Enflasyonla kardeş olmuş ülke: Breziya-1 Sokak çeteleri kol geziyor Kaynak : 20.02.1989 - Milliyet | Yazdır

YAŞAYABİLMEK İÇİN İŞİ SOKAK SOYGUNCULUĞUNA KADAR GÖTÜRMÜŞLER

Başlarken
ULUSLARARASI Yapı Merkezleri Birliği’nin,yıllık toplantısı için Rio’ya gittim. Tabii bu yeterli bir neden değil yazmak için. Asıl önemli olan Brezilya ‘nın çeşitli yönleriyle pek  çok ülkeden farklı oluşu. Çok  büyük topraklara sahip tropikal bir ülke. Nüfusu, tarihsel verileri, yaşam biçimi, iklimi, bitki ve hayvan örtüsüyle dünyanın öteki ülkelerinden çok farklı. Bir yanda çok gelişmiş şehirler, örneğin 21’inci yüzyılın şehri diye anılan, modern mimarlığın kilomet­re taşlarından biri yeni baş­kent Brasilia. Öte yandan da en ilkel biçimde yaşayan Kı­zılderili topluluklar. Bir yan­dan büyük zenginlikler, öte yandan  sefalet mahalleleri ”favela”lar. Bir yanda koyu bir sefalet, öte yanda samba, renk ve müzik cümbüşü kar­navallar. Brezilya dış borçta 120 milyar, dolarla dünya ikincisi. Yüzde 1400 -eğer bugün yükselmemişse- yıllık enflasyon.


Süpermarketlerde bazen sabah ayrı, akşam ayrı zam geliyor. Böylece etiketler günde 2 defa değiştiriliyor.

Yüzde 1400 enflasyon ve 120 milyar dolar dış borç içinde yaşayan halk, “İnceldiği yerden kopsun” deyip kendini sambaya vurmuş

BİZLER kışı yaşarken biliyoruz ki, Brezilya’da yaz… Brezilya geniş doğal kaynaklara sahip, değişik ırk ve halkların oluş­turduğu 141 milyon nüfuslu bir ülke… Nüfus artışı bizimki gibi hızlı. 8.512.000 km ala­nıyla Güney Amerika kıtasının yarısını kaplıyor. Başka, bir de­yişle toprağı, Rusya dışında kalan bütün Av­rupa’dan daha büyük. Dünyada Rusya, Kana­da, Çin ve ABD’den sonra en geniş toprağa sahip, Ekvador ve Şili dışında bütün Güney Amerika ülkeleriyle ortak sınırı var. Brezilya topraklarının yüzde 93’ü güney yarımkürede bulunuyor. Bu nedenle de mevsimler, biz ku­zey yarımküredekilerin tam tersi. Bizde kış orada yaz, bizde sonbahar orada ilkbahar. Ama ülke o kadar geniş ki, kendi içinde bile mevsim farkları çok büyük. İlk Portekiz deniz­cileri buraya ulaştığında tarih 1500 yılını gösteriyormuş.

İnsanın içini ısıtan ılık, güneşli bir cumar­tesi sabahı Rio Havaalanı’na iniyoruz. Katıla­cağım toplantının (Uluslararası Yapı Merkez­leri Birliği UICB’nin yıllık toplantısı) seyahat acentesi adına bizi havaalanında karşılayacak­lar. Dört kişiyiz: Eşim Hayzuran , Yavuz ve Gök­sel Zeytinoğlu ve ben. Bekliyoruz. Bu arada bir delikanlı yaklaşıyor yanımıza ve para de­ğiştirmemizi öneriyor. Resmi kur dolar başı­na 540 cruzado, oysa valizlerimizi taşıyan ha­mal 650 cruzado önermişti. Parası sağlam ol­mayan ülkelerde yabancıların karşılaştıkları ilk olgu. 


Favelalar, Rio’nun gecekondu mahalleleri, buralara gidip yaşayanları görmek tavsiye edilmiyor.

Sonunda rehberimizi buluyoruz, Bütün rehberler gibi yol boyunca hep anlatıyor, en çok da enflasyondan yakınıyor. Aylık enflasyon yüzde 25-30 arasıymış. Ücretler enflasyon kadar olmasa bile her ay yükseltiliyormuş. Favelalarda (Brezilya tipi gecekondular), hırsız­Iık, uyuşturucu kol geziyormuş. Bunları, son­radan da gördüğümüz gibi, turistleri korumak için bir sistem içinde, açık seçik anlatıyor. “Favelalara gidip, burada yaşayanları görebilir miyiz?” diyorum. “Tavsiye etmem” bile demiyor; kısaca “Gidemezsiniz” diye yanıtlıyor. Taksiyle şehre doğru ilerliyoruz. Bir yanda ışıl ışıl bir deniz, sonra göl (denizkulağı), öte yan­da birdenbire yükselerek şehri kuşatan dağlar. Bir tünelden geçerek Rio’nun merkezine ulaşıyoruz. Yamaçlar genellikle yemyeşil. Aslında şehir çok yeşil. Buralarda gecekondu çok az… “Favelalarda suç oranı çok yüksek ol­duğundan, polisin de suçluyu izlemesi zor ola­cağı için yamaçların gecekondularla dolma­sına pek göz yummamışlar.” Bu, rehberimizin açıklaması. Ama bana sorarsanız, Rio’yu Rio yapan bu tepelerin gecekondularla dolmasını şehircilik bakımından sakıncalı gördükleri için engellemişler. Bizim Ankara’da, İzmir’de, İstanbul’da düştüğümüz hatalara düşmemişler. (Daha sonra bu tepelerden ba­zılarında toprak kayması olduğunu öğreneceğim.)


RİO GİYSİLERİ

Çok canlı bir ilkbahar günü, plajlar dolu, her yer cıvıl cıvıl… Deniz Kilyos’taki gibi iri dal­galı. Ne de olsa Atlas Okyanusu. Yeşilimsi bir su. Plajda insanlar sere serpe… En ilginç gö­rüntü kadınların mayoları. Bu Türkiye’de sö­zünü çok duyduğumuz tanga bile değil. Önde­ küçük bir üçgen arkada mayo yerine yal­nızca bir çift kalça. Bu Rio’nun klasik deniz giysisi haline gelmiş olsa gerek. Çünkü daha sonra televizyonda gösterilen ve Rio’yu ta­nıtan turizm filmlerinde de çikolata tenli gü­zel kızlar hep bu küçücük giysiyle atlayıp sıç­rıyorlar.

İnsanlar yalnızca plajda o kıyafetle değil, çevredeki sokaklarda da öyle. Hafif giyim Rio’da yaşamın bir parçası olmuş. Öğlende küçük bir balık lokantasına giri­yoruz. Güzel bir yemek yiyoruz; ancak cruza­domuz yok, dolar veriyoruz. 1 doları 700 cru­zado sayıyorlar. “Havaalanına göre burada kur biraz daha farklı” diyorum.

Lokantadan sonra Copa Cabana boyunca bir yürüyüşe çıkıyoruz. Sağda boydan boya kıvrılarak giden kumsal… Tümüyle halka açık. İnsanlar sere serpe, güneşli bir cumartesinin keyfini yaşıyorlar. Ne enflasyon, ne geçim derdi… Güneş, deniz, sörf, güzel insanlar… Sol­da yol boyunca görkemli bir yapılar dizisi: Bü­yük oteller, kaldırım lokantaları, kaldırım kah­veleri. Her yer insanla dolu, büyük bir canlılık. Yorulup bir kaldırım kahvesinde biraz ne­feslenmek istiyoruz. Çevrede basit turistik eşya satıcıları, dilenciler… Birisi masamıza ta­dımlık fıstık bırakıyor. Beğenirsek alacağız. Bir kadın, kucağında çikolata rengi çırılçıplak bir çocukla dileniyor. Kahveden ayrılırken bir­kaç çocuk masamıza üşüşüyor. Birtanesi bı­raktığımız dondurmayı bitirmeye koyuluyor. Garsonların satıcılara olduğu gibi bunlara da herhangi bir tepkisi yok.

Para değiştirmemiz gerekiyor, arka cadde­lere geçiyoruz. Cumartesi öğleden sonra ol­duğu için mağazaların büyük bir bölümü ka­palı. Yanımıza birisi yaklaşıyor: “Cambiare … “ İtalyanca konuşuyor. Nedense dünyanın pek çok yerinde para değiştirenlerin hep İtalyan­ca konuştuklarına tanık oldum. Anımsadığım kadarıyla bu, Çekoslovakya’da da böyleydi. Romanya’da da. 1 dolara 800 cruzado vereceğini söylüyor (resmi kur hep 540) ve bizi yakındaki küçük bir dükkana doğru yönlendiri­yor. Sözde bir turizm bürosu. Çalışan gencecik insanlar, gürültülü bir şekilde bir yandan şakalaşıyorlar bir yandan da para işi yapıyor­lar. Para değiştirmeye gelmiş başka müşte­riler de var.

Bizden aldıkları dolarlara, miktarı göste­ren bir pusula iliştirip bir mandala tutturuyor­lar ve paralar hayret dolu bakışlarımız arasında tavandaki bir küçük deliğe doğru yol alıyor. Soyguna karşı çok etkin bir önlem… Biraz son­ra aynı delikten bir paket halinde cruzadola­rımız iniyor. Saymadan bize uzatıyorlar. Ko­caman bir paket halindeki parayı saymak za­ten mümkün değil. Çarptırmamak için sıkı sıkı tutup bir an önce otele dönüyoruz. Yola çıkmadan birkaç gün önce bizim ga­zetelerden birinde bir köşe yazarı Brezilya’yla ilgili olarak şunları söylüyordu: Resmi kurda 460 cruzado = 1 dolar. Bir de paralel kur var: 770 cruzado = 1 dolar. Vay vay vay…

Rio’nun Tahtakalesi zahir bu paralel kur. Ve ne de sık değişiyor. Manchete Economia programı bitmeden önce cruzado paldır kül­dür düşüyor. Ekranda rakamların flaşı… Bir yanıp bir sönüyor.

780 cruzado = 1 dolar.

790 cruzado = 1 dolar.

Yazıda başka neler anlatıldığını anımsamı­yorum. Yalnızca parayla ilgili bölümü kesip ya­nıma almışım.

SOYGUN

Pazar sabahı… Dışarıdan plaj sesleri ge­lirken biz Rio Palace Oteli’nin denize bakan bir salonunda toplantı yapıyoruz. Biraz son­ra gürültü müziğe dönüşüyor. Hepimiz ne ol­duğunu anlamak için terasa çıkıyoruz. Bisikletler üzerinde, rengârenk giyinmiş genç in­sanlar, vurmalı sazlar (davul, sopalarla vuru­lan tef benzeri aletler) eşliğinde büyük bir coşkuyla geçiyorlar. Kaldırımdaki insanlar bun­lara katılmakta gecikmiyor. Şimdi sokakta samba, samba, samba… Siyah Orfe tarzı bir müzik. Aynı dinamizm, aynı canlılık. Gerçekten çok canlı, çok renkli… Toplantının sekreteri olan Riolu genç hanım, bu geçişin bir futbol takımını desteklemek için yapıldığını söy­lüyor. Herhalde bir kulübü desteklemenin en hoş şekli bu olmalı.

Ben toplantıya girerken eşimle iki arkadışımız otel çevresinde şöyle bir gezinti yapma­yı tasarlıyorlardı. Önce Rio’nun yine ünlü plajlarından biri olan İpanema boyunca yürümüş­ler. İpanema, Rio’nun en zengin mahallelerin­den biri. Sonra bir süre çevrede dolaşmışlar. Hippi pazarına bile gitmişler. Otele dönmek üzereyken İpanema’da plaj giyimli on, on beş genç çevrelerini sarmış. İçlerinden biri eşimin boynundaki altın zinciri kopararak almış. Biri engel olmak istemiş, çevredeki kişiler bunun doğru olmayacağını belirterek engelle­mişler. Bizimkiler otele doğru yöneldikleri sı­rada ikinci bir saldırıya uğramışlar. Bu kez ar­kadaşımız fotoğraf makinesini korumaya ça­lışırken, pantolon cebindeki cüzdanını zorla almışlar. Çekişme sırasında cüzdan yere düş­müş, paralar kısmen saçılmış bizimkiler hiç­birini kurtaramamış. Saldıranlar hepsini kaparak kaçmışlar. İş bununla da kalmıyor. Biraz sonra otele yüz metre kadar bir uzaklıkta aynı gençlerin üçüncü saldırısına hedef oluyorlar. Bu kez bir köstekli cep saati karşı tarafa geçiyor. O ana kadar saldırıları hiçbir rnüda­hale bulunmadan seyreden -doğru dürüst- ­bazı kişiler bizimkilerin bir apartrnan binasının girişine sığınmasını ve sonra da çağırdıkları bir taksiyi apartman kapısına iyice yanaş­tırarak otele sağ salim gelmelerini sağlıyorlar. Taksi çağrıldığında gençler karşı kaldırımda avlarına karşı yeni bir saldırı hazırlığı için­deymişler. Otelde öyküyü dehşet içinde din­ledim. Kaybımız korkunç değil, ama yine de keyfimiz kaçıyor …