| Galatasaray ve Şirketleri |
Kaynak :
03.01.2008 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Genel Kurul yaklaşırken Galatasaray’da kulüp-şirket ilişkilerine bir kez daha değinelim. Şirketlerin en önemlisi, Galatasaray Sportif A.Ş. Bu şirketin hisselerinin satılma şeklinin kulübün yararına olmadığı artık iyice anlaşılıyor. Galatasaray’ın gelirleri şirkete, giderleri kulübe… Buna, kulüp çevrelerinde, “kemiksiz pirzola” diyenler çok haklı. Şirket, Faruk Süren’in başkanlığı döneminde kurulmuş ve hisselerin yüzde 21’i uluslararası AIG şirketine, yönetim ayrıcalıkları da tanınarak satılmıştı. Alıcı şirketin stratejik ortak olması ve pastayı büyütmesi yani gelirleri kat kat artırması bekleniyordu. Öyle olmadı: Kârdan aldığı pay AIG’nin beklentisini karşılıyordu. Daha sonraki dönemde şirket halka açıldı; bu kez de hisselerin yüzde 16’sı satıldı. Kulübün payı sonuçta yüzde 63’e indi. Canaydın başkanlığa geldiğinde AIG’den kurtulmak istedi. Çok pahalı bir operasyon ve bir sürü dava ve tazminattan sonra hisseler, üyelerden Ünal Aysal’a geçti. Aysal’dan kulübe geçmesi beklenirken bu kez de yabancı fonların oldu. Şu anda kulübün en büyük başağrısı Sportif A.Ş.’nin durumundan kaynaklanıyor. Yukarıda da söylediğimiz gibi, kârlar şirketin, giderleri kulübün… Kulüp ilk fırsatta, sattığı hisseleri geri almak zorunda… Yoksa bu işin sonu kötü. Bir başka nokta: şirketlerin kulüpçe denetlenememesi. Geçenlerde Divan Başkanı İrfan Aktar bile isyan etti: Galatasaray’ın şirketleri kulübün organlarınca denetlenemiyor; hesapları kulüp hesaplarıyla bütünleştirilmiyor. Oysa yıllık mali hareketin yüzde 80’i şirketler bünyesinde, ancak yüzde 20’si kulüp merkezi ile amatör şubelerde. Kısacası şirketler üyelerin bilgi ve denetimi dışında… Bu konu biraz da kulübün tüzüğüyle ilgili. Tüzük çok eskimiş durumda… Şirketleri öngörmediği için kulüpte iç denetim sistemi çalışmıyor. |
Divan’ın hazırladığı tüzük taslağı incelenmek üzere Mayıs 2007’de Yönetim Kuruluna teslim edildiği halde aradan geçen uzunca süreye karşın nedense bu konuda bir gelişme olmadı: Yönetim Kurulu tüzüğün güncelleştirilmesi konusunda gönülsüz. Mart’taki olağan genel kurula kadar tüzük konusunda bir gelişme olması da mümkün değil. Bu durumda hiç değilse kulüp hesapları ile şirketlerin hesaplarını topluca gösteren mali tabloların genel kurula sunulması gerektiği kanısındayım.
Mustafa Sarıgül’e alkış!.. Yılbaşını geride bıraktık. Yazık ki halkımız 2008’e, önceki yıllarda olduğu gibi meydanlarda topluca eğlenerek giremedi. İstanbul’daki eğlenceler, güvenlik bahanesiyle iptal edildi. Taksim ve Kadıköy bunların arasındaydı. Eğlence yalnızca Nişantaşı’nda düzenlendi ve sorunsuz bitti. Toplu eğlence, gergin olan toplumun rahatlamasını sağlayabilirdi. Yazık ki, insanlar korkutularak, yılbaşında topluca eğlenmeleri engellendi. Devletin görevi halkı korkutmak değil, güvenlik içinde eğlenmelerini sağlamak olmalı. Yoksa, tıpkı Maarif Nâzırı (Eğitim Bakanı) Haşim Paşa’nın şaka yollu söylediği gibi, “Mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdik.” Sormaktan kendimi alamıyorum: Acaba engellemenin kökeninde yobaz dinci baskılar mı vardı? Eğer öyleyse, durum daha da vahim. Yılbaşının dinle hiçbir ilgisi olmadığını bütün dünya biliyor. Dünyanın her yanında, her dinden, her inanıştan topluluklar yeni yılı keyifle, coşkuyla kutladılar. Galiba eğlenmek yalnızca bize haram. Bir yönetici olarak İstanbul’da sınavı yalnızca Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül başarıyla verdi. Alkışlar Sarıgül’e! Başka bir soru: 2010’da İstanbul Avrupa Kültür Başkenti olacakmış; bu kafayla mı? |

