FİFA 2002 Dünya Kupasından İzlenimler Kaynak : 19.06.2002 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

FİFA Dünya Kupasında Japonya’yı da yenerek çeyrek finale kaldık. Yakaladığımız büyük başarının süreceğini düşünüyorum.

İlk turda oynadığımız iki maç sonrasında sinirler iyice gerilmişti. Takım kendisini ancak üçüncü maçta, Çin maçında gösterebildi. Aslında, Kosta Rika maçında daha başarılı olabilirdik. Olmalıydık… O maçtan sonra, İstanbul’da yaşayan bir Alman dostuma, “bizim takım çok iyi” dedim. Yanıtı,”evet ama, ne oyuncular bunun farkındalar, ne de antrenör” oldu.

Basınla didişmeler… Oyuncuların da katıldıkları basın toplantıları… Saldırgan demeçler… Artık hepsinin gerilerde kalmasını diliyoruz. Biz zaten çok konuşan, çekişmeyi, çatışmayı seven, sabırsız bir toplumuz. Zamanlı zamansız konuşuruz. Medya da tutarlı tutarsız eleştirir. Buna karşılık, takımın başındaki teknik adamın görevi medya ile polemiğe girmek, oyuncuları çatışmanın içine çekmek değil, aksine onları, olabildiğince bunların dışında tutmak ve işine bakmak olmalı. Verilecek en iyi yanıt, “başarı”yla olur.

Türkiye – Kosta Rika maçı sırasında Danimarka yolundaydım. Pilot, golümüzü anons etti. Büyük bir alkış koptu uçakta… Maç bitince de sonucu bildirdi. Bu kez, heyecanlı bekleyişin yerini derin bir sessizlik aldı. O sessizlikte, Kosta Rika’ya ilişkin bir tanıklığımı anımsadım.

1988 yılında kızımın diploma töreninde bulunmak üzere Boston’daydım. Aynı tören sırasında üç önemli kişiye Harvard Üniversitesi’nce onursal doktorluk diploması verildi. Bunlardan biri Fransa’nın eski cumhurbaşkanı Giscard d’Estaing, ikincisi Kosta Rika cumhurbaşkanı Oscar Arias Sanchez idi, üçüncüsünü tam olarak anımsayamıyorum. Üçü de cüppelerini giyip belgelerini aldıktan sonra büyük kalabalığın önünde kısa birer konuşma yaparak düşünce ve duygularını dile getirdiler.

Orta Amerika barışını gerçekleştirenlerin başındaki kişi olarak 1987 Nobel Barış Ödülünü de kazanmış olan Arias şöyle diyordu :

“Orta Amerika barışı için, önce kendi ülkemizde iç barışı kurduk. Daha sonra sıra çevremizdeki barışa geldi. Komşularımızla sorunlarımızı ortadan kaldırarak dost olduk. Barış sağlanınca askere gerek kalmadı. Bugün ülkemdeki toplam asker sayısı, okul sayısından daha azdır.” Törenden sonra Arias’a yaklaşıp ayaküstü konuşmak olanağını buldum. İlk kez, askerinin azlığıyla övünen bir cumhurbaşkanı görüyordum. İşte rakiplerimiz o ülkenin çocuklarıydı.

Danimarka’nın Fransa’yı yendiği maçın coşkusunu Danimarkalı dostlarımızla birlikte yaşadık. Büyük bir coşkuydu. Kırmızı – beyazlı formalar ve bayraklarla gençler Kopenhag sokaklarına dökülerek bir gururu olabildiğince büyük tatlarla yudumlamaya çalıştılar. Dünya kupası coşkusu her yerde görülüyordu. Havalimanı terminaline çok büyük bir pano yerleştirmişler. Panoda, Danimarka Ulusal Takımı antrenörü Morten Olsen’in bütün zamanları kapsayacak şekilde seçtiği, “Dünya Kupaları Rüya Takımı”na oyuncuların büyük boy fotoğraflarıyla yer verilmiş. Futbolcular sahada oynuyorlar gibi sunulmuş. Olsen’in kurduğu rüya takımı şöyle : Schmeichel (Danimarka), Beckenbauer (Almanya), Baresi (İtalya), Junior (Brezilya), Maldini (İtalya), Platini (Fransa), Rivelino (Brezilya), Cruyff (Hollanda), Garrincha (Brezilya), Maradona (Arjantin), Pele (Brezilya).

Görüldüğü gibi 11 kişilik takımda 4 Brezilyalı, 2 İtalyan oyuncuya yer vermiş Molten. Danimarka, Almanya, Fransa, Hollanda, Arjantin’den de birer oyuncu var. Bu ülkelerden yalnızca ikisi bugün çeyrek finalde.

Molten 1949 doğumlu olduğu için herhalde, 1950’lerin rüya takımı Macaristan’dan hiçbir futbolcu onun onbirine girememiş. Ne dersiniz, bu yılki Dünya Kupası bu takımı ne kadar değiştirir acaba ?

Ulusal takımın yoluna devam etmesini diliyorum. Şu günlerde ülkeyi sevindirebilecek tek umut onlarda.