| Dördüncü Güç : Futbol |
Kaynak :
03.08.2006 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Yasama, yürütme, yargı… 3 büyük güç… Bunlara çoğu zaman “basın”, belki şimdiki genel deyişle “medya” eklenmek istenir. Ancak bence, futbol medyadan daha etkin hale geldi. Zaman zaman medyayı bile futbol yönlendirir oldu. Dünya Kupası sırasında örneklerini gördüğümüz gibi, siyaset yazarlarının pek çoğu köşelerinde hep futbol yazdılar. Gazeteler, televizyonlar giderek futbola daha çok yer verir oldular. Spor (futbol) gazetelerinin sayıları giderek artıyor. Futbol yalnızca medyayı etkilemekle kalmıyor, başka alanlarda da kendini gösteriyor. Örneğin siyasette. Pek çok siyaset adamı Kupa sırasında Almanya’da statlarda, tribünlerde, TV’de kendilerini göstermek üzere yarıştılar. Zidane – Materazzi olayı bile politik boyutlar kazandı. Geçen hafta birkaç gün Paris’teydim. Olayın Zidane odaklı olarak nasıl yayıldığını daha yakından gördüm. Sahada yaşanan, aslında, yaşanmaması gereken bir olaydan çeşitli amaçlarla nasıl yararlanılabildiğini yakından izledim. Fransız ulusal takımı Fransa’nın eski sömürge ve dominyonlarından gelmiş ailelerin çocuklarından oluşuyordu. Kısa bir süre öncesine kadar ulusal takımlarının derleme, yani saf kan Fransızlardan kurulu olmadığını dillerine dolayan aşırı sağcı kesim bile neredeyse, Zidane ile gurur duymaya başlamış. Gösterişe, övünmeye, kahramanlar, ilahlar yaratmaya meraklı Fransızların De Gaulle’den sonraki yeni ilahı artık Zineddine Zidane. Dünya politika arenasında giderek yalnızlaşan Fransa içte ve dışta görkemini yeni ikonuyla sürdürmeye çabalıyor; hem Zidane, hem de sağladığı dünya ikinciliğiyle futboldan medet umuyor. Ulusal takımın kuruluşu Fransa’nın bugün izlemekte olduğu, anayasal vatandaşlığa dayalı bir ulus oluşturma politikasıyla örtüşür şekilde kurulmuştu. Onun başarılı olması, bir bakıma izlenen politikanın da başarısı anlamına |
geliyor. Son yıllarda Fransa’da boy gösteren başkaldırı olaylarının giderilmesinde bakalım futbol ne denli katalizör olabilecek ?
Görüldüğü gibi futbol olgusu günümüz dünyasında sporun çok dışına taştı. Öylesine bir toplumsal güç kazandı ki medyadan siyasete pek çok alanı etkisi altına alabiliyor. Başka bir yorumla medya da, siyaset de futbol kaynağından beslenmeye yönelmekten geri kalmıyorlar. Futbolu besleyen ve ondan beslenen başka kesimler de var doğal olarak… Futbol böylesine bir toplumsal tutkuyu arkasına alınca, güç, para, her şey futbola yöneliyor. İşte son günlerde İtalya’da ortaya çıkan ve şiddetle cezalandırılan şike skandalları… Şimdi şike konusu bizde de bol bol yazılıp çizilir oldu. Futbol-şike-mafya ilişkileri basında boy boy. Ancak henüz, olayın üzerine gidilmesi doğrultusunda İtalya’dakini örnek alacak ciddi bir kararlılık yok. Mafyaya karşı savaşımda ciddi bir deneyim kazanmış olan İtalya şike konularını çözme konusunda da kararlı görünüyor. Darısı başımıza… Ancak, haklı olanın değil, güçlü olanın haklı sayıldığı günümüzde çözüm zor gibi. Kadının Adı Var 2000 yılının Eylül ayıydı. Bir grup gazeteci-yazar İtalya’nın Treviso kentine, Benetton’un tasarım okulu Fabrica’nın açılışına çağrılmıştık. Grupta Duygu Asena, Refik Durbaş, Pınar Türenç ve kimi genç gazeteciler vardı. Ben mimarlık yazarı olarak çağrılıydım. Akşam davetinde Yunanlılarla aynı masayı paylaşmıştık. Bir Yunanlı bayan gazeteci Duygu Asena’ya ilişkin haberler soruyordu bizden. “Kadının Adı Yok”u okumuştu. Hepimiz şaşıp kaldık : Duygu hemen karşısındaydı. Yunanlı, tanışmanın sevinci içinde hayranlığını dile getiriyordu. Biz gururlandık. Duygu’ya baktım : biraz duygulu, biraz sıkılgan ve çok alçakgönüllüydü. |

