| Eğitimin ve Sporun Perişan Hali |
Kaynak :
11.09.2008 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Okullar açıldı; eğitimdeki sıkıntılar medyada bir kez daha geniş şekilde dile getirildi; Türkiye genç bir nüfusa sahip. Doğal olarak, bu nüfusu iyi yetiştirmek, iyi okutmak gerekiyor. Oysa olanaklar sınırlı; kaynaklar kötü kullanılıyor. “Her aile üç çocuk sahibi olsun” demek kolay. Ancak yeni kuşaklara eğitim ve iş olanaklarının nasıl sağlanacağını da söylemek gerekiyor. Okullarımız sayıca olduğu gibi nitelik bakımından da yetersiz. Okul yapıları çağdaş eğitim ve mimarlık anlayışından çok uzakta. Üstelik çoğu, tutarsız çıkarcı ihale çarkı içinde kötü yapılmış. Birçoğu çürük. Kocaeli depreminin üzerinden dolu dolu dokuz yıl geçtiği halde deprem riskiyle karşı karşıya olan İstanbul’daki okulların birçoğu depreme karşı güçlendirilemedi. Kimi okullar da yapım çalışmaları sürdüğü için açılışa yetiştirilemedi; o okulların öğrencileri başka okullara yönlendirildi ya da eve dönmek zorunda kaldı. Verilen eğitimin düzeyi ise ayrı bir dert; tek sözcükle yürekler acısı. Öğrenciler İlköğretim sonunda iyi bir liseye kapağı atabilmek için çırpınıyorlar. Yapılan yerleştirme sınavları tam bir işkence… Çocuklar ilköğretimin son üç yılını okula ek olarak özel dersanelerde geçirmek zorunda. Okulların işlevi binlerce dersaneye devredilmiş. Bu durumda, okulların gerçekte ne işe yaradığını sorgulamak gerekmez mi? Çarpık düzende, dersane işletenler servet sahibi olurken öğrenci aileleri çaresizlik içinde, bir istismarın bedelini ödemekteler. Sözümona Türkiye’de devlet eliyle eğitim parasız. Devlet okulları bedava, ama çoğu niteliksiz… Öğrencilerin daha iyi eğitim olanaklarına kavuşmaları için aileleri bunun bedelini özel dersanelere ödemek zorundalar. Bu ne biçim parasız eğitim? Lise önündeki benzer yığılma ve çarpık sistem üniversite kapılarında da yürürlülükte. Eğitimdeki perişanlık, ülke çapındaki eğitim ve işgücü planlaması eksikliği gençlerin mutsuzluğuna yol açan etmenlerin başında geliyor. Okullardan çok dersanelerde geçen bir öğrencilik yaşamı… Öğrencilerin hayatını karartan bitmez tükenmez bir yarış… Sonra da kendilerini bekleyen işsizlik… |
Milli Eğitim Bakanlığı’nın aldığı sözümona önlemler eğitimi daha yoğun biçimde dersanelere yönlendiriyor. Böylece sıkıntılar azalmıyor, giderek daha da artıyor.
Bence ekonomistler, devletin vermekle yükümlü olduğu eğitim hizmetinin özel dersanelere devredilmesiyle her yıl velilerin cebinden çıkan toplam bedeli hesaplamalılar. Rakamların çok büyük boyutlarda olduğu açıktır. Bu paralar eğitim adına sistemsiz bir şekilde çarçur ediliyor. Dersane sistemi de tıpkı gecekondu ve dolmuş gibi, ülkemize özgü dahiyane(!) bir buluştur. Gelelim işin spor boyutuna… Yıllar önce spor okullarda yeşerirdi; sporun ve sporcunun kaynağı okullardı. Genç sporcular okul takımlarında yetişir, kulüplere geçerlerdi. Turgay Şeren, Coşkun Özarı, anılarda kalan bu sürecin yaşayan örnekleridir. Artık bu örneklere rastlanamaz. Bir fen lisesinin müdür yardımcısı, bir öğrenci velisini telefonla arayarak ” çocuğunuz okula basketbol topuyla gelmesin; öteki öğrencilerin dikkatini dağıtıyor” demiş. İşte anlayış!.. Böylesine çarpık bir eğitim ortamında spor nasıl gelişsin? Öğrenciler, spor yerine, verimliliği çok tartışmalı okul-dersane arasında koşuşturmakla geçiriyorlar en güzel çağlarını. Ya ”sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” söylemi?.. Atatürk, Cumhuriyet’i gençlere emanet etmişti; gençler bugün dersanelere emanet. |

