| Doğan Hasol’dan ‘Anılar Kuşlar Gibidir’ (Söyleşi: Beril Yalçın / Digiturk Dergisi) |
Kaynak :
01.10.2007 -
Digiturk Dergisi
|
Yazdır
|
|
Mimarlar, tıpkı yazarlar gibi, eserleriyle hayatlarımızda iz bırakırlar. Doğan Hasol da, birçok mesleki eser vermiş, Yapı-Endüstri Merkezi’ni hayata geçirmiş, üretken bir mimar. Hayata dair bizlerle paylaşmak istedikleri arttıkça, bunları yazmaya karar vermiş ve “Anılar Kuşlar Gibidir'” ortaya çıkmış. Çocukluk yıllarından günümüze, Erzincan’dan İstanbul’a, Rio de Janeiro’dan Helsinki’ye uzanan anılarını okuduktan sonra, kendisiyle kitabı hakkında konuştuk.
Birçok mesleki kitabınız, yazınız var. Bu kitabı yazma fikri nasıl doğdu? Bu kitabı yazma fikri epey eski. Ben yazmayı seven bir insanım, ama çok kolay yazdığımı söyleyemeyeceğim. Kılı kırk yararak, defalarca düzelterek yazıyorum. Mina Urgan’ın kitabı “Bir Dinozorun Anıları” çıktığı zaman, benim kitabın yarısı yazılmış vaziyetteydi. Fakat zaman içinde şunu çıkartsam, şunu eklesem dediğinizde bu iş uzayıp gidiyor, çünkü yeni olaylar çıkıyor. Örneğin, 11 Eylül yoktu o tarihte. Bilişim devrimi bugünkü haline gelmiş değildi. Amerika’nın Irak işgali yoktu. Süre ilerledikçe bunları yazmak gereksinmesini de duyuyorsunuz.
Not mu tutardınız? Veya bir günlük? Hayır ama böyle bir kitap yapma düşüncesine sahip olduktan sonra yazmaya başladım, olduğu gibi yazdım. Ben bir konu aklıma geldiği zaman oturuyorum onu yazıyorum, bir kenara koyuyorum. Sonra onları bir konu bütünlüğü içinde bir araya getirdim. Bu bir klasik anı kitabı değil. Ben burada kendimi, kendi yaşamımı anlatmıyorum. Bunlar kitabın içinde gerektiği kadar var. |
Bir gözlemci gibi…
Gözlemci gibi anlatıyorum. Gözlemci bu işin içinde ne kadar olmalıysa ben o kadar varım. Aslında benim anlatmak istediğim, anılar ve gözlemler çerçevesinde insana bakış. Bu kitapta insanlar görüyorsunuz. İnsanları bireysel olarak görüyorsunuz, hatalarıyla, sevaplarıyla; toplumsal olarak görüyorsunuz, toplumun davranışlarını görüyorsunuz. Siz hem bizi hem yabancıları görmüşsünüz. Evet, benim yurt dışı görevlerim oldu. Görmediğim kıta kalmadı diyebilirim. Onların içinden ilginç olaylar içeren konuları aktardım. Bütün bunlar yaşanmış olaylar, bir öyküler dizisi. Bunları öykü tadında sunmak istedim. Yazılar çoğu kez iyimserlikle bitiyor. Karamsarlıktan fazla bir şey çıkarma umudu yoktur. Umudun olması için iyimserlik esastır. Her öyküde insan var, toplum var. Yorumu da okuyucuya bıraktım çoğu kez. Benim yaşamım çok hareketli bir döneme rastladı. Bilinçlenmeye başladığım yıllar, Büyük Erzincan depremini yaşadık. Türkiye’nin yaşadığı en büyük depremdir. Erzincan’da taş üstünde taş kalmamıştı derler. 1939’un son günleriydi. Peşinden savaş geldi. Savaşın bütün sıkıntılarını yaşadık. Sonra 1950 yılında çok partili düzene geçildi. 1960’tan başlayarak da aşağı yukarı her 10 yılda bir yaşanan darbeler geldi. Bütün bunların ötesinde yaşanan elektronik devrim, iletişim devrimi müthiş. İnsanlar, Ay’a gittiler. Gördüğünüz yerler arasında sizi en çok etkileyen hangisi oldu? Beni en çok etkileyen yer İstanbul. Nereye gittiysem, örneğin Rio’ya, İstanbul’a benziyor diye sevdim. Sydney’de, Opera Binası’nın bulunduğu yerde bir lokanta vardır, limana bakar, “Ne güzel, Galata gibi…” diye orayı sevdik. Bu, özlemden doğan bir şey değil. Bir mihenk taşına vurduğunuz zaman, mihenk taşı İstanbul. Roma, Paris, bunlar güzel şehirler, ama Roma’da ne vardır? İnsan eliyle yaratılmış çok güzel mimari örnekler, tarih var. Paris’e baktığınız zaman yine aynı şeyler var, ama doğal bir şey yok. Bu iki boyuta, tarih ve insan eliyle üretilmiş mimarlık boyutuna, İstanbul’da doğa ekleniyor. Her türlü kötü uygulamamıza rağmen şehir direniyor. Bir Boğaz var ki, ne yaptıksa bozamadık. İstiklâl Caddesi de bugün bence müthiş bir yer, cıvıl cıvıl, yaşayan bir yer. Mimarlık bizde biraz geri plana itilmiş durumda, öyle değil mi? Ben hep söylüyorum, Türkiye, Mimar Sinan’ı biliyor ama mimarlığın ne olduğunun pek farkında değil. Mimar Sinan ne yapmıştır diye sorarsanız, onu söyleyecek durumda değil. Toplumsal olarak biraz tembelliğimiz var, kitap okuma konusunda da sıkıntılarımız var. Mi· marlık, insanlara geniş düşünme kapılarını açan bir meslek. Daha binanın temelindeyken çatıdan suyu nasıl indireceğinizi düşünürsünüz. İşlevleri nasıl çözeceğinizi zaten düşünmüşsünüzdür. Proje bu demek. Mimarın işi, proje yapmak, program yapmak. Bu, her konuda geçerli. Güzel çevreler insanları mutlu kılıyor. Daha iyi yaşamalarını, geleceğe daha iyi bakmalarını sağlıyor. Güzel mekânlar yaratılması çok önemli. Kötü rnekânda iyi insan yetiştiremiyorsunuz. Bundan sonraki kitabınız ne olacak? Sözlük çalışmalarım hep sürmüştür, 1976 yılından bu yana… Örneğin “Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü’nün şimdi 10. baskısı yapılıyor. Bundan sonraki çalışmam ise mimarlık anılarım olacak. Çok ciddi bir birikimim var. Fotoğraflar, kartpostallar, ama tabi her şeyden önce anılar var . |



