Dalya Yüz Kaynak : 01.03.1990 - Yapı Dergisi - 100 | Yazdır

Yapı Dergisi’nin elinizdeki bu sayısı 100’üncü sayı. Bir bakıma çok önemli çünkü biliyoruz ki Türkiye’de yayıncılığın, özellikle de mesleki dergileri yaşatmanın çok büyük güçlükleri vardır.
YAPI ‘nın ilk sayısı Temmuz 1973’te çıktı yani 17 yıl önce, Yapı-Endüstri Merkezi’nin kuruluşundan beş yıl sonra. Doğal olarak, YAPI, birdenbire ‘haydi bir dergi çıkaralım” gibi ani bir kararla çıkmadı. Çıkış öyküsü için biraz daha gerilere gitmek gerekiyor. Bu çıkışın, özellikle çıkaranların kişisel kararlılık ve deneyimlerine bağlı uzunca bir gelişme süreci vardır.
YAPI’nın kökeni, en azından düşünsel altyapısının olgunlaşmaya başlaması Mimarlık ve Sanat Dergisi deneyine kadar uzatılabilir. O tarihlerde İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde asistan olan Bülent Özer bir grup öğretim üyesi arkadaşıyla birlikte 1961’de Mimarlık ve Sanat’ın ilk sayısını çıkartmıştı. Ben, ikinci sayıda bu gruba katıldığımda daha öğrenciydim.
O tarihlerde mimarlık dergisi olarak Zeki Sayar ustamızın ARKİTEKT’i vardı. O da binbir çaba ve güçlükle, düzensiz aralıklarla ancak çıkabiliyordu. Mimarlık ve Sanat, dokümanter olmaktan çok, çağdaş mimarlık düşüncelerini dile getirmek ve mesleki tartışma ortamını canlandırmak gibi bir amaçla işe girişmişti. Dergi beğenildi; ancak yalnızca üretmek yetmiyordu, parasal kaynak yaratmak zorundaydık: reklam bulmak, aboneleri artırmak .. Bütün bunları amatör bir ruhla ve tamamen amatörce yapıyorduk. Kolay da olmuyordu. Bir mühendis ağabeyimizin “bu tür işlerin amatörce yapılamayacağı; amatörce yapılan işlerin batmaya mahkûm olacakları” yolundaki öğütlerini içimize sindirecek kadar profesyonellik bilgi ve anlayışı, dağarcığımızda henüz yoktu. Meslek yaşamının çok başındaydık, kendi mesleğimizde bile henüz profesyonel değildik; yayıncılık ise bizim için yepyeni bir alandı.
İkisi çift sayı olmak üzere 10 sayı çıkarabildik. 10’uncu sayıdan sonra parasal gücümüz tükendi. Mimarlık ve Sanat serüvenimiz böylece sonuna gelmişti. Bülent Özer, Yılmaz Zenger ve ben zaten cılız olan asistan maaşlarımızdan ayırdığımız paralarla matbaaya ve abonelere olan borçlarımızı ödeyerek onurumuzu kurtardık. 1964 yılındaydık.
Bir yıl önce İ.Hulusi Güngör tamamen kendi inat ve çabasıyla Mimarlar Odası bünyesinde MİMARLIK dergisinin ilk sayılarını çıkarmayı başarmıştı: ancak çok yalnızdı ve bir oda dergisinin bir iki kişinin iyiniyet ve çabasıyla çıkarılabilmesi olanaksızdı. Güngör, bu bilinçle bizim MİMARLIK’a katılmamızı istedi. Artık yayıncılığın sevimli kurdu kanımıza girmişti bir kez Oda’nın olanakları da çok daha hazır durumda değildi, ancak Oda’nın o zamana kadar hiç kullanılmamış bir gizligücü vardı. Bu güç harekete geçirilip, bundan yararlanılabilirdi. Ve öyle yaptık. Kısa sürede sağladığımız reklamlarla, gerekli parasal gücü sağlayabildik. Dergi düzenli olarak çıkmaya başlamıştı bile. MİMARLIK’ın düzenli olarak en uzun süre yayınlandığı dönem böyle başlamış oldu. Yayın uzmanı ya da Yazı İşleri Müdürü olduğum Temmuz 1963’ten Eylül 1969’a kadar 63 ay süreyle her ay bir dergi olmak üzere tam 63 sayı çıkardık (9-71. sayılar).
Benim MİMARLIK’taki çalışmam 1969 yılı Ekim ayına kadar sürdü ve askere giderken görevi Demirtaş Ceyhun’a devrettim Demirtaş aynı tempoyu 1971 yılına, 89. sayıya kadar başarıyla sürdürdü.
Burada, o tarihlerdeki Oda çalışmalarına da biraz değinmek istiyorum. Demirtaş’la iki kez halef selef olduk. Önce İstanbul Şubesi Sekreterliğinde, sonra da Yayın Sekreterliğinde yani MİMARLIK’ın Yazı İşleri Müdürlüğünde. O dönem Oda çalışmalarının her noktasında o kadar çok bulunuyorduk ki, Şube ve Merkez Yönetim Kurullarında, komitelerde en çok görev alan kişiler arasındaydık. Bu nedenle de birimiz Demirtaş, öteki Demirbaş diye şakalaşır olmuştuk kendi aramızda. Aslında ikimiz de Oda’nın demirbaşı gibiydik. İstanbul Şubesinin Üftade Sokak’taki yerinden Gümüşsuyu’nda İnönü’lerin binasına taşınmasını birlikte gerçekleştirmiştik. Oda böylece, yepyeni, güzel bir büro mekânına kavuşmuştu.
O tarihlerde Mimarlar Odası henüz, uzunca bir dönem içinde çalkalanacağı günlük politikaya dalmamıştı, çalışmalar daha çok mesleğin sorunlarına yönelikti ve politika alanımız, denilebilir ki, meslek politikasıyla sınırlıydı. Oda çabalarına katılanların, değişik kişisel görüşlerine karşın çalışmalarda hoşgörü, tam bir uyum sağlanabiliyordu. Bu dönemde en önemli savaşım (mücadele) özel yüksekokullar konusunda verilmiş ve Anayasa Mahkemesi kararıyla Odaların başarısıyla sonuçlanmıştı. Oda’daki çalışma ortamı gerçekten huzur vericiydi. Bu ortam

içinde süreklilik sağlanabiliyordu, örneğin 6 yılda 72 sayı çıkarılabiliyordu. Ancak ne var ki 1970’li yıllarda Oda da ülkenin içine düştüğü karışık politik ortamdan kendini kurtaramayacak ve mimarlık topluluğu bu çalkantılardan büyük kayıplarla çıkacaktı. Dergi yönetiminin Ankara’ya kaydırılması da bu döneme rastlar.
Yapı-Endüstri Merkezi’ni bir grup arkadaşımla birlikte 1968’de kurmuştuk. Bir dergi yayını ilk programımızda yer almıyordu. Kırk yıllık ARKİTEKT yayımına son vermişti, ama MİMARLIK, düzenli çıkışıyla meslek alanında önemli bir boşluğu doldurmaktaydı. Ancak daha sonraki yıllarda, biraz önce de sözünü ettiğim çalkantılı dönem içinde MİMARLIK’ın düzenli çıkış temposunu yitirmesi, öteki sanat dalları, endüstri tasarımı alanlarındaki yayın boşluğu ve içimizdeki kurt, bizi yeniden dergi yayınına adeta itti. Ve işte YAPI böyle doğdu:
Temmuz 1973. O tarihten Temmuz 1988’e değin dergi bazı küçük aksamalar dışında iki ayda bir yayımlandı.Temmuz 1988’den bu yana da düzenli olarak her ay çıkıyor.
Çıkışta Danışma Kurulumuz şöyleydi:
Mustafa Aslıer, Demirtaş Ceyhun, Prof. Macit Gökberk, Arslan Başer Kafaoğlu, Prof. Ruhi Kafesçioğlu, Prof. Haydar Kazgan, Doç. Önder Küçükerman, Prof. Dr. Bülent Özer, Haldun Taner, Mümtaz Zeytinoğlu. Çeşitli kesimlerden bu kişilerin meslekleri ve kişilikleri YAPI ‘nın o günlerde amaçlanan ve izlenegelen kapsam ve çizgisini belirlemek konusunda bugün dahi iyi bir fikir verebilir. Bütün çabalarımıza karşın Danışma Kurulu’nun tümünü bir araya getirmeyi hiç bir zaman gerçekleştiremedik. Bazıları başlangıçta, bazıları sonradan zaman zaman ilgi gösterdiler. Örneğin Demirtaş Ceyhun’un başlangıçta, Yapı-Endüstri Merkezi’ndeki kitabevi döneminde önemli katkıları oldu. Yayıncılıktaki beraberliğimizin otuzuncu yılını gelecek yıl kutlamak mutluluğuna erişeceğimiz Bülent Özer’in katkıları ise hiç eksilmeksizin sürüyor; en büyük teşekkürü kendisine borçlu olduğumu biliyorum.
Burada, Derginin bugünlere ve bu düzeye ulaşmasında önemli katkıları olan eski ve yeni bazı çalışma arkadaşlarımı da takdirle anmadan geçemeyeceğim: Ömür Candaş. Deniz Toka (Oral), Semih Erkin, Saadet Altınay, Ayla Gülsen, Güner Çılgın, Sedat Acar, Yalçın Karaca, Ayşe Hasol. Bu grubun içinde büyük emeği geçmiş olan İbrahim Niyazioğlu’nda da rahmetle anıyorum.
Geçen yıl Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nce YAPI’ya verilen ve bizi hem onurlandıran, hem duygulandıran ödülde bütün bu arkadaşlarımızın payı vardır.
Çilemizi çok çekmiş olan Ata, Reyo, Yenilik Basımevleri ile değerli basımcı dostlarımız Erol Ünal ve Ferruh Tunçbilek’e de teşekkürler..
Burada derginin geleceğine dönük olarak da bir iki noktaya değinmek istiyorum. YAPI, siz değerli okuyucularının giderek artan desteğiyle zorlukları aşabilmiştir. Şimdi amaç, sizlere, olanaklar ölçüsünde en iyiyi verebilmektir: en iyi, en güncel yazıları, yenilikleri, en iyi şekilde sunabilmek. Bunun için okurlarımızın manevi desteğinin yanı sıra Yapı-Endüstri Merkezi’nin maddi desteğine, iyi yetişmiş, özveriyle çalışan bir kadroya sahibiz. Teknik olarak da 101. sayıdan başlayarak en ileri bilgisayar teknolojisinin sunduğu çağdaş masaüstü yayıncılık olanaklarını Yayın Bölümümüzün kendi bilgisayar sistemiyle uygulayacağız.
Birinci sayıda da belirttiğimiz gibi, bundan böyle yine bütün çabamız, ülkemizde ve dünyada her alanda yapılagelen üretimi topluca yansıtmak, ülkemizin tüm yapısını oluşturan değerleri belirlemek olacaktır. Böyle bir toplamın gelişmeye yeni bakış açıları kazandıracağını sanmak da boş bir iyimserlik olmasa gerektir. En geniş kapsamı ile aldığımız “YAPI” sözcüğü bir böyle bir çabanın simgesi olmaya devam edecektir YAPI Dergisi, böylece en geniş, anlamıyla tüm yapısal sorunları incelemek amacını sürdürecektir. Bu bakımdan, ağırlık merkezi mimarlık, teknik ve endüstri olmak üzere çeşitli sorunlar, iktisadi konulardan; sanat konularına kadar açılan bir yelpazede, bir bütün içinde ve elden geldiğince eksiksiz olarak ele alınacaktır.
Bütün bunları yaparken, Türkiye’nin bugün hiç durmadan artan ve sürekli şehirleşen nüfusu, ekonomik sıkıntıları, iç ve dış politik açmazlarıyla çevre, mimarlık ve sanat için hiç de uygun bir ortam vaat etmediğinin bilincindeyiz. Ancak ben yine de karamsar olmak istemiyorum. Hem böylesine bir kutlama gününde karamsarlığa yer yoktur, hem de toplumumuzda yaratılacak karamsarlık, yılgınlık, yurdumuzun iç ve dış düşmanlarının ilk bekledikleridir.
Bizimse, siz dostlarımızdan tek beklentimiz var: yalnızca bir “aferin”.