Eleştiride Ölçü Kaynak : 21.06.2000 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

İsviçre’de Fransızca yayımlanan Le Temps (zaman) adlı bir gazete var. 17 Haziran Cumartesi günlü sayısında, 2000 Avrupa Futbol Şampiyonasına katılan 16 takımı, futbolcu formalarının estetiğine göre sıralamış. Modacılardan kurulu jüri Belçikalıları birinci, İtalyanları ikinci, Danimarkalıları üçüncü seçerken Türkleri sonuncu ilân etmiş. Olabilir.. Daha sonra, Belçika ile oynadığımız maçta bizimkilerin formasına alıcı gözüyle baktım. Gerçekten de bizim forma estetik bakımdan göz tırmalayıcı nitelikteydi. Ama ne var ki gazetenin Türkiye için yazdıkları, forma eleştirisinin çok dışına taşıyordu.

“Zavallılar, zavallılar, zavallılar” diye başlayan yazı şöyle sürüyordu : “Türklerin kıyafeti jürinin hiç hoşuna gitmedi. Geniş bir Adidas logosu, kırmızı zemin üzerinde üç geniş beyaz bant. Bir zindan hükümlüsünün giysisi gibi biraz. Sanki cezaevinde gözaltında..” Daha sonra kalecinin kıyafeti yine aşağılayıcı bir anlatımla ele alınmış : “Gövde gri mavi, siyah yanlar kollara kadar uzanıyor ve kırmızı zemin üzerinde beş kollu yıldızı kemiren hilalli Türk bayrağı.. Çılgın partilerdeki kasıp kavurucu tişört süslemeleri gibi. Forma kumaşının tarzı, endüstri tasarımından ya da çamaşır bidonlarının deseninden esinlenmiş olmalı. Dahası, bu kıyafetin yanısıra kalecinin, üzeri siyah benekli sarı eldivenleri var. İşte Türkiye Avrupa’ya böyle girdi.”

Evet, kıyafet beğenilmeyebilir, ama eleştiri bu sözlerle mi ifade edilir ? Yazılanlar acaba nereden kaynaklanıyor ? İsterseniz “İsviçrelilerin kuyrukacısı” deyip geçelim.

Ve soralım : Türkiye çeyrek finalde; İsviçre nerede ?

Pazartesi akşamı, yukarıdaki seçime göre birinci ile sonuncu arasındaki savaşımı, küçümsenmeye çalışılan takım kazandı. Türkiye Belçika’yı 2-0 yenerek bir Avrupa şampiyonasında ilk kez çeyrek finale kaldı. Şimdi Türkiye’de herkes antrenör Mustafa Denizli’yi ve futbolcuları överek göklere çıkarıyor. Oysa daha birkaç gün öncesine kadar İtalya yenilgisi ve İsveç beraberliği nedeniyle başta Denizli olmak üzere hepsi ipe çekilmekteydi. Doğal ki eleştiri her zaman olabilirdi, ama yazılanlar yukarıdaki örnekte anlattığımız İsviçrelininki kadar sportmenlik dışı ve acımasızdı.

Biz adam asmayı, yargısız infazı severiz. “Sallandır ikisini Sultanahmet Meydanı’nda, bak bir daha yaparlar mı ?” deyişi bizim toplumumuzun yaygın anlayışı değil midir ? Mustafa Denizli Belçika galibiyetiyle ipten döndü. Uçuk basınımız yazdıklarını daha mürekkebi kurumadan unutuverdi. Şimdi kendisine övgüler düzüyor.

Galatasaray’dan sonra bu kez de Milli Takım ulaştığı noktayla, Türkiye’de ve dışarıda yaşayan yurttaşlarımıza başarının gururunu tattırdı. Şimdi futbolda Avrupa’nın ilk 8 ulusal takımı arasındayız. Türkiye’nin, cumartesi akşamı Portekiz’i yenerek ilk 4’ün arasına girmesini diliyorum.

Başarı başarıyı getirir. Alınan iyi sonuçların toplumumuzun özgüven kazanmasına ve başarıya kenetlenmesine yarayacağı kuşkusuz. İşte sporun gücü.. Haydi çocuklar..