| Cumhuriyet’in Çınarları Birer Birer… |
Kaynak :
03.03.2005 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Coşkun Kırca… Öğretim üyesi, gazeteci, yazar, diplomat, siyaset adamı, eski dışişleri bakanı… Hepsinin ötesinde, bir cumhuriyetçi. Cumhuriyet ilkelerine gönülden bağlı bir aydın… Doğru bildiği yolda inatla yürüyen… Canını tehlikeye atma pahasına, Asala saldırganlarına teslim olmayan bir büyükelçi. Galatasaray’ın yetiştirdiği değerlerden biri… Galatasaray Üniversitesi’nin kuruluşunda hem Türkiye’de, hem de Fransa’daki saygınlığıyla üstlendiği etkin rolü unutulmayacaktır. Coşkun Kırca yukarıda sıraladığım erdem ve etkinlikleriyle, ulu bir çınardı. Bir kuyrukluyıldız parıltısıyla kayıp gitti. Aynı saatlerde Kulübün genel kurulu olmasına karşın cenaze töreni kalabalıktı… Siviller vardı, yüksek rütbeli askerler vardı; Hükümet yoktu. Hükümeti temsilen bir kişi dahi katılmamıştı eski dışişleri bakanının cenazesine… Başbakan ve Dışişleri Bakanı o gün Kırca’nın cenazesi yerine, Necip Fazıl Kısakürek’in oğlunun cenazesine gitmeyi yeğlemişlerdi. Aslında, üzerlerinde resmi sıfatları oldukça, “tercih onların” deyip geçiştirilemeyecek bir durumdur bu. Perihan Ongan… İlkokul öğretmenim… Işıklar saçan bir cumhuriyet öğretmeni… 96 yaşında aramızdan ayrıldı. Atatürk ilkelerini, yurdu ve insanları sevmeyi, insan olmanın erdemini önce ondan öğrendim. Altmış yıl önce, akla, araştırmaya, her şeyin nedenini sorgulamaya, anlamaya ve insancıl düşüncelere dayalı bir eğitim modelinin eşsiz bir uygulayıcısıydı. Üsküdar Halil Rüştü İlkokulu’nda (daha önce 30. İlkokul) 41 yıl örnek bir öğretmen olarak çalıştı. Çabaları bununla noktalanmadı; yaşamının sonuna değin söylemleri ve davranışlarıyla topluma öğretmenlik yaptı. Türk Kadınlar Birliği |
Üsküdar Şubesini kurdu, yönetti, sonra da onursal üyesi oldu. Yıllarca biriktirdiği gazete kesikleriyle hazırladığı Atatürk ve Cumhuriyet sergisini ileri yaşına karşın bıkıp usanmadan, gücü yettiğince okuldan okula taşıdı.
Onun da cenaze töreni çok kalabalıktı. Alışageldiğimiz cenaze törenlerinden farklı bir kalabalık… Kadınların çoğunlukta olduğu bir topluluk… Aydınlık cumhuriyet kadınları kendilerine örnek olarak benimsedikleri bir büyüklerini son yolculuğuna çıkarken yalnız bırakmamışlardı. Birçoğu cenaze namazında erkeklerle birlikte saf tuttular. İkinci sınıf insan olmadıklarını haykırırcasına… Evet, kadınlarımız… Bizim kadınlarımız… Bilindiği gibi, gericiliğin birinci işareti kadını ikinci sınıf insan sayan, kadını zorbalıkla geriye iten kadın – erkek ayrımcılığıdır. Nisan 2005’te Suudi Arabistan’da bu ayrımcılığın uzantısında “Erkek Oyunları” var. Yazık ki biz de bir erkekler kafilesiyle katılmaya hazırlanıyoruz bu oyunlara. Geçenlerde yazdığım gibi, bu durum, Türkiye Anayasasının demokratik, laik, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz; ABD’nin bize biçtiği “Ilımlı İslam” rolüyle bile bağdaşmaz. Ey Togay Bayatlı… Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı… Bu oyunlara katılıp katılmama kararı politikayla değil, yalnızca sporla ilgilidir. Karar senin başkanı olduğun komitenin sorumluluğundadır. Uluslararası Olimpiyat Komitesi de spora politika bulaştırılmasını hoş karşılamaz. Bir kez daha düşün : Sinan Erdem hayatta olsaydı Türk sporcularının Kaçgöç Oyunlarına katılmasına izin verir miydi ? Gelin vazgeçin bu oyunlara katılmaktan… |

