Christo ve Paketlenen Parlamento Binası Kaynak : 01.11.1995 - Yapı Dergisi - 168 | Yazdır


Almanya’nın eski Parlamento Binası Reichstag paketlenmiş olarak açılışa hazır durumda, 24.6.1995.

Geçtiğimiz Haziran ayında Berlin’deki ünlü tarihi Reichstag (Parlamento) binası paketlendi. Bu olaya ilişkin resimler ve haberler basınımızda oldukça geniş bir şekilde yer aldı; ancak kimse paketleyen kişinin ne yapmak istediği, Almanya’nın eski parlamento binası Reichstag’ı niçin sarıp sarmaladığı konusu üzerinde pek durmadı. İşte, Türk toplumunun sorgulayıcı, araştırıcı olmayan kimliğine bir örnek daha.
Aslında olay bir sanat olayıydı. İşin bu boyutu, daha doğrusu gerçek anlamı, amacı üzerinde hiç durulmadı bizim medyada.
Olayın kahramanları Bulgar kökenli sanatçı Christo ile en yakın yardımcısı, eşi Jeanne-Claude idi.
Daha önce bu anlamda daha küçük boyutlu projeler gerçekleştirmiş olan çift, Berlin Parlamento Binası projesine çok önem vermekteydi ve bu konudaki ilk başvuruyu 23 yıl önce yapmışlardı, yani düşlerinin gerçekleşmesi 23 yıl almıştı. Christo’ya göre, Reichstag binası hesaplı bir estetikle, bir heykel haline getirilecek; sonra yeniden eski haline dönüştürülecekti. Amaç, nesneleri, yapıları sanatsal yoldan değişik bir şekilde görmekti.

İlk başvurudan başlayarak projenin yanında ve karşısında olanlar saflarını oluşturmaya başlamışlardı. Sonuçta konu, Federal Almanya’nın Bonn’daki Federal Meclisi Bundestag’ın oylamasına kadar gitti. Reichstag’ın paketlenmesi projesi 25 Şubat 1994’te Federal Meclisçe 70 dakika süren bir oturumdan sonra 292 lehte, 223 karşı, 9 çekimser oyla kabul edildi.
Karşı olanlar, Kaiser Wilhelm II İmparatorluğu’nun 1890’larda inşa ettirmiş olduğu, Almanya’nın yüce ve zor günlerine tanıklık ettiği için Almanya tarihinin en güçlü simgelerinden biri sayılan binanın sarılıp sarmalanmaya konu olmasını benimsemiyorlardı. 1894’te hizmete açılan bina 1933’te yanmıştı (1) ve şimdi müze olarak kullanılıyor, ancak yine de Alman Cumhuriyeti’nin en önemli simgesi sayılıyordu.
Karşı olanlardan biri de Başbakan Helmut Kohl idi ve sanatçının yıllardan beri yinelenen görüşme isteklerine yanıt bile vermemekte direniyordu.
Projeye yandaş olanlar ise daha çok, sanatçının duygularını özgürce ifade etmesinden yanaydılar ve politikanın bir tabu olmaktan çıkarılmasını destekliyorlardı. Onlara göre, aşırı milliyetçilik ve dargörüşlülükten kurtulmak gerekiyordu. Bu olay, Berlin’deki yeni yaşamın harikulade bir kültürel simgesi olacaktı. Kimileri ise konuyu biraz da mizahi yönünden tutarak İçişleri Bakanı ile kimi politikacıların da sarmalanmasını istiyorlardı. Böylece, bir süre için onları görmekten ve işitmekten kurtulacaklardı.
Berlin Belediye Başkanı Eberhard Diepgen 2000 Olimpiyatları için şansını yitiren Berlin’in, bu olayla bir kez daha dünyanın gözleri önüne geleceği için mutluydu.
Jeanne-Claude ise, sonuçta Almanların yüzde yüzünün mutlu olacağından emindi. Yüzde sekseni bina sarmalandığında mutlu olacaktı, yüzde yirmisi de söküldüğünde.

CHRISTO KİMDİR?
Christo’nun ailesi Bulgar kökenli olup 1900’lü yılların başında, o tarihlerde Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde bulunan Selanik’te yaşamıştır. Christo’nun ağabeyi, Balkan Magazine’de, dedelerinin Selanik’te yaşarken Türkler tarafından sürülerek öldürüldüğünü, Selanik’teki evlerinin de getirilen Türk topçuları tarafından ateşe tutulduğunu, ailesinin nasılsa kurtularak bir İngiliz gemisiyle önce Dedeağaç’a, oradan da Sofya’ya göç ettiğini anlatıyor.
Öykü bana pek de inandırıcı gelmedi, ama neyse .. Bir ev niçin topa tutulsun? Ayrıca, burada unutulan ya da söylenmeyen, dönemin Balkan Savaşı dönemi olduğudur. Balkanlar, yine karmakarışıktır. Balkanlardan türetilen “balkaniser”, “balkanisation” gibi politik karışıklık sözcükleri Fransızca, İngilizce sözlüklere bile girmiştir. Larousse’a göre “balkaniser”, “balkanisation” yoluyla bölmek, parçalara ayırmak”tır. “Balkanisation” ise “vaktiyle bir toprak bütünlüğü ve siyasal bütünlük oluşturan ülkenin çok sayıda devlet oluşturacak şekilde parçalanmasıyla sonuçlanan süreç’tir. Balkan mızıkçılığıyla bu gerçekler hep gözardı edilmektedir (2). Onlar anlatıyor, kitaplar da yazıyor.
O zamanki adıyla Christo Vladimirof Javacheff 1935’te Gabrovo’da doğmuştur. 1953’te Sofya’daki Bulgar Akademisi’nde resim, heykel ve mimarlık öğrenimine başlar. “Sosyalist Gerçekçilik” o günlerin eğilimidir Bulgaristan’da. Komünist ülkeler arasında en hızlı Stalinci olan Bulgaristan’da sanat ortamı çok bunaltıcıdır. Her sanatçının olduğu gibi, Paris’e gitmek genç Javacheff’in de en büyük hayalidir.
İlk durağı, Çekoslovakya’nın başkenti Prag olur. Burada büyük modern çalışmaların ilk örnekleriyle tanışmak olanağını bulur. Oradan, bazı arkadaşlarıyla birlikte sınırı aşarak Viyana’ya kaçar. Babasının eski bir arkadaşının yardımıyla girdiği Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nde yalnızca bir yarıyıl kaldıktan sonra Cenevre’ye geçer. Cenevre’de bir süre portreler yaparak yaşamını sürdürdükten sonra Mart 1958’de ver elini Paris..
Paris, Christo’nun yaşamında yeni bir sayfa açar ve kısa bir süre sonra, 2. Dünya Savaşı kahramanı bir Fransız Generalin kızı olan Jeanne-Claude’la evlenir. O tarihlerde resimlerindeki adı hâlâ Javacheff’tir. Evlilikten sonra bu Slav kökenli adı bırakarak ilk adı olan, bugün artık bütün dünya sanat kamuoyunun tanıdığı adını, Christo’yu kullanmaya başlar. Paris’te birinci adım olan evlenmek ve ad değiştirmeden sonra, ikinci adım, yeni çalışma tarzı “sarıp sarmalama” oldu. Önce kutuları, şişeleri, sandalyeleri, elarabalarını, motosikletleri, bir volkswagen arabayı, kısaca, bulduğu herşeyi, her gün karşılaşılan, özel bir güzellik ya da herhangi bir ilgi ışığı taşımayan nesneleri sarıp sarmalamaya başladı. Sarıp sarmaladığı nesneleri iplerle, halatlarla bağlayıp, kimi zaman da boyayarak gözler önüne çıkarıyordu. Bir bakıma pop sanatçıları gibi davranıyordu. Sarmalanmış küçük nesnelerin koleksiyonculara satışından, gelecekteki büyük projelerinin gerçekleşmesine kaynak sağlayacak ciddi bir gelir elde etmeye başlamıştı.
David Bourdon 1970’te Christo’nun sanatını “Gizlilik içinde ifşaat” olarak tanımlıyordu. Christo, Dünyayı şaşırtarak, hayrete düşürerek etkiliyor ve zamanımızın görsel dünyasına ustaca bir sadelikle katkılar getiriyordu.
Christo’nun ilk Paris yıllarında 1960’larda Yeni Gerçekçilik gözdeydi. Christo da Yeni Gerçekçiler grubunun kurucusu, arkadaşı Pierre Rastany’nin başını çektiği bu akıma yatkındı. Yeni Gerçekçilerin Paris Manifestosu’nu imzalamadığı halde onların 1963’teki Münih ve Milano sergilerinin yanısıra daha sonraki başka sergilerine de katılmaktan geri kalmadı.
1961’de Berlin’i ikiye bölen duvarı protesto etmek için Paris’te Visconti Sokağında variller kullanarak örmeyi önerdiği “demirperde projesi” yetkililerce reddedildi; ancak 1962’de söz konusu yeri bir oldubittiyle, yağ varilleri kullanarak sekiz saatliğine kapattı. Daha sonra, Florida’da bazı adaları pembe renkli yüzer bir örtüyle çevirmesi, Japonya’daki ve California’daki şemsiyeleri, Paris’teki Pont-Neuf’ü paketleyen uygulamalarıyla dikkatleri üzerine çekti.

PAKETLENEN PARLAMENTO BİNASI
Reichstag Binası, Christo’nun amaçladığı en önemli projelerden biriydi. 23 yıllık bir düşün gerçekleşmesi için gerekli, yaklaşık 8 milyon dolarlık finansman, tümüyle Christo’nun bu projeyle ilgili çizimlerinin, kolajlarının ve maketlerinin satış gelirlerinden sağlanacaktı. İşin teknik yönü ve lojistiği bütün ayrıntılarıyla düşünülmüştü. Sarma işlemine 17 Haziran’da başlanıp 23 Haziran’da bitirilecekti ve örtüyü taşıyacak, cephenin 1-2 m açığında kalacak çelik konstrüksiyon için 200 demir işçisi çalışacaktı. Kaplanacak örtü, uzun araştırmalardan sonra seçilmişti. Sert kıvrımlar yapabilecek türden seçilen örtü, alüminyum tozuyla gümüş rengine getirilmiş, uygulanmadan önce her türlü hava ve ışık koşulunda denenmiş, rüzgardaki titreşimleri bile incelenmişti.
Sık sık değişen hava koşullarına ve şiddetli rüzgâra karşın sekiz günde bitirilen çalışmada örtü malzemesi olarak alüminyum tozu kaplı 75.000 m² polipropilen, 8.000 m mavi propilen halat ve 200 ton çelik kullanıldı.
Sonuçta Berlin’deki eski Parlamento Binası sarılıp sarmalandı ve 25 Haziran-6 Temmuz arasında Berlinlilere ve Dünya kamuoyuna çok görkemli bir şekilde sunuldu. Bina bu kez, bir şelâleyi andırıyor ve içerisini tümüyle gizlemeyen yarı saydam görüntüsüyle yepyeni bir bütünlük oluşturuyordu.
Medyada büyük bir ilgi, onbinlerce turist. Ve yıllarca anlatılacak bir olay …
“Bu, sanat mıdır, değil midir?” sorusu tartışma konusudur. Bergson “sanat hayret değil, hayranlık uyandırmalıdır” der. Christo’nun yaptıkları hayranlıktan çok hayret uyandırıyor.


Çevrilmiş Adalar, Biscayne Koyu, Miami, Florida, 1983.
11 ada çevresinde 603.850 m2 yüzer örtü.
Surrounded Islands, Biscayne Bay, Greater Miami, Florida, 1983.
503,850 square metres of fabric floating around 11 islands.


Sarılmış Pont-Neuf, Paris, 1975-1985. Polyamit kumaş ve ip.
The Pont-Neut Wrapped, Paris, 1975-1985. Polyamide fabric and rope.

Şimdi yeniden eski durumuna dönen Reichstag Binası, bu yılın sonuda Norman Foster ve Ortaklarının projesine göre başlatılacak ve 2000 yılına dek sürecek yenileme çalışmalarına hazırlanıyor.
Christo ve Jeanne-Claude’un ise “sofistike bir sadelik sanatı” olarak tanımlanan doğrultuda ileriye dönük yeni tasarıları var. Bunların başında Birleşik Arap Emirlikleri’nde Abu-Dhabi Mastabasının paketlenmesi, New York’ta Central Park girişi düzenlemesi ve Colorado’da Arkansas nehrinin tentelerle örtülmesi geliyor.
işi biraz daha büyütüp günün birinde mahallelerin, şehir parçalarının sarmalanmasını ele alırlarsa, çirkin mahallelerin, çirkin yapıların paketlenmesi için bizim bugünkü şehirlerimizden daha iyisini bulabileceklerini hiç sanmıyorum

1. Reichstag’ın yanması Naziler’e Alman Komünist Partisi’nin kapatılması için bahane oluşturmuştur.
2. Benim büyükbabam da, babam daha yedi yaşındayken, Balkan savaşında İşkodra’da şehit düşmüştür.


Şemsiyeler, Japonya-ABD, 1984-1991.
The Umberra, Japan – Usa. 1984-1991 (California Site).

KAYNAKLAR
• Christo & Jeanne Claude, Taschen, 1995 .
• Architecture, Magazine of the AlA, August 1995.