Fransız Mimarisinin Gelişim Süreci Nasıl Oldu? Kaynak : 01.02.2007 - Maison Française | Yazdır

Fransız Mimarlık Yasası, “Mimarlık kültürün bir ifadesidir.” diye başlıyor. Kültür ve sanat ülkesi Fransa’nın bir yasasının böyle başlaması doğal; özellikle de mimarlığı güvence altına almak üzere hazırlanmış bir yasa ise… Fransa kültürüne önem veren, çeşitli sanat dallarının, akımların, üslupların yeşerdiği bir ülke. XX. yüzyılın başlarında önce Art Nouveau, sonra Art Deco akımları… Ardından betonarmenin babası sayılan Auguste Perret ve Modern Mimarlık’ın öncülerinden Le Corbusier’nin kuram ve uygulamaları… Bütün bunlar XX.yy’ın özellikle ilk yarısında Fransız mimarlığının gelişmesinde etkili oldu.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından konut seferberliği gündeme geldi. Burada önemli rolü devlet üstlenerek büyük şehirlerin çevresinde yeni kentler planladı ve bunlar endüstrileşmiş yapım yöntemleriyle gerçekleştirildi. Fransa’da devletin rolü yalnızca konut alanında kalmayıp önemli kamu yapılarının oluşması gündeme geldiğinde, mimarlık düzeyinin en üstlerde tutulması, özellikle cumhurbaşkanlarının önemli hedeflerinden biri oldu. Başkent Paris bu uygulamaların odak noktasıdır. Başkan Georges Pompidou ile bu yolda başlayan adımları sonraki başkanları uygulamaları izledi. Paris’teki bir sanat ve kültür merkezi için açılan proje yarışmasını İtalyan mimar Renzo Piano ile İngiliz Richard Rogers’in ortak projeleri kazandı.


1977 ‘de hizmete giren Yeni Brütalist tarzdaki yapının mimarisi, Fransa içinde ve dışında çeşitli eleştirilere neden olduysa da kısa zamanda toplum tarafından benimsendi. Başkan Georges Pompidou döneminde gerçekleştirilmiş olan yapı, onun adıyla “Centre Pompidou” olarak Fransa mimarlık tarihindeki yerini aldı. Daha sonra François Mitterrand döneminde, 1789 Fransız Devrimi’nin 200. yıldönümü etkinlikleri kapsamında birçok büyük proje ele alındı. Louvre Piramidi, Orsay Müzesi, Bastille Operası ve La Grande Arche 1998’in Paris’e yansıyan armağanları… Bu projeler de birer mimarlık olayı şeklinde bütün dünyada kendilerinden söz ettirdi. 2006 yılında Başkan Jacques Chirac tarafından açılan, ünlü mimar Jean Nouvel’in yapısı Quai Branly Müzesi ise zincirin son halkasını oluşturdu.

Fransa bütün bu uygulamaları yaparken yalnızca dar çerçevede mimarlığı değil, yapı-çevre-ölçek-kent ilişkisini sürekli olarak göz önünde tuttu. Kentlerin kimliğinin, mevcut dokusunun ve ölçeğinin korunmasına özen gösterdi. Örneğin, Paris ölçeğiyle bağdaşmayan gökdelen uygulamaları kent dışındaki La Défense bölgesine itildi. Paris’in simgesi Eiffel Kulesi’nden sonraki tek gökdelen Montparnasse Kulesi, ders alınacak bir pişmanlık anıtı olarak duruyor. Fransa, kentlerinin mimarileri ve canlı yaşam biçimiyle var olduğunu, dünyaca böyle benimsendiğini biliyor ve bu konumunu korumak için üzerine düşeni yapıyor.