Galatasaray Üniversitesi Yangını Kaynak : 30.01.2013 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

22 Ocak akşamı Galatasaray Üniversitesi’nin ana binası yandı. Saatler boyunca karşı kıyıdan, çaresizlik içinde alevleri seyretmek talihsizliğine uğradım. Orası benim, anılarımın tanığı eski okulumdu. “Ciğerim yandı” deyiminin ne demek olduğunu yaşayarak öğrendim.

1948 yılı Ekim başıydı. Galatasaray Lisesi’nin “yetiştirici”olarak anılan hazırlık sınıfına kaydedilmiştim. Hazırlık sınıfları, ilkokulun beş sınıfı ile birlikte Ortaköy’deki o yanan binadaydı. Çırağan Sarayı’nın tamamlayıcısı Feriye (ikincil) Saraylarından biri olan üç katlı binanın alt katında yemekhaneler, orta katında sınıflar vardı; üst katında da yatakhaneler…Yatakhanede karyolam ana holdeydi; ortada iri bir soba gürül gürül yanardı ve gecenin loşluğunda kızıllığıyla çevresini aydınlatırdı.

Galatasaray Lisesi 1868’de kurulmuştu. Galatasaray’dan önce, Türkiye’den gönderilen öğrencilerin yetiştirilmesi için 1855’te Osmanlı yönetimince Paris’te Mekteb-i Osmani kurulmuş; ancak iyi sonuç alınamamış. Öğrencileri Paris’e göndermek yerine öğretmenleri İstanbul’a getirmenin daha doğru olacağı düşüncesi öne çıkınca da çağdaş eğitim vermek üzere bir lisenin kurulması gündeme gelmiş. Böylece Lise, 1868 yılında Sultan Abdülaziz döneminde, Beyoğlu’nda zaten 1481’den beri eğitime ayrılmış olan yerde bu kez Galatasaray Mekteb-i Sultanisi (Ecole Impériale Ottomane de Galatasaray) adıyla açılmış. Hedef, kuruluş nizamnamesinde belirtilmiş: “Mektep her sınıf Osmanlı tebaasının çocuklarına mensup olan çeşitli dinlerden öğrencilere Avrupa’nın büyük mektepleri derecesinde mükemmel ve Osmanlı Devleti’nin ihtiyaçlarına uygun surette ilimler tahsil ettirecektir” (1). Okul 1923’ten beri de Galatasaray Lisesi’dir.

Galatasaray Üniversitesi ise 1992 yılında Fransa ve Türkiye Cumhurbaşkanları François Mitterand ile Turgut Özal’ın katıldıkları törende Dışişleri Bakanlarının imzaladıkları özel ikili anlaşmayla kurulmuştur. Kısacası, Galatasaray Üniversitesi birçok kimsenin sandığı gibi bir vakıf üniversitesi olmayıp uluslararası anlaşmayla kurulmuş bir devlet üniversitesidir.

Yine yangına dönelim. 1871’de yapılmış olan binanın dış duvarları kâgir, döşemeleri ahşaptır. İç duvarların çoğu bağdadidir; yani o duvarlar ahşap direkler üzerine çakılmış çıtalara sıva vurularak yapılmıştır. Ahşap mimarlığımızda çok kullanılmış olan bu sistemin yangın bakımından güvensiz olduğu açıktır.

Son zamanlarda bu tür binaların tek tek yandığına tanık oluyoruz. Bunların bize emanet edilmiş tarihsel miras olduğu gerçeği karşısında bize düşen görev, bunları koruyarak geleceğe aktarmaktır. O binalar tabii kullanılacaktır; çoğu kez de ihtiyaçlar doğrultusunda yeni işlevlerle…

Yaklaşımda, bilgi, eğitim ve teknoloji ön koşuldur. Önce o binaların yangına vb. felaketlere karşı teknolojik olanaklarla güvenli, akıllı bina haline getirilmesi gerekir. Örneğin, yangına karşı elektrik sistemleri güvenli hale getirilmeli, yangın algılama ve söndürme sistemleri kurulmalı, binaları kullananlar ve teknisyenler bu doğrultuda eğitilmelidir. Hiç kuşkusuz en başta da itfaiye… Son olayda itfaiyenin yetersizliği ortada. Ocak 2010’da (üç yıl önce) İtfaiye üniversite binasını inceleyip rapor hazırlamış. Birçok eksik ve kusur saptayan rapor nedense Rektörlüğe verilmemiş. Öte yandan itfaiyenin, bir ahşap bina yangınına müdahale konusunda eğitimsiz ve çaresiz olduğu görüldü. Bir soru:  Yıllar önce var olan deniz itfaiyesi bugün niçin yok? Yangının çıkmaması, söndürülmesinden çok daha önemlidir. Kısacası, saraylarımız, müzelerimiz, okullarımız hepsi tehlikededir.

Son zamanlarda iktidarın Osmanlı ve Selçuk yapılarının kopyalarını yapmak, vaktiyle yıkılmış yapıları yeniden üretmek eğiliminde olduğunu görüyoruz. Mimarlıkta taklidin yerinin olamayacağını defalarca yazdım. Yitirilmiş eski yapıların yeniden yapılmasına gelince, ödeneklerin o doğrultuda kullanılması yerine, var olan tarihsel mirasımızın korunup yaşatılması için kullanılması herhalde daha doğru olur.

Biz genelde aklı ve bilimi dışlayan bir toplum olarak her felaketten sonra yalnızca dövünüyoruz; bir yandan da sabotaj senaryoları üretiyoruz. Her yangından sonra, binanın otele dönüştürüleceği paranoyasını yaşıyoruz. Tabii, bu tür senaryoların üretilmesine neden olan ve kuşkuları haklı çıkaracak davranışlardan uzak durulması gerektiğini yetkililere hatırlatmakta da yarar olabilir.

Kuşku duyanlar Galatasaray Üniversitesi için sakin olsunlar. Kaybın çok büyük olduğu açık… Nadir kitapların, bilimsel çalışmaların, yitirilenlerin geri döndürülmesi de mümkün değil, biliyoruz. Ne var ki, uluslararası anlaşmayla kurulmuş olan saygın bir üniversitenin binası elinden alınıp otel yapılamaz. Galatasaray topluluğu, özündeki dayanışma bilinciyle o binayı bir an önce yeniden yaşama geçirecek ve eğitimin hizmetine sunacaktır.

 

1.   Engin Vahdettin, Mekteb-i Sultani, Galatasaraylılar Derneği yayını, 2003.