| Galatasaray – Beşiktaş Derbisi ve İmparatorlar |
Kaynak :
11.12.2002 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Galatasaray – Beşiktaş derbisi sanki yıllardan beri izlemeye alıştığımız derbilerden biri değildi de antrenörler savaşıydı. Medya, maçı abartarak bu hale getirmişti. Bir tarafta İmparator Fatih Terim, öte yanda Rumen antrenör Mircea Lucescu… Lucescu, Terim’den sonra Galatasaray’ın şampiyonluklar dizisini sürdüren antrenördü. Ne var ki yeni Başkan Özhan Canaydın’ın seçim vaatlerinden biri de, “Size gönlünüzdeki teknik direktörü getireceğim” şeklindeydi. Terim İtalya’dan dönmüştü; Lucescu’ya yol göründü. Lucescu’ya bu kez, 100. yılını bir şampiyonlukla taçlandırmayı amaçlayan Beşiktaş sahip çıktı. Kendisini kanıtlamış bir antrenördü, başarısını Galatasaray’da sürdürmüş, ayrıca, Türk futbolunu tanımıştı. Bu özellikler Beşiktaş için yeterli güvenceyi oluşturdu. Evet, dönelim derbiye… Maç sanki, Galatasaray – Beşiktaş arasında değil de sarı-kırmızılı kulübün iki antrenörü arasında geçecekti. Tiraj ve reyting tutkunu medya, maçı böyle pazarladı, böyle karşıladı. Oysa Terim, medyada kendisinin Lucescu ile kıyaslanmasına büyük tepki göstererek : “İsterseniz beni antrenörler listesinin en alt sırasına koyun, ama kimseyle karşılaştırmayın” diyordu. Maç başladığında Terim sinirliydi, Lucescu sakin. Bu durumun futbolculara da yansıdığı görülüyordu. Nitekim ilk sarı kartı, sarı kırmızılıların kaptanı Bülent Korkmaz hakeme itiraz nedeniyle gördü. Onun hırçınlığını maç süresince arkadaşlarının hırçınlıkları izledi. Galatasaraylılar yalnızca rakiple değil, aşırı motivasyonun etkisi altında kendi öfkeleriyle de boğuştular. Maçlarda, özellikle de derbilerde serinkanlı oynayan takımın avantaj kazandığı biliniyor. |
Beşiktaş bunun iyi bir örneğini verdi. Takım sakindi ve zaman zaman sabırları taşıran, savunma ağırlıklı bir Lucescu klasiği sergiledi : “Gol yeme; bir gol atarsan galip ayrılırsın”. Altmışıncı dakikaya kadar bu taktik sürdürüldü. Maçın sonuna doğru Galatasaray’da gerilim büsbütün artarken Beşiktaş yavaş yavaş açılmaya başladı. Kısır maçın tek golü de böyle geldi.
Galatasaray yönetimi öfkeli… Özellikle de hakeme karşı. Hasan Şaş’a yapılan hareket penaltı mıydı, değil miydi ? Maçtan sonra görüntüler televizyonlarda tekrar tekrar inceleniyor. Herkes farklı görüşte. Doğal ki, görüntüler kararı, varsayımlar sonucu değiştirmiyor. Fatih Terim öfkeli… Hakemden, medyadan yakınıyor. Kendisini eleştiren yorumcunun TV programına telefonla katılıp tartışıyor. Aslında bunlar gereksiz davranışlar. Başarının tümüne sahip çıkanlar, başarısızlığı üstlenmeyi de bilmeliler. Galatasaray futbol takımının eskisi gibi olmadığını kabul etmek zorundayız. Avrupa Şampiyonlar Liginde, üstelik kolay bir grupta elenmek başarısızlık değil mi ? Fenerbahçe’yi hem dirilten, hem yeniden bunalıma sürükleyen yenilgi unutuldu mu ? Yönetim ve Terim bu duruma serinkanlılıkla eğilmeli, başkalarını eleştirmek yerine önce kendi eksiklerini bulmalı. Galatasaray’ı yenmek Lorant’ın ömrünü uzatmıştı. Farklı galibiyetin başdöndürmesiyle Panathinaikos, Konya, Diyarbakır yenilgileri geldi. Fenerbahçe UEFA’dan ve Türkiye Kupası’ndan elendi. Sonuçta Lorant gitti, yerine İmparator futbolcu Oğuz Çetin geldi. İmparatorlar giderek çoğalıyor. Gelecek derbi herhalde, “imparatorların savaşı” (!) olacak. |

