Ekonomik Kriz Koşullarında İnşaat Sektörü ve Mimarlık Kaynak : 01.04.2019 - Mimarlık Dergisi -406 | Yazdır

İnşaat sektörü hiç kuşkusuz, genel ekonomiden, ülkenin ekonomik koşullarından bağımsız değildir. Piyasa koşulları, bütün sektörlerde olduğu gibi inşaat sektöründe de geçerlidir. Bir süreden beri ülkemiz ekonomisi için büyüme motoru olarak seçilmiş olan inşaat yoluyla büyüme alternatifi başarısızlığa uğramıştır. Seçilen ekonomik modelin yanlış olduğunu ekonomistler daha başlangıçta açık seçik belirtmişlerdi. Ülke kalkınmasının inşaata dayandırılarak sürdürülmesinin olanaksızlığını hep vurguladılarsa da söylemleri etkisiz kaldı.

Şu sıralar inşaat sektörü zor günler geçiriyor; doğal olarak sektörün aktörleri, mimarlar ve mühendisler de… İlgili meslek odaları da sektörün gidişi konusunda karamsar.

Ülke böyle bir durumla, 1958 yılında ve sonrasında da karşılaşmıştı. Nedeni Başbakan Adnan Menderes’in “İstanbul’un İmarı” tutkusuydu. O tutku Türkiye’ye pahalıya mal olmuş, parasal kaynakların tükenmesi, Hükümeti 1958 devalüasyonuna ve dış borç arayışlarına zorlamıştı. O resmî devalüasyonda bir günde dolar kuru 2.83’den 9.02 TL’ye yükselivermişti.

27 Mayıs 1960’tan sonra Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kurulacak ve yatırımlar planlı ekonomiye göre düzenlenecekti. Planlamak geleceği tasarlamaktır. Sık sık karşılaştığımız ciddi sorunlar genelde, birçok alandaki plansız gidişin doğurduğu sonuçlardır.

Öncelikle ekonomik, sosyal ve fiziksel alanda stratejik planlara ihtiyacımız var. Nüfusun ve ekonomik üretimin ülke çapında dağılımının ve yerleşmesinin bir plan sistemine uygun olarak belirlenmesi gerekir. Aksi halde gidiş, liberalizmin “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” formülüne ayak uydurur. İşte bugün yaşadıklarımız da bu anlayışın sonuçlarıdır.

Plansız Kentleşme

  • Kentsel planlama ve kentsel tasarımın ihmal edilmesiyle karşımıza şu sorunlar çıktı:
  • Plansız başıboş kentleşme, kentlileşememe,
  • Büyük kentlerde nüfus patlaması,
  • Kentlerin yağ lekesi gibi büyümesi.
  • Bütüncül planlama yerine parçacıl planlama ile yoğun ve yüksek yapılaşma,
  • Kişiye, arsa sahibine özel plan değişiklikleri,
  • Arsanın imar haklarıyla artan değerinin kente değil de arsa sahibine ya da girişimciye bırakılması nedeniyle arsa yağması,
  • Arsası uğruna, çevre, tarih, kültür, mimarlık değerlerinin ve yeşilin yok edilmesi,
  • Bozuk kentiçi ulaşım yüzünden zaman, para, emek kaybı, hava ve çevre kirliliği.
Sultanahmet Camisi ve Zeytinburnu gökdelenleri. Yetkililer, İstanbul’un efsanevi siluetini bozduğunu, ancak yapılar bitince fark edebildiler.

Sultanahmet Camisi ve Zeytinburnu gökdelenleri. Yetkililer, İstanbul’un efsanevi siluetini bozduğunu, ancak yapılar bitince fark edebildiler.

Dünyada üretilemeyen tek şey topraktır” denir. Bizde imar durumlarının zorlanması ve bu doğrultuda yapılan plan değişiklikleri sonucunda elde edilen yeni imar hakları ve artırılan inşaat alanlarıyla bir bakıma toprak da üretilmiş olmaktadır. Bütün bunların sonucunda kentlerin yaşanabilir olmaktan uzaklaşması kaçınılmazdır.

Bunun halk dilindeki kısa, fakat özlü anlatımı “Çarpık Kentleşme”dir.

Kentsel Dönüşüm

6306 sayılı yasaya göre kentsel dönüşümün başlangıçtaki amacı, depreme karşı dayanıklı olmayan binaların belirlenip sağlıklı hale getirilmesi şeklindeydi. Kentsel dönüşümün bir plan disiplini içinde ele alınması gerektiği açıktır. Kentlerde ciddi planlama örgütleri kurulmadığı, kurulanlar da İstanbul Metropoliten Planlama Bürosu (İMP) örneğindeki gibi yok edildiği için, spekülatif kazanç hedefli anlayış içinde yapılan abartılı çeşitli plan değişiklikleriyle kentsel dönüşüm de rantsal dönüşüme dönüştü. Sonuçta, konut arzı, talebi çok aşmış, biriken stoklar girişimcilerde, müteahhitlerde konkordatoları ve iflasları körüklemiştir. Bu arada konutlarını bekleyen hak sahipleri de mağdur durumda.

Nişantaşı’ndan Mecidiyeköy’e bakış: Eski Ali Sami Yen Stadı ve Likör Fabrikası arsalarında ölçek dışı kentsel dönüşüm (!)

Nişantaşı’ndan Mecidiyeköy’e bakış: Eski Ali Sami Yen Stadı ve Likör Fabrikası arsalarında ölçek dışı kentsel dönüşüm (!)

Boğaz’ın başlangıcında denizden Beşiktaş’a bakış. Plansızlık ve plan değişiklikleri sonucunda ölçek ve siluet kaybı.

Boğaz’ın başlangıcında denizden Beşiktaş’a bakış. Plansızlık ve plan değişiklikleri sonucunda ölçek ve siluet kaybı.

Çevre ve Şehircilik Bakanı, Şubat’ın son günlerinde, 81 ilde 185.161 riskli bina tespit edildiğini, ancak bunlardan ciddi bir bölümüne henüz dokunulmamış olduğunu açıkladı (1).

Müteahhitler

Müteahhitlik kesimi tümüyle denetimsizdir. Müteahhitlik sıradan bir ticari etkinlik olarak görülmekte, bir Ticaret Odası’na kaydını yaptıran herkes müteahhit olabilmektedir. Bizdeki müteahhit sayısı 330.000’e ulaşmıştır. Bu rakam bütün Avrupa’da 25.000’dir. Bu tutarsızlık da inşaat sektörünü olumsuz yönde etkilemektedir.

Yetki Kargaşası

Temel sorun, yetkili kurumlarca kentsel planlama ve kentsel tasarımın göz ardı edilmesinden ya da yetki dağılımdaki kargaşadan kaynaklanmaktadır: Planlama konusunda belediyelerin yanısıra bazı bakanlıklar, TOKİ, ÖİB, Milli Emlak vb. pek çok kurum resen plan ve plan değişikliği yapma konusunda yetki sahibidir. 2009 yılında Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın düzenlediği geniş katılımlı Kentleşme Şûrası sonucunda, KENTGES adlı yol haritası hazırlanmıştı. KENTGES de kentsel planlamadaki yetki kargaşasını önlemeyi hedefliyordu. Ne var ki, kargaşa hâlâ sürüyor. Sonuç, kent kimliğine, ölçeğine aykırı, tutarsız uygulamalar olmaktadır.

Mega Projeler

Özellikle büyük kentler için, iktidarın çok iddialı, ancak doğruluğu çok tartışılır yol, köprü, tünel, kanal, havalimanı ve şehir hastaneleri gibi mega (!) projeleri söz konusudur. O projelerin bir bölümünün, ölçek ekonomisi türünden yanlış yatırım ve tutarsız finansman modelleriyle ekonomiyi çıkmaza sürüklediği de yaşanan örneklerle görülmektedir. Bunlara, iktidarın İstanbul AKM örneğinde olduğu gibi, mevcut yapıları yıkıp yeniden yapma kararlarını da ekleyebiliriz.

Kamu İhale Yasası

Kamu ihale yasası daha sonra yine değiştirilmediyse son olarak 16 Mayıs 2018 günü değiştirilmişti. Böylece 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu son 16 yıllık dönemde, 187 ayda 186 kez değiştirilmiş oluyor. Bir yasa ortalama ayda bir niçin değiştirilir acaba? “Yasaya göre mi ihale, ihaleye göre mi yasa?” sorusu geliyor akla.

MİMARLIĞA GELİNCE…

Mimarlık, ülkenin ve toplumun yaşadığı serüvenden, ekonomik, politik ve toplumsal gelişmelerden bağımsız değildir. Yukarıda belirtilen bütün bu olumsuz gelişmelerden en çok etkilenen meslek grubu bu ülkenin mimarları olmuştur. Çarpık kentleşmeden en çok onlar yakındıkları halde ilk sorumlu tutulanlar ve suçlananlar onlar olmaktadır. Aslında, mimarlar bu sonucun sorumlusu değil, mağdurlarıdır. Gerçek sorumlular, başta, belediyeleri yöneten yerel yöneticiler ile onları yöneten ve yönlendiren merkezî yöneticilerdir. Kısacası, sorunu politikacılar yaratıyor, çözüm mimarlardan bekleniyor.

İnşaat Sektörü sıkıntıda olunca bunun mimarlığa yansımaması beklenemez. Ne var ki mimarlıkta sıkıntı yalnızca ekonomik krizden ibaret değil. Başta eğitim olmak üzere pek çok sorun söz konusu.

Bugün ülkemizde ciddi bir mimarlık okulu enflasyonu var. YÖK sistemi içindeki mimarlık bölümü sayısı 127 olmuş. Fransa’da bu sayı yalnızca 22. Öte yandan, ABD’de ve AB ülkelerinde mimarlık eğitimi 5 yıldır, bizde ise 4 yıl. Bizde 4 yıllık eğitimi tamamlayanlar bütün meslekî yetkilerle donatılmış olarak mimarlık yapabiliyorlar. Öteki ülkelerde 5 yıllık eğitim ve diploma sonrasında, zorunlu stajlar ve meslekî yetkinlik sınavları söz konusu. Bizim okullarda eğitimin niteliği belirsiz ve denetimsiz, süresi de yukarıda belirtildiği gibi dünya standartlarının altında.

Kamu kesiminde mimarlara iş verme süreci de son yıllarda başkalaştı. Önce müteahhit belirleniyor, mimarı ise müteahhit kendi anlayış ve ölçütlerine göre seçiyor. Önemli yatırımlar için düzenlenmesi gereken mimarlık yarışmaları da artık unutulmuş gibi.

AB kabulüne göre mimarlık, tıp ve hukuk insana yönelik üç meslek dalıdır. AB üyesi ülkelerde mimarlık yasaları ya da Mimarlık Politikaları var. Türkiye’de mimarlığın düzene kavuşması için ciddi bir Mimarlık Politikası metninin meslek kuruluşları ile birlikte hazırlanıp yürürlüğe konması gerekiyor.

Üslup Dayatmaları ve Kopyacı Mimarlık

Son zamanlarda bir başka etmen de, kamu kesiminin “Selçuklu-Osmanlı tarzı mimarlık” türünden, diriltmeci mimarî üslup dayatmalarıdır. Ayrıca, yeni yapılan camiler de klasik Osmanlı camilerinin kopyası. Bunlar dönemleri hakkında yanlış fikir veren yapılardır. Bu tür yaklaşımlar, tarihte de birçok ülkede, özellikle siyasal bunalım dönemlerinde görülmüş, hepsi de başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Mimarlık, bugünün olanaklarından yararlanarak bugünün ihtiyaçlarına uygun eserler vermeli ve yarına miras olarak bugünün eserlerini bırakmalıdır. Aksi halde, ileride insanlar bu dönemde ülkede hiç mimar yaşamamış sanacaklar.

Koruma(ma)

Son dönemde koruma konusunda da bir başarısızlık söz konusu. Plan dışı kimi uygulamalarla kentlerin kimliği, ölçeği, görünümü bozuldu. Yeşil ve doğal değerler alanında olduğu gibi mimarlık varlıkları konusunda da ciddi kayıplarımız oldu.

Anadolu mimari miras bakımından dünyanın en zengin yörelerinden biridir ve bu varlığı korumak bizim yükümlülüğümüzdedir. Ancak koruma, yalnızca tarihî yapıları kapsamaz; mimarî değeri olan çağdaş yapıların da korunması şarttır. Ne var ki son dönemde, özellikle Cumhuriyet döneminin değerli eserlerinden birçoğunun büyük bir duyarsızlıkla yok ediliverdiğine tanık olduk.

Derince’de, eskiye öykünen, sözde diriltmeci anlayışta bir yol üst geçidi… Kubbeleri bile var.

Derince’de, eskiye öykünen, sözde diriltmeci anlayışta bir yol üst geçidi… Kubbeleri bile var.

Galataport projesi uygulamasında denize kazık çakılırken bir gece ansızın yıkılıveren tescilli Karaköy Yolcu Salonu’nun kalıntıları.

Galataport projesi uygulamasında denize kazık çakılırken bir gece ansızın yıkılıveren tescilli Karaköy Yolcu Salonu’nun kalıntıları.

Korumamaya bir örnek: Süleymaniye Camisini perdeleyen Haliç Köprüsü.

Korumamaya bir örnek: Süleymaniye Camisini perdeleyen Haliç Köprüsü.

Özetlersek, günün ekonomik kriz koşullarında İnşaat Sektörü ve Mimarlığın durumu da parlak değil.

1) Sözcü gazetesi haberi, 23.2.2019