Din, Politika ve Spor Kaynak : 14.02.2008 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Spora politika karıştırılmamalı; hiç kuşkusuz, eğitime ve sanata da… Doğal ki din de politikaya karıştırılmamalı… Ne var ki son günlerde ortalık toz duman… Sapla saman birbirine karışmış durumda…

AK Partisi son seçimde aldığı yüzde 47 oyla her kuruma mutlak egemen olmak istiyor: spora, federasyonlara, kulüplere, YÖK’e, üniversitelere, yargıya, meslek odalarına, sendikalara… Ve sonra da bunun adı “demokrasi” oluyor.

T. Futbol Federasyonu sözümona özerk; özel yasası bile var. Ama gel gör ki siyasi etkilerden bir türlü kurtulamıyor; siyaset spordan elini çekmiyor. Federasyon türlü baskılarla seçime zorlandı. Amaç, yandaş olmayan yönetim kurulunu değiştirmek… Haluk Ulusoy’u federasyonun başından uzaklaştırıp Hasan Doğan’ı başkan yapmak istiyorlar. Kendisi daha adaylığını açıklamadan Kulüpler Birliği Hasan Doğan’ın adaylığını desteklediğini açıklayıverdi. Doğan’ın bilinen en önemli özelliği Başbakan’ın yakını olması… Yetmez mi? Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın da onu destekliyor. Nasıl desteklemesin ki… Galatasaray’ın umudu Seyrantepe stadı projesinden dolayı eli mahkûm.

Öte yandan, ülkede bütün sorunlar çözülmüş gibi, en güncel konu türban… İsterseniz sıkmabaş da diyebilirsiniz. Türban üniversitelere sokulmak isteniyor, şimdilik. Doğal olarak ardından sıra liselere ve ilköğretim okullarına kadar inecek, kamu kurumlarına bulaşacak; sonra da spora ve dalga dalga başka alanlara…

Aslında türbanın dinsel bir zorunluluk olmadığı, Kuran’da böyle yer almadığı son günlerde iyice ortaya çıkmış durumda. Ama simge olduğunu Başbakan’ın kendisi bile söyledi. Dinsel simge olmadığına göre neyin simgesidir?.. Siyasal simgedir: siyasal İslamın simgesi. Bugün AKP ve MHP birbirinden oy kapma

yarışı içinde “özgürlük”, “demokrasi” diye diye dini siyasetlerine açıkça alet ediyorlar, Anayasayı bu yolda değiştirecek kadar ileri gidiyorlar. (Gündüz Aktan ve Deniz Bölükbaşı’nın ilk siyasal sınavlarında sınıfta kalmalarına ne demeli?)

21. yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti’nin, 80 yıllık laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletinin getirildiği duruma bakın… Nereden nereye…

Şimdi biraz da bunun spora olacağı kesin yansımalarına bakalım. Bayan sporculara “çıplak kadın” diye bakan kafa onları da örtmeye çalışacak. Orada artık türban da yetmez… Eşofman mı? O da yetmez. Bacakları örtmek için tünik ya da manto gerekir. Oysa, artık tümüyle evrensellik kazanmış bir kurum olan sporda kıyafetler uluslararası federasyonlarca belirlenmiş durumdadır. Yüzmenin, tenisin, voleybolun, basketbolun, özetle bütün spor dallarının, en üstün bedensel performansı sağlamak üzere belirlenmiş özellikte giyim kuşamı var. Uluslararası alanda bunları değiştiremezsiniz. Çok çok, birkaç yıl önce Tahran’da düzenlendiği gibi, seyirciler, hakemler, antrenörler dahil bütün erkeklere kapalı, kadın kadına kaçgöç turnuvaları düzenlersiniz. İş bununla da bitmez; sıra erkeklere gelir. Örneğin, erkek yüzücüler de haşema giyerler ve erkekçe(!), maço usulü yarışırlar.

Yazdıklarımı çeşitli Arap ülkeleri, Iran ve Malezya’da gördüklerime dayalı olarak sizlere aktarıyorum. Anayasayı delmeye çabalayan siyasetçiler toplumu bölüp parçaladıklarının farkında değiller mi acaba?

Bütün bu saydıklarım giyim-kuşam ve görünümle ilgili. Ya kafalarımızın içi.. O ne olacak? Ülkemizde 8,5 milyon kadının okuma yazma bilmediği söyleniyor. Sorun yalnızca türban mı? 21.yüzyılda Türkiye, düşünme, araştırma, sorgulama yani kısaca akıl ve bilim yolunu mu seçecek, yoksa körü körüne inanmayı mı? Hangisini?