Doğan Hasol’la Mimarlık Sözlükleri Üzerine (Söyleşi: Yasemin Keskin Enginöz) Kaynak : 03.06.2010 - Cumhuriyet Kitap Eki 1059 | Yazdır

“Sözlük yazımı, sonu olmayan bir iş”

İlk kez 1976 yılında çıkan ve her baskısında içeriği yeniden gözden geçirilip genişletilerek 10 baskı yapan Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü, bu yıl genişletilmiş 11. baskısıyla okurlarıyla buluştu. Bir başvuru kaynağı olan sözlük, mimari ve yapısal terimleri, yeri geldiğinde kavramsal ve tarihsel arkaplanlarını da vererek, somut ve yalın bir dille açıklıyor. Doğan Hasol, geçen yıl, kırk yıla yayılan yoğun ve titiz bir çalışmanın ürünü olan bu eşsiz ve kapsamlı ansiklopedik sözlüğün özünü damıtıp farklı bir anlayışla yorumlayarak bu kez daha geniş bir kitleye hitap eden yepyeni bir sözlük hazırlamıştı: Mimarlık Cep Sözlüğü. Hasol’dan, mimarlık sözlüklerinin yapım öyküsünü anlatmasını istedik.

Yasemin K. Enginöz: 2009’da Türkiye’de bir ilke imza atarak, Mimarlık Cep Sözlüğü’nü yayımladınız. Bu sözlük, mimarlık alanında ilerleyen öğrencilere ve profesyonellere hitap ettiği kadar içerdiği bilgilerin yaygın kullanımı, biçimi, kullanım ve taşıma kolaylığı gibi nitelikleriyle mimarlığa ilgi duyan her kesimin yararlanabileceği bir kaynak. Mimarlık Cep Sözlüğü’nün ana kaynağı olan Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü’nü 1968 yılında yazmaya başlamışsınız. İlk basım tarihiyse 1976. Yedi yıllık zahmetli bir çalışmanın ürünü olan bu sözlüğü yapma fikri nereden çıktı?

Doğan Hasol: İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde asistan olduğum o dönemde, kürsü kitaplığında Celal Esad Arseven’in bir sözlüğü elime geçti. Fransızca-Türkçe bir sanat sözlüğüydü, Sanat Lugati inceydi. Fransızca Türkçe karşılıklardan oluşan bu sözlük bana Türkçe’den Türkçe’ye karşılık veren, açıklama içeren bir mimarlık sözlüğü yapma fikrini benimsetti. O dönemde böyle bir sözlük yoktu. Bir tesadüfle Celal Esad Arseven’i ziyaret ettiğimizde, hem onun çalışma yöntemini gördüm hem de Arseven bana o sözlüğü ve yanısıra bir suluboya resmini hediye etti. Bu sırada askerliğim de yaklaşmıştı, acul bir kararla “askerlik süresince bitiririm ben bunu” diyerek kolları sıvadım. Oysa müthiş bir sabır işi… Oya işler gibi çalışmak gerekiyormuş. Yedi yıl sürecek bir çalışma diye düşünseydim belki de hiç başlamazdım

“DİL GELİŞTİKÇE, DEĞİŞTİKÇE, KULLANDIĞIMIZ SÖZCÜKLER, TERİMLER DE DEĞİŞİYOR”

YKE: Örnek yoktu dediniz, pekiyi, kurgusunu nasıl oluşturdunuz?

DH: İşe girişince doğal olarak örnekleri araştırmaya da başladım. Yurtdışından birkaç örnek buldum, biraz o örneklerden fikir aldım. Ancak Türkçe hazırlamak gerekiyordu. O dönemde bilgisayar olmadığından, yazı makinemde (daktilo), araya karbon kağıdı koyarak iki daktilo sayfasına yazıyordum sözcükleri. Her bir sayfaya 8 giriş yapıyor, sonra bu sayfaları 8’e bölerek sekiz çift fiş elde ediyordum. Bunları, yaptırdığım bir çift ahşap kutuya alfabetik olarak diziyordum. O ahşap kutuları içindeki fişlerle birlikte hala saklarım. Düzeltme yapmak gerektiği zaman ilgili fişi buluyordum. Düzeltme ya da ekleme yapmak gerektiği zaman her iki kutudan da fişleri alıp arasına yine karbon kağıdı koyarak yazı makinesinde güncelliyordum. Sonunda kutular yetmedi, birer kutu daha ekledim. Bu kutuları Diyarbakır’da askerde yanımda taşıdım, sonra bir süre Ankara’da kaldık, oraya da taşındılar elbette… Ben nereye onlar da oraya…

Sözlük yazımı, sonu olmayan bir iş. Dil geliştikçe, değiştikçe, kullandığımız sözcükler, terimler de değişiyor, anlamları farklılaşıyor, kullanım alanları genişliyor ya da sınırlanıyor. Bu nedenle artık yedinci yılın sonunda, bu sözlüğün artık basılması gerekiyor diye “Dur” dedim kendime. İlk baskı sonucunu bu işin bir müsveddesi kabul ederim, en kötü olasılıkla sonraki baskılarda gerekli düzeltmeleri, eklemeleri yaparım diye düşündüm. O görüşümün doğru olduğunu da zamanla gördüm.

Böylece sözlüğün ilk baskısı 1976 yılında çıktı. O zaman baskı teknikleri de bir hayli geriydi. Sözlüğü tipo baskıda hazırladık, yazılar kurşun satır dizgileriyle baskıya giriyordu; resimler için klişeler yapılıyordu, kalıplara bağlanıyordu. Günde ancak 3 forma basılabiliyordu ve ben her seferinde Cağaloğlu’ndaki matbaaya taşınıyordum. Ama o ilk baskının çıkması benim için büyük mutluluk oldu.

YKE:
Basılan sözlükleri ne yaptınız?

DH: Basıldıktan sonra sözlüğü Sander Kitabevi’ne, Harbiye’ye götürdüm. Kitabevi sahibi Necdet Sander çok kültürlü, görüşleri son derece isabetli olan bir insandı ve kitap yayın pazarında da önemli bir yeri vardı. Necdet Bey sözlüğü çok beğendi ancak, “sen bunu üçüncü hamura basmışsın, oysa bunun hakkı birinci hamur, kitabın hakkını yemişsin” dedi.

Bense satılmayacağından endişe etmiş, az önce belirttiğim gibi, kabul görürse sonrakilerin bir müsveddesi olur diye düşünmüştüm. Fiyatını da 60 lira koydum. Başta bunun pahalı olduğunu düşünürken o zamanlar Selçuk Batur “Yahu, 60 lira bir şişe rakı parası, bunu öğrenciler alacak, öğrenciler de rakı içmiyor mu?” diyerek, böyle keyifli bir sohbet sırasında beni ikna etti. Ondan sonra da yeni baskılar geldi.

YKE: Yaptığınız çalışmanın, bu sözlüğün doğurganlığı çok dikkat çekici. Yeni sözlük çalışmalarınıza kaynaklık etmiş. Bu sözlüğü 3 dilde (İngilizce-Fransızca-Türkçe) Mimarlık ve Yapı Sözlüğü, İngilizce-Türkçe/ Türkçe-İngilizce Mimarlık ve Yapı Sözlüğü ile son olarak Mimarlık Cep Sözlüğü izledi. Bu yeni sözlüklere gereksinimi hangi koşullar doğurdu?

DH: Ben sözlüğe başladığım sırada çoğunlukla yabancı kaynaklardan yararlanmıştım, o sırada not aldığım, dilimize çevrilmesi gereken yabancı sözcükler de birikmeye başladı. Böylece İngilizce-Fransızca-Türkçe terimlerle bir sözlük çalışması yaptım. Fransa’da Le Moniteur’e Fransızca-İngilizce’sinin basılmasını önerdim onlar da kabul ettiler ve karşılıklı iki dil olarak Paris’te basıldı. Bizde de İngilizce-Türkçe’ye gereksinim olduğu ortaya çıktı, onu da hazırladım ve en sonunda da konuştuğumuz Cep sözlüğü devreye girdi. Çünkü Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü gerek hacmi gerek içeriği, kapsamlılığı ve ayrıntılılığı bakımından mimarlar dışındakilere fazla geliyor. Oysa mimarlığa ilgi duyan çok kişi var, o kişilerin gereksinmelerini de gözeterek bu cep sözlüğünün yararlı olacağını düşündüm. Cep sözlüğünün başka bir çıkış noktası da Türkiye Bilimler Akademisi TÜBA’nın benden, çeşitli bilim ve meslek dalları için hazırlayacakları sözlüklerde yararlanmak üzere mimarlık terimlerini istemeleri oldu. Bana, bir ekip kurarak bu çalışmayı sağlamamı önerdiler; bense onlara kendim hazırlayıp gönderdim. O henüz çıkmadı ama o bana cep sözlüğü için hem esin verdi hem de taslak oluşturdu. Sevimli bir kitap oldu; küçük olan şeyler daha güzel oluyor, hem boyutuyla hem de satın alma kolaylığıyla… Okuyucu kitlesinin de genişlemesi sevindirici.

“TÜRKÇE’NİN BİLİM DİLİ OLDUĞUNU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİZ”

YKE: Sizin, önsözde değindiğiniz gibi “Aslında her mimarın bir mimarcası var.” Mimarlar, yakınlarınca kimi zaman bu nedenle eleştirilir. Öte yandan bugün herkes kendine ait, hatta Türkçe olmayan bir Türkçe de geliştirmeye başladı. Fakat sözlükler, mimarlar söz konusu olduğunda da bu sözlük ailesi, kullanıcıları için ortak bir dilin anahtarlarını veren sözcükleri, terimleri barındırıyor. Bu nedenle kullandığımız kelimeleri özenle seçmek ve onları doğru ve yerinde kullandığımız özenli cümleler kurmak önemli. Sözlüğünüzün özellikle “Türkçe Mimarlık” için kaynak oluşunun altını çizmek gerekiyor kanımca.

DH: Ben, birinci baskıdaki önsözde sizin de vurguladığınız gibi “Bugün her mimar ayrı bir mimarca konuşuyor” diyordum. Kırk yıl öncesinde olduğu gibi bugün de mesleki kavramların, terimlerin, sözcüklerin derlenip toplanmasında yarar olduğu düşüncesindeyim. Aksi takdirde dil çok yoksulmuş gibi görünüyor. “Türkçe bilim dili midir değil midir?” diye hep tartışılır. İşte, siz neyiniz var, neyiniz yok farkında değilseniz, zenginliklerinizin bilincinde değilseniz, bunları kayıt altına almazsanız kendinizi yoksul sanırsınız. Türkçe bilim dilidir, bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kimse bahaneler üretmesin; yani kişi kendi zenginliğinin farkında değilse, bunu bilmiyorsa, bunu iyi kullanamıyorsa, o kendi hatasıdır; Türkçe’nin hatası değildir. Kullandığımız bilgileri kayıt altına aldığımız, yazdığımız zaman Türkçe zenginliğe kavuşmuş olur. Mimarlık mesleğini de ana dilimizle konuşuyoruz, kullanılan pek çok kelimenin Türkçe karşılığı var, eğer Türkçesini bilmediğiniz için “binanın içi” yerine “enteriyör” diyorsanız bu tuhaf bir durumdur. Bu bakımdan sözcüklerin derlenmesi çok yararlı oldu, üstelik ben dilde var olmayan hiçbir şeyi yaratmaya çalışmadım, kısacası uydurmadım, bir takım sözcüklerin yerine yenilerini koymaya çalışmadım, yalnızca var olanları derledim. Onların anlamlarını, İngilizce’deki, Fransızca’daki karşılıklarını bulmaya çalıştım.

Benim için bu çalışmanın keyifli yanlarından biri de bugün 25-30 yıllık mimarların bile “yıllar önce sizin sözlüğünüzden yararlandık” demesi.

YKE: Ben de sözlüğü kullananlardan biriyim. Ben de okulun birinci sınıfında almıştım, her yeni baskıyla ben de sözlüğü yeniliyorum. Güncel olana başvuruyorum.

DH: Siz doğrusunu yapıyorsunuz, çünkü karşılaştığım çok kimse, bende birinci baskısı var ya da bende ikinci baskısı var diyorlar. Eğer hatıra diye saklayacaksanız bir şey diyemem ama kullanmak içinse onları atmak lazım. Terminoloji ve teknoloji o kadar değişti ki bu geçen 40 yıllık süre içinde… Yeni kavramlar geldi, yeni buluşlar oldu, yeni malzemeler üretildi, yeni alanlar açıldı. Düşündüğünüz zaman bunların hiçbiri o eski sözlüklerde yok.

Her seferinde 3 bin baskı yapıldı, bugünlerde 11. baskıyı yayımladık, demek ki şu an yaklaşık 30 bin kişinin evinde, kitaplığında bu sözlük var. Bu rakam aslında eksik, çünkü geçen yıl fotokopicilerin marifetiyle sözlüğün korsan baskılarının Konya’da, Kıbrıs’ta yapıldığını öğrendik, hatta örneğini bulduk. Onların da benim gayri resmi yayıncılarım ve dağıtımcılarım olduğunu düşünürsek epeyce bir adet oldu.

Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü/Doğan Hasol/YEM Yay.
Mimarlık Cep Sözlüğü/Doğan Hasol/YEM Yay.