| Cumhuriyet Dönemi Mimarlığından Bir Panorama |
Kaynak :
01.12.1999 -
İTÜ Sempozyum kitabı: Osmanlı Kültürel Mirası ve Mimarlıkta Süreklilik
|
Yazdır
|
|
19. yüzyılda Avrupa’da güçlenmeye başlayan ulusçuluk hareketleri Osmanlı İmparatorluğu’nu kaçınılmaz sona doğru yaklaştırıyordu. Avrupa’daki topluluklar, ulus bilinciyle Osmanlı’dan birer birer koptukça, düşünürler bu kez İslam dayanışmasından yani Panislamizm’den çare umarak doğuya yöneldiler. Bu nedenle 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı OsmanIı-İslam sentezi dönemidir. Panislamizmin de çare olmayacağı kısa bir süre sonra Arap ülkelerinin imparatorluktan kopmalarının yarattığı düşkırıklığıyla görülecekti. Panislamizm’den sonraki akım Pantürkizm olacak ve çare artık öze dönüşte aranacaktı. Din bağları yerine ulusçuluk ön plandadır artık. Bütün bu toplumsal ve siyasal gelişmelerin yansımaları, etkileri o dönemlerin mimarlık akımlarında izlenebilir. 1908’de ilan edilen 2. Meşrutiyet’le birlikte gelişen milliyetçilik eğilimleri mimarlıkta da yeni arayışları gündeme getirmiştir. Mimar Kemalettin ve Vedat Beylerin öncülüğündeki akımla Türk mimarlığının, “Neoklasik Türk Üslubu” ya da “Milli Mimari Rönesansı” adını alan yeni klasik dönemi başlar. Daha sonraları (1970’lerde sonra) Birinci Ulusal Mimarlık adıyla anılacak bu tarz, 1908 öncesindeki Osmanlı-İslam referansları yerine bu kez Selçuk ve klasik Osmanlı yapılarından aktarılan öğeler ve süslemelerle yüklü yeni bir mimarlık yaratmaya yönelir. Bu dönemde mimarlar, klasik Türk mimarlığı yapıtlarını dirilterek bir Milli Mimari Rönesansı ile Türk milli üslubu yaratmaya çalışmışlardır. Bu arayış, İslam ülkelerinin birer birer Osmanlı’dan kopmaları nedeniyle Panislamizme karşı Pantürkizm eğiliminin, yani ulus olma yolunda bilinçlenmenin bir sonucu olarak da nitelendirilebilir. Sözde milliyetçi olan bu akım, daha çok eski dinsel yapılardan alınan geniş saçaklar, kubbe, sivri kemer, sütun, çıkma, mukarnaslı başlık, çini kaplamalar gibi yapı öğelerini sivil mimarlığa uygulamaya çalışmıştır. Akım daha çok, kamu yapılarında görülmüş, konutları pek etkilememiştir. Akımın öncüleri Mimar Kemalettin ve Vedat Beyler ülke mimarlığını yabancı etkilerden arındırmak amacıyla yola çıkıp, yerel seçmeciliğe yöneldiler. Klasik Osmanlı mimarlığına dönüş çabaları olarak da yorumlanabilecek bu çabalar yalnızca Osmanlı’nın son dönemini değil, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Türk mimarlığını da büyük ölçüde etkiledi. Ziya Gökalp’in kuramsal olarak başlattığı Türkçülük hareketi ve geleneklerden bir anda sıyrılmamak eğilimindeki Cumhuriyet Hükümetinin desteği, bu akımın Cumhuriyet’in ilk yıllarında da canlı kalmasını sağladı. Aslında Osmanlı canlandırmacılığına dayalı bir akımla izlenen yol, genç dinamik Cumhuriyetin yenilikçi ve atılımcı karakteriyle bağdaşmıyordu. Her alanda devrimler yapan genç Cumhuriyet’in mimarları, Selçuklu-Osmanlı öğelerinden yararlanarak yeni bir mimarlık yaratmaya çalışıyorlardı. Yukarıda andığımız iki mimara anlayış bakımından çok yaklaşan başka iki mimar, Arif Hikmet (Koyunoğlu) Bey ile İtalyan asıllı Giulio Mongeri de akıma katılmışlardır. Mimar Kemalettin, İstanbul’da 4. Vakıf Hanı’nı, Bostancı ve Bebek Camileri ile Tarlabaşı’ndaki Kemer Hatun Camisi’ni, Eyüp’te 5. Mehmet Türbesi ile Şişli Hürriyet Tepesi’nde Mahmut Şevket Paşa’nın açık türbesini, Laleli Tayyare Apartmanlarını (bugünkü Merit Antik Oteli), Ankara’da DDY merkez binası ile Gazi Terbiye Enstitüsü’nü yapmıştır. Mimar Vedat’ın en önemli yapıtları ise Sirkeci’deki Büyük Postane, Karaköy’de bugünkü Denizcilik İşletmeleri binası, Nişantaşı’ndaki kendi evi, Haydarpaşa vapur iskelesi ve başladığı fakat bitiremediği Ankara Palas’tır. Arif Hikmet Bey, Ankara Türk Ocağı (Bugün Devlet Resim ve Heykel Müzesi, 1927-30) ile Etnoğrafya Müzesi (1925-28) ve eski Hariciye Vekaleti binalarını; Mongeri de Ankara-Ulus’ta Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü (1926) ile Osmanlı Bankası (1926), İş Bankası (1928) ve İnhisarlar Başmüdürlüğü (1928) binalarını yapmışlardır. Birinci Ulusal Mimarlık, yeni teknolojiye ayak uydurmaktan ve çağın gereksinmelerine yanıt vermekten uzak, seçmeci, biçimsel, duygusal, akademik bir akım olarak kalmıştır. Yapım gereksinmesinin özellikle yeni başkent Ankara’da hızla artması, buna karşılık mimar sayısının yeterli olmaması nedeniyle 1927’den sonra yeniden bir yabancı mimarlar egemenliği dönemi başlar. Clemens Holzmeister, Ernst Egli, Theodor Post, Hermann Jansen, Martin Wagner, Martin EIsaesser, Bruno Taut, Robert Oerley gibi mimarlar eğitimci, danışman, plancı, uygulayıcı olarak üstlendikleri görevlerle genç Cumhuriyet’in mimarlığını kişisel eğilimleri doğrultusunda etkilemişlerdir. Bu dönemde daha çok, Orta Avrupa-Viyana ekolünden ithal edilen anıtsal, klasik biçimciliğe dayalı bir yeniklasikçilik Türkiye mimarlığına egemen olmuştur. Simetrik planlar, süslemeden arınmış yalın çizgiler taşıyan simetrik cepheler, ritmik pencere düzenlemesi, düz ya da gizli eğik çatılar, anıtsal ölçekli merdivenler, girişte sütunlu bir düzenleme ya da cephede kimi zaman birkaç kat yüksekliğinde sütunlar bu dönemin karakteristikleri arasındadır. Toplamda, devletçilik anlayışı ile devlet otoritesini yansıtan bir anıtsallık söz konusudur. Bu dönemde C. Holzmeister 1928-36 yılları arasında Ankara’da Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Orduevi, Harp Okulu, Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Merkez Bankası, İçişleri Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Yargıtay, Emlak Bankası, Avusturya Büyükelçiliği binalarını yapmış, 1938’de de TBMM proje yarışmasını kazanmıştır. T. Post Sağlık Bakanlığı binasını (1926), E. Egli Musiki Muallim Mektebi, Sayıştay ve İsmet Paşa Kız Enstitüsü binalarını (1927-30), B. Taut ise Ankara’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi binasını yapmıştır (1937). Batıda özellikle Bauhaus ve CIAM çevrelerinde gelişen ilerici düşünceler Türkiye’ye de ulaşmakta gecikmemiştir. Avrupa 1. Dünya Savaşı’ndan sonra geçmişle bağlarını kopararak yeni mimarlık yolları arama çabasına girmiştir. Bunun bir uzantısı olarak ülkenin tek mimarlık okulu Sanayi-i Nefise Mektebi’nin (bugünkü MSÜ) öğretim programı 1927 yılında çağdaş yönde köklü bir reform geçirir. 1930’larda Türk mimarlarının büyük bir bölümü çağcıl Uluslararası Üslup doğrultusunda yaklaşık on yıl süreyle kübizme ve betonarmeye dayalı yeni Batıcılık örnekleri vereceklerdir. Ankara Sergievi (Şevki Balmumcu, 1933), İstanbul Üniversitesi Gözlemevi (Arif Hikmet Holtay, 1934), Florya Deniz Köşkü (Seyfi Arkan, 1934), Taksim Belediye Gazinosu ve başta Kadıköy Halkevi (Rüknettin Güney, 1938) olmak üzere pek çok halkevi binası ve Yalova Termal Oteli (Sedad H. Eldem, 1935-38) bu dönemin dikkate değer yapıları arasındadır. 1940’ta Türk mimarlarının sayısı 150’dir. Dünya mimarlığındaki olumlu gelişmelere ayak uyduran ve yaklaşık on yıl süren bu dönemden (1930-1940) sonra, başta 1927’den beri süregelen yabancı mimar egemenliğine tepki olarak doğan öze dönme çabalarının yanı sıra İtalya’daki faşist, Almanya’daki nasyonal sosyalist ortamların ve totaliter düşüncelerin etkileriyle de beslenen Milli Mimari akımı başlar. Bu akım romantik bir yaklaşımla, yeni bir ulusal mimarlık yaratmak amacına yönelerek 1939-50 yılları arasında Türk mimarlığını etkisi altında tutacaktır. Önceleri “Milli Mimari”, sonraları “İkinci Ulusal Mimarlık” adıyla anılan akım yerel-ulusal mimarlık öğelerinin bulunup kullanılmasına dayanan bir üslup araştırması niteliğindeydi. Sedad H. Eldem’in Güzel Sanatlar Akademisi içinde kurup yürüttüğü Milli Mimari Semineri adlı çalışmalarda özellikle geleneksel Türk sivil mimarlığı üzerinde yoğunlaşan çalışmaların bu akımın düşünce temelinin oluşturulmasında önemli etkileri olmuştur. Bu akımda, yukarıda da belirtildiği gibi, o dönemde Rusya, Almanya, İtalya gibi ülkelerdeki siyasal baskı rejimlerinde tutunmaya başlayan seçmecilik anlayışının da önemli bir payı vardır. Ayrıca Mimar Kemalettin ve Vedat Seylerin süregelen etkileri de bu eğilimin başka bir güç ve esin kaynağı olmuştur. Ancak bu kez seçmecilik, Birinci Ulusal Mimarlık’taki gibi dinsel yapılardan alınan öğelerle değil, geçmişteki sivil yapılardan alınan öğelerden yararlanılarak daha sade şekilde uygulanmıştır. Özü biçim aktarmaya dayanan, simetriye önem veren, taş kaplama cepheler ve anıtsal bir anlatımla belirlenen bu deneme 1950’Ii yıllara değin sürmüş, dönemin yepyeni teknolojisine ve gereksinmelerine kısacası, çağdaş mimarlık anlayışına ayak uyduramayarak sona ermiştir. 1939 Uluslararası New York Sergisi’ndeki Türkiye Pavyonu (S.H. Eldem), Anıtkabir (Emin Onat, Orhan Arda, yarışma, 1942), İ.Ü. Fen ve Edebiyat Fakültesi binaları ile Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi (E. Onat, S.H. Eldem, 1943), Çanakkale Zafer Anıtı (Doğan Erginbaş, yarışma 1944), İstanbul Radyoevi (ismail Utkular, Doğan Erginbaş, Ömer Günay, yarışma 1945), Şişli Camisi (Vasfi Egeli, 1945-49), İstanbul Lütfi Kırdar Spor ve Sergi Sarayı gibi yapılar bu akımın dikkate değer örnekleridir. İkinci Ulusal Mimarlık’taki çözülme 1948’de İstanbul Adalet Sarayı için açılan üçüncü yarışmada S.H. Eldem ile E. Onat’ın ortaklaşa düzenledikleri rasyonel nitelikteki projenin birinci seçilmesiyle başlamış, akım, 1952’deki İstanbul Belediye Sarayı yarışmasıyla kesin olarak son bulmuştur. |
1950’lere gelindiğinde Türk mimarlığı, Avrupa ve ABD’de giderek yaygınlaşan Modern Mimarlık’ın etkisi altında rasyonalizme yönelerek ürünler verecektir. İkinci Dünya Savaşı sonuçlanmış, Türkiye siyasal ve kültürel olarak Batıya iyice yakınlık duymaya başlamıştır. Bu dönemde başta Bayındırlık Bakanlığı olmak üzere yatırımcı kamu kuruluşları mimari proje yarışmalarını proje yaptırma düzeninin en önemli yolu olarak benimseyip uygulamışlardır. İstanbul Belediye Sarayı (Nevzat Erol, yarışma, 1952), İstanbul Hilton Oteli (SOM ve Sedad H. Eldem, 1953), Büyükada Anadolu Kulübü (Turgut Cansever, Abdurrahman Hancı, 1953), Sakarya Hükümet Konağı (Enis Kortan, Nişan Yaubyan, 1956), Brüksel Dünya Sergisindeki Türkiye Pavyonu (Muhlis Türkmen, Utarit İzgi, Hamdi Şensoy, İlhen Türegün, 1958), DSİ Genel Müdürlüğü (Enver Tokay, Behruz Çinici, Teoman Doruk, 1959), İstanbul’da Tekel Genel Müdürlüğü (İlhan Teymen, Yılmaz Sanlı, 1959), Kızılay-Emek Gökdeleni (Enver Tokay, 1959-64) bu dönemin kimi tipik örnekleridir. 1950’ler, Türk mimarlığının, teknolojik, ekonomik, sosyal, çevresel verilere bakmaksızın daha çok, dış yayın ve etkilerle beslendiği evrenselci, rasyonalist bir dönemdir. Modern Mimarlık görünüm olarak Türkiye’ye gelmiştir ama, yeterli teknolojik altyapı ortada yoktur. İleriki yıllarda geometrik pürizmden organımsı çalışmalara değin bütün girişimler çoğu kez yine Batılı kalıplara uygun olarak denenmiştir. Bu yoldan Rohe, Wright, Aalto, Le Corbusier, Niemeyer, Scharoun gibi dünyaca ünlü mimarların düşünce ve yapıtları yayınlar yoluyla Türk mimarlarını geniş ölçüde etkilemişlerdir. Yabancı yayınların yanı sıra gelişen yerli yayınlar, özellikle de dergiler yoluyla, Türkiye’de 1960’tan sonraki düşünsel patlamaya da paralel olarak bir tartışma ortamı doğmuştur; ancak, tasarım ve uygulamalarda özgün kimlik ve yerel-çevresel değerlere önem veren denemelerden daha çok, Batı kaynaklı akımlara uygun yaklaşımlar görülmüştür. 1960’Iar rasyonalizmden uzaklaşma, gevşeme, parçalı form arayışları dönemi olmuştur. 1960-70 döneminin dikkate değer yapıları arasında İstanbul Vakıflar Oteli (eski Sheraton, bugünkü Ceylan Intercontinental, AHE, 1959), İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (Doğan Tekeli, Sami Sisa, Metin Hepgüler, 1959), Büyük Ankara Oteli (Marc Saugey, Yüksel Akan, 1960), ODTÜ Kampusu (Behruz-Altuğ Çinici, 1961), SSK Zeyrek Tesisleri (Sedad H. Eldem, 1963), Ankara MSB Tandoğan Öğrenci Yurdu (Şevki Vanlı, Ersen Gömleksizoğlu, 1966), Türk Tarih Kurumu (Turgut Cansever, Ertur Yener, 1967) sayılabilir. Bu dönemde Modern Mimarlığı yerel verilerle bağdaştırma yolunda rejyonalizm arayışları yoğunlaşmıştır. 1970’Ierden başlayarak, Modern sonrası ve dış etkilere dayalı çoğulculuk (plüralizm) örneklerinin yaygınlaştığı görülür. 1970’lerde Batı’da yaygınlaşan Postmodernizm, 1980-90 arasında Türkiye’de de alıcı bulabilmiştir. Geç Modernizm, Postmodernizm, Dekonstrüktivizm gibi Batı kökenli akımlar doğrultusunda yapılar gerçekleştiren mimarlar olmuştur. Genelde, tek tek başarılı birçok yapıya karşın Türkiye’nin ekonomik ve sosyal çalkantıları nedeniyle çağdaş Türk mimarlığı, toplumun düzensiz hızlı gelişiminden ve bunun sonucu olan kültürel çözülmeden olumsuz etkilenmiştir. Gecikmiş endüstri devrimi ve aşırı hızlı nüfus artışı; düzensiz, plansız, yoğun, anarşik kentleşme ile toplumsal sıçramaları birlikte getirmiştir. Ortaya çıkan büyük konut açığı, gerekli ekonomik ve yönetimsel önlemlerin alınmaması nedeniyle, yapsat düzeni, yoğun yapılaşma, kalfa yapıları, kaçak yapılar ve gecekondularla yeni, fakat anarşik bir anonim mimarlık yaratmıştır. Politik ödünlerle yozlaştırılan kent toprağı kullanımı ve sürüp giden arsa spekülasyonu, çevre değerleri ile kent bütünlüğünün korunması ile yapılar arası ilişkilerin düzenlenmesi olanaklarını ortadan kaldırmıştır. Böylece şehirlerimizin görünümü, kimlik ve kişilikten yoksun anarşik yapılaşma örnekleriyle belirlenirken bireysel iyi örnekler şehirlerin bu kaotik dokusu içinde değer kaybına uğramıştır. Son yıllarda, erken küreselleşmenin olumsuz etkileriyle mimarlık, dış ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de etik değerlerin aşınıma uğraması nedeniyle başta turizm yapıları olmak üzere pek çok alanda her şeyin bilinçli-bilinçsiz denendiği bir kargaşaya sürüklenmiştir. Bu tutarsızlıkla genelde toplumun, özelde malsahiplerinin görgü ve kültür düzeylerinin önemli bir rol oynadığı söylenebilir. Son zamanlarda büyük yatırımlara ilişkin projelerin yapımında ise malsahipleri ve işverenler basit konutlardan, önemli komplekslere değin tasarım işlerinde tercihlerini çoğu yerel kültürel değerlerden habersiz, sıradan yabancı mimarlar lehine kullanmaya başlamışlardır. Genelde, ülke çapında yaygınlık kazanan kültürel yozlaşma, ülke mimarlık sanatının kendisini göstermesinin önündeki en önemli engel olarak durmaktadır. Resim Listesi: 1.Hafi Bey, Birinci TBMM Binası, Ulus-ANKARA, 1915. 2.Vedat Tek, ikinci TBMM Binası, Ulus-ANKARA, 1924. 3. Arif Hikmet Koyunluoğlu, Etnoğrafya Müzesi, Ulus ANKARA, 1925-28. 4.Giulio Mongeri, Ziraat Bankası, Ulus-ANKARA, 1926-29 5. Clemens Holzmeister-Anton Hanak-Josef Thorak, Güven Anıtı, Kızılay-ANKARA, 1931-36. 6.Clemens Holzmaister, T. Emlak ve Kredi Bankası, Ulus ANKARA, 1933-34. 7.Seyfi Arkan, Üçler Apartmanı, Ayaspaşa-İSTANBUL, 1935. 8.Şekip Akalın, Ankara Gar Gazinosu, ANKARA, 1935-37. 9.Bruno Taut, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, ANKARA, 1937. 10.Martin EIsaesser, Sümerbank, Ulus-ANKARA, 1937-38. 11.Rüknettin Güney, Kadıköy Halk Evi, Kadıköy-İSTANBUL, 1938. 12.Emin Onat-Orhan Arda, Anıtkabir, Anıttepe-ANKARA, 1944-53. 13.S.H.Eldem, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi, Beşevler ANKARA, 1945. 14.Turgut Cansever-Abdurrahman Hancı, Anadolu Kulübü, Büyükada-İSTANBUL, 1953. 15. Marc Saugey-Yüksel Okan, Büyük Ankara Oteli, Kavaklıdere-ANKARA, 1958-65. 16.AHE, Ceylan Intercontinental Oteli, Elmadağ-İSTANBUL, 1958-74. 17.Altuğ·Behruz Çinici, ODTÜ Mimarlık Fakültesi, ANKARA, 1962-63. 18.Levent Aksüt-Yaşar Marulyalı, Dumlupınar Anıtı, Dumlupınar-AFYON, 1963-64. 19.S.H.Eldem, SSK Zeyrek Tesisleri, Zeyrek-İSTANBUL, 1963-70. 20.S.H.Eldem, Suna Kıraç Yalısı, Vaniköy-İSTANBUL, 1965. 21.Turgut Cansever-Ertur Yener, Türk Tarih Kurumu, ANKARA, 1966. 22.Şevki Vanlı-Ersen Gömleksizoğlu, MSB Tandoğan Öğrenci Yurdu, Tandoğan-ANKARA, 1966-68. 23.S.H.Eldem, Fuat Bayramoğlu Apartmanı, KandilIi İSTANBUL, 1969-74. 24.S.H.Eldem, Atatürk Kitaplığı, Taksim-İSTANBUL, 1973-75. 25.Günay Çilingiroğlu-Muhlis Tunca, Tercüman Binası, Topkapı-İSTANBUL,1974. 26.Filiz-Coşkun Erkal, Atatürk Kültür Merkezi, ANKARA, 1981. 27.Hayati Tabanlıoğlu, Atatürk Havalimanı, Yeşilköy İSTANBUL, 1984. 28.Şevki Vanlı, Golf Kulübü Tesisleri, Yenikent-ANKARA, 1988-90. 29.Nuran Ünsal-Merih Karaaslan-Mürşit Günday, Peri Tower Oteli, KAPADOKYA, 1989-96. 30.Cengiz Bektaş, Akdeniz Üniversitesi Olbia Sosyal Özeği, ANTALYA,1999.
NOT: Fotoğrafları sunulan yapılar yazıyı destekleyen tipik örnekler olarak seçilmiştir. Doğal olarak, bunların dışında da çok sayıda seçkin mimarlık örnekleri bulunduğunu hepimiz bilmekteyiz .
|

