| Enflasyonla kardeş olmuş ülke: Breziya-1 Sokak çeteleri kol geziyor |
Kaynak :
20.02.1989 -
Milliyet
|
Yazdır
|
|
YAŞAYABİLMEK İÇİN İŞİ SOKAK SOYGUNCULUĞUNA KADAR GÖTÜRMÜŞLER Başlarken ![]() Süpermarketlerde bazen sabah ayrı, akşam ayrı zam geliyor. Böylece etiketler günde 2 defa değiştiriliyor. Yüzde 1400 enflasyon ve 120 milyar dolar dış borç içinde yaşayan halk, “İnceldiği yerden kopsun” deyip kendini sambaya vurmuş
BİZLER kışı yaşarken biliyoruz ki, Brezilya’da yaz… Brezilya geniş doğal kaynaklara sahip, değişik ırk ve halkların oluşturduğu 141 milyon nüfuslu bir ülke… Nüfus artışı bizimki gibi hızlı. 8.512.000 km alanıyla Güney Amerika kıtasının yarısını kaplıyor. Başka, bir deyişle toprağı, Rusya dışında kalan bütün Avrupa’dan daha büyük. Dünyada Rusya, Kanada, Çin ve ABD’den sonra en geniş toprağa sahip, Ekvador ve Şili dışında bütün Güney Amerika ülkeleriyle ortak sınırı var. Brezilya topraklarının yüzde 93’ü güney yarımkürede bulunuyor. Bu nedenle de mevsimler, biz kuzey yarımküredekilerin tam tersi. Bizde kış orada yaz, bizde sonbahar orada ilkbahar. Ama ülke o kadar geniş ki, kendi içinde bile mevsim farkları çok büyük. İlk Portekiz denizcileri buraya ulaştığında tarih 1500 yılını gösteriyormuş. İnsanın içini ısıtan ılık, güneşli bir cumartesi sabahı Rio Havaalanı’na iniyoruz. Katılacağım toplantının (Uluslararası Yapı Merkezleri Birliği UICB’nin yıllık toplantısı) seyahat acentesi adına bizi havaalanında karşılayacaklar. Dört kişiyiz: Eşim Hayzuran , Yavuz ve Göksel Zeytinoğlu ve ben. Bekliyoruz. Bu arada bir delikanlı yaklaşıyor yanımıza ve para değiştirmemizi öneriyor. Resmi kur dolar başına 540 cruzado, oysa valizlerimizi taşıyan hamal 650 cruzado önermişti. Parası sağlam olmayan ülkelerde yabancıların karşılaştıkları ilk olgu.
Sonunda rehberimizi buluyoruz, Bütün rehberler gibi yol boyunca hep anlatıyor, en çok da enflasyondan yakınıyor. Aylık enflasyon yüzde 25-30 arasıymış. Ücretler enflasyon kadar olmasa bile her ay yükseltiliyormuş. Favelalarda (Brezilya tipi gecekondular), hırsızIık, uyuşturucu kol geziyormuş. Bunları, sonradan da gördüğümüz gibi, turistleri korumak için bir sistem içinde, açık seçik anlatıyor. “Favelalara gidip, burada yaşayanları görebilir miyiz?” diyorum. “Tavsiye etmem” bile demiyor; kısaca “Gidemezsiniz” diye yanıtlıyor. Taksiyle şehre doğru ilerliyoruz. Bir yanda ışıl ışıl bir deniz, sonra göl (denizkulağı), öte yanda birdenbire yükselerek şehri kuşatan dağlar. Bir tünelden geçerek Rio’nun merkezine ulaşıyoruz. Yamaçlar genellikle yemyeşil. Aslında şehir çok yeşil. Buralarda gecekondu çok az… “Favelalarda suç oranı çok yüksek olduğundan, polisin de suçluyu izlemesi zor olacağı için yamaçların gecekondularla dolmasına pek göz yummamışlar.” Bu, rehberimizin açıklaması. Ama bana sorarsanız, Rio’yu Rio yapan bu tepelerin gecekondularla dolmasını şehircilik bakımından sakıncalı gördükleri için engellemişler. Bizim Ankara’da, İzmir’de, İstanbul’da düştüğümüz hatalara düşmemişler. (Daha sonra bu tepelerden bazılarında toprak kayması olduğunu öğreneceğim.)
|
RİO GİYSİLERİ Çok canlı bir ilkbahar günü, plajlar dolu, her yer cıvıl cıvıl… Deniz Kilyos’taki gibi iri dalgalı. Ne de olsa Atlas Okyanusu. Yeşilimsi bir su. Plajda insanlar sere serpe… En ilginç görüntü kadınların mayoları. Bu Türkiye’de sözünü çok duyduğumuz tanga bile değil. Önde küçük bir üçgen arkada mayo yerine yalnızca bir çift kalça. Bu Rio’nun klasik deniz giysisi haline gelmiş olsa gerek. Çünkü daha sonra televizyonda gösterilen ve Rio’yu tanıtan turizm filmlerinde de çikolata tenli güzel kızlar hep bu küçücük giysiyle atlayıp sıçrıyorlar. İnsanlar yalnızca plajda o kıyafetle değil, çevredeki sokaklarda da öyle. Hafif giyim Rio’da yaşamın bir parçası olmuş. Öğlende küçük bir balık lokantasına giriyoruz. Güzel bir yemek yiyoruz; ancak cruzadomuz yok, dolar veriyoruz. 1 doları 700 cruzado sayıyorlar. “Havaalanına göre burada kur biraz daha farklı” diyorum. Lokantadan sonra Copa Cabana boyunca bir yürüyüşe çıkıyoruz. Sağda boydan boya kıvrılarak giden kumsal… Tümüyle halka açık. İnsanlar sere serpe, güneşli bir cumartesinin keyfini yaşıyorlar. Ne enflasyon, ne geçim derdi… Güneş, deniz, sörf, güzel insanlar… Solda yol boyunca görkemli bir yapılar dizisi: Büyük oteller, kaldırım lokantaları, kaldırım kahveleri. Her yer insanla dolu, büyük bir canlılık. Yorulup bir kaldırım kahvesinde biraz nefeslenmek istiyoruz. Çevrede basit turistik eşya satıcıları, dilenciler… Birisi masamıza tadımlık fıstık bırakıyor. Beğenirsek alacağız. Bir kadın, kucağında çikolata rengi çırılçıplak bir çocukla dileniyor. Kahveden ayrılırken birkaç çocuk masamıza üşüşüyor. Birtanesi bıraktığımız dondurmayı bitirmeye koyuluyor. Garsonların satıcılara olduğu gibi bunlara da herhangi bir tepkisi yok. Para değiştirmemiz gerekiyor, arka caddelere geçiyoruz. Cumartesi öğleden sonra olduğu için mağazaların büyük bir bölümü kapalı. Yanımıza birisi yaklaşıyor: “Cambiare … “ İtalyanca konuşuyor. Nedense dünyanın pek çok yerinde para değiştirenlerin hep İtalyanca konuştuklarına tanık oldum. Anımsadığım kadarıyla bu, Çekoslovakya’da da böyleydi. Romanya’da da. 1 dolara 800 cruzado vereceğini söylüyor (resmi kur hep 540) ve bizi yakındaki küçük bir dükkana doğru yönlendiriyor. Sözde bir turizm bürosu. Çalışan gencecik insanlar, gürültülü bir şekilde bir yandan şakalaşıyorlar bir yandan da para işi yapıyorlar. Para değiştirmeye gelmiş başka müşteriler de var. Bizden aldıkları dolarlara, miktarı gösteren bir pusula iliştirip bir mandala tutturuyorlar ve paralar hayret dolu bakışlarımız arasında tavandaki bir küçük deliğe doğru yol alıyor. Soyguna karşı çok etkin bir önlem… Biraz sonra aynı delikten bir paket halinde cruzadolarımız iniyor. Saymadan bize uzatıyorlar. Kocaman bir paket halindeki parayı saymak zaten mümkün değil. Çarptırmamak için sıkı sıkı tutup bir an önce otele dönüyoruz. Yola çıkmadan birkaç gün önce bizim gazetelerden birinde bir köşe yazarı Brezilya’yla ilgili olarak şunları söylüyordu: Resmi kurda 460 cruzado = 1 dolar. Bir de paralel kur var: 770 cruzado = 1 dolar. Vay vay vay… Rio’nun Tahtakalesi zahir bu paralel kur. Ve ne de sık değişiyor. Manchete Economia programı bitmeden önce cruzado paldır küldür düşüyor. Ekranda rakamların flaşı… Bir yanıp bir sönüyor. 780 cruzado = 1 dolar. 790 cruzado = 1 dolar. Yazıda başka neler anlatıldığını anımsamıyorum. Yalnızca parayla ilgili bölümü kesip yanıma almışım. SOYGUN Pazar sabahı… Dışarıdan plaj sesleri gelirken biz Rio Palace Oteli’nin denize bakan bir salonunda toplantı yapıyoruz. Biraz sonra gürültü müziğe dönüşüyor. Hepimiz ne olduğunu anlamak için terasa çıkıyoruz. Bisikletler üzerinde, rengârenk giyinmiş genç insanlar, vurmalı sazlar (davul, sopalarla vurulan tef benzeri aletler) eşliğinde büyük bir coşkuyla geçiyorlar. Kaldırımdaki insanlar bunlara katılmakta gecikmiyor. Şimdi sokakta samba, samba, samba… Siyah Orfe tarzı bir müzik. Aynı dinamizm, aynı canlılık. Gerçekten çok canlı, çok renkli… Toplantının sekreteri olan Riolu genç hanım, bu geçişin bir futbol takımını desteklemek için yapıldığını söylüyor. Herhalde bir kulübü desteklemenin en hoş şekli bu olmalı. Ben toplantıya girerken eşimle iki arkadışımız otel çevresinde şöyle bir gezinti yapmayı tasarlıyorlardı. Önce Rio’nun yine ünlü plajlarından biri olan İpanema boyunca yürümüşler. İpanema, Rio’nun en zengin mahallelerinden biri. Sonra bir süre çevrede dolaşmışlar. Hippi pazarına bile gitmişler. Otele dönmek üzereyken İpanema’da plaj giyimli on, on beş genç çevrelerini sarmış. İçlerinden biri eşimin boynundaki altın zinciri kopararak almış. Biri engel olmak istemiş, çevredeki kişiler bunun doğru olmayacağını belirterek engellemişler. Bizimkiler otele doğru yöneldikleri sırada ikinci bir saldırıya uğramışlar. Bu kez arkadaşımız fotoğraf makinesini korumaya çalışırken, pantolon cebindeki cüzdanını zorla almışlar. Çekişme sırasında cüzdan yere düşmüş, paralar kısmen saçılmış bizimkiler hiçbirini kurtaramamış. Saldıranlar hepsini kaparak kaçmışlar. İş bununla da kalmıyor. Biraz sonra otele yüz metre kadar bir uzaklıkta aynı gençlerin üçüncü saldırısına hedef oluyorlar. Bu kez bir köstekli cep saati karşı tarafa geçiyor. O ana kadar saldırıları hiçbir rnüdahale bulunmadan seyreden -doğru dürüst- bazı kişiler bizimkilerin bir apartrnan binasının girişine sığınmasını ve sonra da çağırdıkları bir taksiyi apartman kapısına iyice yanaştırarak otele sağ salim gelmelerini sağlıyorlar. Taksi çağrıldığında gençler karşı kaldırımda avlarına karşı yeni bir saldırı hazırlığı içindeymişler. Otelde öyküyü dehşet içinde dinledim. Kaybımız korkunç değil, ama yine de keyfimiz kaçıyor … |




