| Galatasaray Lisesi ve Spor |
Kaynak :
20.12.2008 -
GS İŞBİRLİĞİ KURULU / FORUM 2008
|
Yazdır
|
|
Doğan HASOL (Dr.Y. Müh.Mimar): Teşekkür ederim Sayın Yayla. Biz vaktiyle birbirimize Sayın Yayla, Sayın Hasol demiyorduk. Değişimlerden biri de bu herhalde. Oturumun başından beri değişimler gayet güzel özetlendi. Tabii her alanda olduğu gibi sporda da en azından anlayış ve kavram değişikliği var. Galatasaray Sultanisi’nin kuruluşu 1868, Galatasaray Spor Kulübü’nün kurulması ise 1905 yani okulun kurulmasından 37 yıl sonra. Bizim yaşımıza gelindiğinde, 37 yılın çok da uzun bir zaman olmadığını düşünüyor insan. Kulüp Okul’da kuruldu; Okul’un içinden çıktı. Kurucuları herkesin çok iyi bildiği gibi öğrencilerdir. Ne var ki kulüp yalnızca öğrencilerin kulübü olmadı. Okul yönetiminin kulübe her zaman ciddi bir desteği olmuştur. Örneğin, 1908-1909’da Tevfik Fikret, okul müdürüdür, aynı zamanda kulübün hami başkanı yani koruyucu başkanıdır. O yıllarda bu ilişki hep sürmüştür. Daha sonraki yıllarda öylesine iç içe olmaya başlanıyor ki 1932 yılında lise müdürü Fethi İsfendiyaroğlu kulüp başkanlığı yapıyor. Kendisi zaten daha önceki yıllarda da kulübün yönetim kurulu üyesi idi. Sonradan bizim de hocamız olacak Muslihittin Peykoğlu bir yandan müdür yardımcısı, bir yandan da 1944 -1946 yılları arasında kulüp başkanıdır. Dolayısıyla, bu iç içelik uzun zaman sürüp gitmiştir.
Çok iyi irdelemek fırsatını bulamadım ama 1979’a kadar kulüp başkanları hep Galatasaray Lisesi’nde okumuş olanlardan… Bununla tabii, okulculuk yapmak istediğim gibi bir anlayışın ortaya çıkmasını istemem ama bu bir saptama. Sanıyorum ki Lise’den olmayan ilk başkan, 1979 yılında Prof. Dr. Ali Uras. Bu konu incelenirse ilginç sonuçlara varabileceğimizi düşünüyorum.
Galatasaray Spor Kulübü’nde ve Okul’da bu birliktelik içinde ilk sporlar olarak atletizm, jimnastik, futbol, sutopu, kürek, yüzme, basketbol, halat çekme, kriket, patenli hokey, tenis dalları var. Bir örnek verelim isterseniz: Hasnun Galip adını çok iyi biliyoruz. Kulübümüzün bulunduğu sokak da zaten onu adını taşıyor. 14 numaralı üye Hasnun Galip daha 17 yaşında 1915’te Çanakkale’de şehit düşüyor. Hasnun Galip Kulüp’te ve Okul’da futbolcu ve patenli hokeyci.
Okulda başlayan spor için bir örnek daha verelim: Bilgisayar ortamında bizim bir sanal mimarlık müzemiz var. Şu anda orada bir sergi yer alıyor: Tatavla’dan Kurtuluşa… Eskiden Tatavla olarak anılan Kurtuluş, çeşitli yönleriyle sergileniyor. Spor bölümünde, Tatavla’da kurulmuş olan İraklis (Heraklis) Jimnastik Kulübü’nden söz ediliyor: kuruluşu 1896. Biz yıllardan beri ülkede kurulmuş ilk kulüp olarak Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nü biliriz: 1903; oysa İraklis’in kuruluşu 1896. Bu kulüp, İstanbul’daki bir Rum kulübü. O dönemde İraklis yalnız değil, başka kulüpler de var. Tarabya Jimnastik Kulübü Olimpia, Boyacıköy Jimnastik Kulübü Thisevs var, Arnavutköy Jimnastik Kulübü, Pera Jimnastik Kulübü Ermis gibi… O zamanki İraklis Kulübü, bugün de Kurtuluş Kulübü olarak sürüyor.
1906 yılında Yunanistan olimpiyatların 10.yıldönümünü kutlamak üzere yine Atina’da bir olimpiyat düzenlemek istiyor. Bilindiği gibi olimpiyatlar 4 yılda bir düzenlenir. 1904-1908 arasına sıkışan bu oyunlar Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nce Ara Yaz Olimpiyadı olarak kabul ediliyor. Bu oyunlara İstanbul’dan da sporcuların katılması isteniyor. Osmanlı Devleti resmen katılmasa da İraklis’ten birkaç sporunun gitmesine göz yummuş. Bu katılımın öyküsünü, Müze’deki bilgiye kaynak oluşturan, Orhan Türker’in “Osmanlı İstanbulundan Bir Köşe Tatavla” adlı kitabından kısa bir alıntı yaparak okumak istiyorum. “Osmanlı uyruklu ve Galatasaray Sultanisi öğrencisi olan Nikolaos Alibrandi’in aletli jimnastik dalında hiç beklenmedik bir şekilde altın madalyayı kazanması bir anda ortalığın karışmasına neden olmuştur ve Osmanlı Devleti ile Yunan Krallığı’nın arasında bir diplomatik sorun yaratmıştır. Tatavla’lı sporcunun altın madalyayı kazandığını gören ve oyunları izleyen Osmanlı sefiri sporcunun Osmanlı vatandaşı olduğunu ileri sürerek şeref direğine Osmanlı bayrağının çekilmesini talep etmiştir. Öte yandan Yunanlılar da Osmanlı vatandaşı da olsa Yunan soyundan geldiği için göndere Yunan bayrağının çekilmesi için ısrar etmişlerdir.” Bu, kitaptaki anlatım… Kimi başka kaynaklar Nikolaos Alibrandi’nin oyunlara katıldığını, ancak altın madalyayı, jimnastik çalışmalarına yine Galatasaray Lisesi’nde başlamış olan kardeşi Yorgo Alibrandi’nin kazandığını belirtiyorlar. O kaynaklara göre Nikolaos Alibrandi heptatlonda 7.ci olmuş, Yorgo ise 10m halat tırmanma dalında 11,4 saniye ile dünya rekoru kırarak altın madalya kazanmış. Lise’ye ilişkin yayınlarda Alibrandi’lere rastlayamadım. Bence incelenmeye değer bir konu…
Asıl söylemek istediğim, okulun sporcu kaynağı olması… Bir yandan da tam bir iç içelik söz konusu Kulüp ile Okul arasında. Şimdi bazı adlar saymak istiyorum. Bu adları duyduğunuz zaman onların öğrenci mi, yoksa Kulübün sporcusu mu olduğunu kolay kolay ayıramayacaksınız: |
Aslan Nihat, Leblebi Mehmet, Ulvi Yenal, Mehmet Ali Aybar, Vildan Aşir Savaşır, Faik Üstünidman, Selim Sırrı Tarcan, Cezmi Or; daha yakın dönemlerde Eşfak Aykaç, Gündüz Kılıç, İsfendiyar Açıksöz. Bunlar Kulüp ile Okul arasında çok iyi bağ kurmuş olan sporcular… Kısacası okulla spor iç içe.
Bizim öğrencilik zamanımıza gelince, ben 1950’lilerde okuldaydım. Okulda futbol, voleybol, basketbol, tenis, pingpong (daha masa tenisi denmiyordu), aletli jimnastik, atletizm hattâ beyzbol oynandığını hatırlıyorum. Kulüp’te görev alan sporcular yine vardı. Örneğin, futbolda Turgay Şeren, Coşkun Özarı, voleybolda Erdoğan Teziç, Değer Eraybar, Oral Yılmaz… Bunlar sadece bir çırpıda anımsadığım örneklerdir; tabii çoğaltılabilir. Savaş sonrasının o günlerinde ekonomik sıkıntılar vardı. “Meşin yuvarlak” gerçekten meşin yuvarlaktı. Meşin bir kılıfın içine otomobil iç lastiği türünden bir lastik yerleştirilip şişirilir; kimi zaman oyunun ortasında patlar. O durumda meşin yuvarlağı söküp içini yamamak gerekirdi. Pingpong topu çatlardı; yenisini bulmak her zaman kolay olmadığı için tırnak cilası ya da asetonla yapıştırarak onarırdık. Tenis topu da kolay bulunmazdı; onun yerine bazen çaput topu ile oynadığımızı hatırlıyorum.
Hemen şurada, aşağıda bir kum havuzu vardı. Atletizmde atlamalar o havuzda yapılırdı. Turgay Şeren bir yandan futbol oynardı; (kulübün kalecisiydi, okulda daha çok santrfor oynardı) bir yandan da okulun en iyi uzun atlayıcılarından biriydi. Sonradan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanı olan Yüksel Özemre yüksek atlamada okul şampiyonuydu. Abdülkadir Günyaz atletizmde başarılıydı; Ünal Somuncuoğlu da öyle. Aletli jimnastik ciddi bir şekilde yapılırdı. Rıza Heleteli’yi hatırlıyorum. Değer Eraybar, Erdoğan Teziç, Oral Yılmaz, voleybolda okulun önde gelen isimleriydi. Onlar aynı zamanda kulüp takımında hattâ milli takımda yer aldılar.
Müdüriyet girişinde, yanılmıyorsam sol tarafta iftihar levhası vardı; derslerdeki başarılı öğrencilerin adları orada sunulurdu. Hemen onun karşısındaki levhada ise spordaki başarılılar vardı.
Yine aynı dönemde Grand Cour’da hocalar ile eski mezunların bir maçını hatırlıyorum. Ferruhzat Bey, Mr. Elliot, Cihat Arçıl gibi birçok hocanın karşısında, mezunlardan da Ali Oraloğlu’nun oynadığını hatırlıyorum. O maçın hakemi Lale Oraloğlu’ydu. Ayrıca jimnastik hocası Mehmet Ali Yalım’ın, okul binasının önünde sabahları öğrencilere topluca jimnastik yaptırdığı günleri de hatırlıyorum.
Kulübün okulla olan iç içeliği zamanla kayboldu. Buna karşılık bugün dahi Galatasaray Lisesi Müdürü, Kulüp tüzüğüne göre yönetim kurulunun doğal üyesidir. Değişik platformlarda bu ilişki hâlâ devam ediyor.
Okul sporcu kaynağı idi. Kulübü yıllarca Okul besledi. Bu olgu bizim zamanımızda tavsamaya başladı. Artık, bu ilişki hiç kalmadı. Bugün kulüp, okulun halka açık yüzü, okulun övündüğü bir kurumdur. Galatasaray Spor Kulübü son yıllarda kazandığı başarılarla dünyada tanınan bir marka haline geldi. Buna karşılık okul da kulübün entelektüel yüzü konumunda. Okul, kulüp, dernekler, vakıflarla tutarlı bir topluluk oldu Galatasaray. Öteki kulüplerin de okul edinme çabaları bu nedenledir, ama tabii aşılacak çok uzun bir zaman ve yol gerekiyor.
Şimdi kopmanın nedenlerine kısaca değinelim. Ülke eğitimi sınavlarla yorgun düşmüş durumda. Spora zaman yok. Lise ortaokuldan koparılmış; ayrıca yatılılıkta bir azalma var. Spora ayrılabilecek zaman yollarda geçiyor. Öte yandan, Galatasaraylılık değerleri nasıl etkileniyor bu yeni durumdan? Onun da ayrıca irdelenmesi gerekir. Kısacası, sınav sınav sınav… Bu nedenle spora etkin katılım sağlanamıyor. Oysa dünyada spor eğitimi çok küçük yaşlarda başlatılıyor ve bir plan, program dahilinde sürdürülüyor. Örneğin atletizme başlama yaşı 6-7. Bunu bugünkü eğitim sistemiz içinde nasıl çözebiliriz? Herhalde çözemeyiz… Öte yandan, sporun karakteri değişti. Spor artık daha çok gösteri merkezli bir niteliğe büründü. Doğal olarak bunu profesyonel spor için söylüyorum. Amatör spor dalları Amerika’da olduğu gibi pekala ilköğretimde, liselerde, üniversitelerde rahatlıkla yürütülebilir ama bizim eğitim sistemimizin, şu andaki konumuyla buna elverişli olduğunu düşünmüyorum. Önceki yıllarda bir foruma daha katılmıştım. Orada yaptığım bir öneri var ki hâlâ geçerliliğini koruyor. Bugünün koşulları okullarımızda sporcu yetiştirmeye elverişli değil; ancak Galatasaray Üniversitesi’nde spor yöneticisi yetiştirmek üzere bir bölüm kurulabilir diye düşünüyorum. Galatasaray Üniversitesi buna da öncülük etmeli. Bugün ülkede gerçekten çok tutarsız, ehil olmayan ellerde bulunan spor yönetimi, belki bu yoldan biraz daha tutarlı hale getirilebilir. Bunu kendi kulübümüz için değil genelde söylüyorum. Tabandan başlayamasak da bu değişime tepeden başlayabiliriz. Üniversitemize bu konuda bir görev düştüğünü düşünüyorum. Zamanın kısıtlılığı içinde ancak bunları söyleyebildim. Çok teşekkür ederim dinlediğiniz için.
|

