç bu bakımdan fena sayılmaz… Teşhis belli, tedavi belli, ancak süreç uzun ve sahipsiz.Asıl sorun reçeteyi kimin ne zaman, nasıl uygulayacağında… Yasal altyapı ve örgütlenme yok. Bunlar olmadıkça da sonuç alınması söz konusu değil. Hükümet düzeyinde verilmesi gereken kararlar, TBMM’de çıkarılması gereken yasalar, ülke çapında kurulması gereken örgütler, yeni yapılanmalar söz konusu. Çarpık siyasetin ve azgın çıkarların her alana egemen olduğu bir ortamda bunları kimin, hangi kurumların sağlayıp gerçekleştirebileceği, dev boyutlu bir sorun olarak karşımızda duruyor.

Yukarıda da belirttiğim gibi kentleşme ve mimarlık konularına ilgi yoğunlaşması basında da görülüyor. Son zamanlarda bunların en dikkate değer olanları Mehmet Altan’ın 5 Aralık 2008 günü Star’da çıkan “Cumhurbaşkanı Gül’e açık mektup” başlıklı yazısı, Metin Münir’in 11 Nisan 2009’da Milliyet’te, Bekir Coşkun’un 3 Mayıs 2009 günü Hürriyet’te, Mehmet Türker’in 16 Mayıs 2009’da Gözcü gazetesinde çıkan yazıları…

Mehmet Altan, Cumhurbaşkanı’na açık mektubunda şunları yazıyor: “Siyaseti müteahhitlik finanse eder. Dolayısıyla siyasetçiler iktidara geldikten sonra müteahhitlerin önünü açarlar. Hem onlara geçmiş borçlarını ödemek hem de gelecekteki finansmanlarını yaptırmak için yaparlar bunu. Türkiye’de siyaset özellikle 1970’lerden beri kamu ihaleleri yoluyla finanse ediliyor. Bunu AKP başlatmadı. Ama AKP şunu başlattı. Kamu ihaleleri hiçbir dönem bu kadar pervasızca yapılmadı. İstisnalar, davet usulü ihaleler, çerçeve anlaşmaları hiç bu kadar yaygın olmadı. Rekabet, denetim tamamen bitti. Sistem tümüyle usulsüzlüklere ve yolsuzluklara açıldı.

…Mühendislik Yasası’nın tarihi 1938. Bu yasa değiştirilmiyor ama 2002 tarihli İhale Yasası 16 kez değiştiriliyor. Gene büyük rantlar yaratan, yolsuzluklara yol açan İmar Kanunu’na hiç dokunulmuyor ama İhale Kanunu’yla durmadan oynanıyor. Türkiye’de siyaset çok kirli, çook…” (1).

Altan bunları söyledikten sonra TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı’nın görüşleriyle de desteklediği yazısının sonunda Cumhurbaşkanı’ndan, Kamu İhale Yasası değişikliğini veto etmesini istiyor. Sonuçta ne yazık ki yasa veto edilmedi, onaylandı.

Mehmet Türker, “Dayağı asıl hak edenler belediye başkanları!..” başlıklı yazısında, seçim sırasında yapılmasına göz yumulan, ancak seçimden hemen sonra yıkımına girişilen gecekondulara ve yıkım sırasında yaşanan olaylara, polisin orantısız güç kullanımına değiniyor. Şunları söylüyor Türker: “Kaçak binaları yapanlar kadar, hattâ onlardan daha çok belediye başkanları suçludur!… İstanbul bugün bir köy haline geldiyse, bunun sorumlusu köy haline getirenler midir, köy haline gelmesine göz yumanlar mıdır?..

İstanbul’u mahvettiler, perişan ettiler, yağmaladılar!..

Bu talanın birinci derecede suçlusu belediyelerdir!..

İstanbul’u bu hale (getirenler) “çarıklı erkân-ı harplikten” belediye başkanlığına gelen görgüsüz, eğitimsiz, siyasetin canına okuyan köy kökenli politikacılardır!..

Polisten dayak yemesi gerekenler asıl onlardır!” (2)

Metin Münir, Beşiktaş’ta Barbaros türbesi çevresindeki perişanlığa takılarak konuyu genelleştirip şöyle yazıyor: “1923 sadece Osmanlı’nın bitişi, Türkiye’nin başlangıcı değil, mimaride zevkin bitip zevksizliğin başlangıcıdır. Osmanlı mimarları nereye gitti, Türk Mimarları nereden geldi?

Türkiye’yi dolduran çirkin, çevresiyle uyum içinde olmayan, antik çağlardan beri belli simetri ölçülerini yok sayan camiler hangi yeteneksizlerin eseri? Bu kadar yeteneksiz nasıl var olabildi?” (3).

Metin Münir o camileri mimarların yaptığını sanıyor. Bunu belirtmekle yetinelim; başka ne diyebiliriz?

Bekir Coşkun da “Mimarlar ve Şehirler…” başlıklı yazısında çarpık kentleşmeden mimarları sorumlu tutuyor ve soruyor: “İyi mimarların kötü mimarlara tepkisi yok mu? Kentlere karşı bir suç işleniyor aslında…” (4)

Bekir Coşkun’un yazısı ile İstanbul Serbest Mimarlar Derneği’nin kendisine gönderdiği yazıyı YAPI’nın bu sayısında sizlere aktarıyoruz. Bu tepkilerden mimarların kendilerine düşen dersi çıkarmaları zorunluluğunu göz ardı etmemek gerektiğini de vurgulayalım.

Yazıyı İstanbul Serbest Mimarlar Derneği’nin Bekir Coşkun’a gönderdiği yazının son bölümüyle bitirelim:

“Sizin şikâyetleriniz, mimarların yıllardan beri dile getirdiği yakınmaları özetliyor. Mimarların içinde de mesleğini iyi uygulamayanlar kuşkusuz vardır. Ancak varılan sonuçta, topluca mimarları suçlamanın haksızlık olduğunu düşünüyoruz. İnanıyoruz ki, mimarlar oluşan durumun “faili” değil, “mağduru”dur. İnanın ki mimarlar yıllardan beri hem bozuk düzenin hem de sözlerini dinletememenin azabı içindedirler. O mimarlar ki, dış dünyada sayısız başarıları var… Buna karşılık, içteki başarıları süregiden kargaşa içinde görülemiyor ve sürekli olarak suçlanıyorlar.

Mimarlık bir toplumun aynasıdır. Bizim toplumumuz mimarlığın ne kadar farkında?”

Görüldüğü gibi herkes yakınıyor… Ama yalnızca yakınıyor; haklı haksız birilerini suçluyor. Aslında suç sistemsizlik, suçlu olanlar da gerekli sistemi, yasal altyapıyı ve organizasyonu kurmayarak kentleri yağmaya terk eden siyasiler. Hiç değilse Cumhurbaşkanı, Şûra’da söylediklerinin arkasında durmalı.

Notlar:

1.Mehmet Altan’ın yazısı için bkz. YAPI dergisi, Ocak 2009/326, s.20

2.Mehmet Türker, Dayağı asıl hak edenler belediye başkanları!.., Gözcü gazetesi,

16 Mayıs 2009. Bkz. YAPI, Haziran 2009/331, s.21.

3.Metin Münir, Barbaros Hayrettin’in kandilini kim yakacak?, Milliyet gazetesi,

11 Nisan 2009.

4.Bekir Coşkun, Mimarlar ve Şehirler…, Hürriyet gazetesi, 3 Mayıs 2009.

Bkz. YAPI, Haziran 2009/331. s.21