Galatasaray’da 50 Yıl Önce… 50 Yıl Sonra Kaynak : 08.06.2006 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Hafta sonunda, Galatasaray Lisesi’nden mezuniyetimizin 50. yıldönümünü kutladık. 1956’da bitirmiştik liseyi. Okula başlamamız ise 8 yıl öncesine 1948 Eylülüne uzanıyor. 1948-49 öğretim döneminde, “yetiştirici” denilen hazırlık sınıfını Ortaköy’de bugün Galatasaray Üniversitesi’ni barındıran sahil sarayında okumuştuk.

O yıl, Cumhuriyet’in 25. yılını coşkuyla kutladık. Geçit törenini Taksim Meydanında, babamın omuzlarında izlemiştim. Herkes çok coşkuluydu ve taptaze Cumhuriyet’i herkes, içinde hissediyordu.

İstanbul’un nüfusu 1 milyonun altındaydı o tarihte. Savaşın üstünden daha üç yıl geçmişti. Toplum yeniden yaşama dönmüş gibiydi. Ülke yoksuldu, ama başımız dikti; geleceğe güvenle, umutla bakıyorduk.

Yine aynı yıl, on iki gün sonra büyük Atatürk’ün ölümünün onuncu yıldönümüydü. Okul kantininden bütün gazetelerden birer tane aldığımı anımsıyorum. Hepsi de siyah başlıklarla çıkmışlardı. O dönemin erişkinleri gerçekleri acısıyla tatlısıyla yaşamışlardı; Atatürk sevgisiyle doluydular.

Ders yılı bitti… Artık yukarıdaki okula gidecektik. “Yukarıdaki okul” bütün öğrencilerin düşüydü, çünkü asıl Galatasaray orasıydı. Dayanışmayı, kardeşliği ve özgür düşünmeyi orada öğrendik.

1956’ya kadarki 7 yıl Beyoğlu’nda geçti. Doğal ki, okulda iyi ve kötü günlerimiz oldu.

1950’de iktidarın serbest seçimle el değiştirmesi, bir ay sonra Türkçe ezanın yeniden Arapçaya dönüştürülmesi, ardından Anayasa’nın dilinin eskileştirilmesi, Okulumuz yönetiminin Bakanlıkça kadrolaşma adına değiştirilirken yozlaştırılması, Galatasaray tarihine mal olmuş eski sevgili müdürümüz Behçet Gücer’in cenazesinin tören için getirildiği Okul bahçesine sokulmak istenmemesi,

donan Tuna’dan kopan buzların İstanbul Boğazı’na gelmesi, Türkiye’nin 1954 ve 1956’da güreşte dünya şampiyonu olması, futbolda ilk kez Dünya Kupası’na katılması, 6-7 Eylül (1955) terörü gibi olaylara o dönemde tanık olduk. 50 yıl sonraki buluşmamızda doğal ki, bütün o olayları da andık.

Kutlama hazırlıklarına başladığımız sırada yaşadığımız ilginç bir olayı aktarmak istiyorum. Galatasaray’ı bitirenlerin bir anı kitabı (yıllık) çıkarmaları gelenekler arasındadır. Biz o tarihte bunu becerememiştik. Yıllığı çıkarmayı üstlenmiş olan arkadaşımız okulu bitirir bitirmez yüksek öğrenim için Almanya’ya gitmişti. Bizler, yıllarca umutsuzluk içinde işin yalnızca dedikodusunu yaptık. Hattâ, arkadaşımızın Almanya’daki öğrenimini bizim paramızla yaptığını şaka yollu söyleyenler bile oldu.

Bu kez, elli yıl sonra yıllığı çıkarmayı denemeye niyetlendik; ancak elde yeterli malzeme yoktu. Bir mucize imdadımıza yetişti. Lise Müdürü Doç.Dr. Gün Kut bir klasör bulduğunu söylüyordu. Bu, arkadaşımızın yurt dışına giderken bıraktığı yıllık klasörüydü. Meğer giderken yıllık dosyasını ve toplanan parayı okula bırakmış. Dosya koruma altına alınmış, paralar da, yıllığın çıkacağından umut kesilince Okul Aile Birliği’ne aktarılmış. Bir define bulmuşçasına sevindik. Öğrencilerin hazırladığı bir dosya ancak Galatasaray gibi köklü bir kurumda ciddiye alınıp elli yıl süreyle korunabilirdi. Okulumuzla bir kez daha gururlandık. Ve o sayede elli yıl sonra yıllığımızı çıkardık. Bu belki de kırılması güç bir rekordur. Elli yıl sonra hem bir kez daha arkadaşlarımıza, hem de yıllığımıza kavuştuk. Darısı herkesin başına.