Galatasaray’da Bir Amerikalı Kaynak : 08.07.2004 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Bay Bush, giderayak Galatasaray Üniversitesi’nin rıhtımında konuştu. Sevinelim mi, üzülelim mi ?… Aslında kimse onu oraya davet etmemişti. Yer seçimini Amerikalılar yapmışlardı. Seçimde manzara mı, Galatasaray mı ağır basmıştı ? Belki biri, belki ikisi birden…

Mekteb-i Sultani 1868 yılında Fransa’nın desteğiyle bir Osmanlı imparatorluk okulu olarak açılmıştı. Sultani’de yalnızca müslüman öğrenciler yoktu; imparatorluğun çeşitli köşelerinden gelen, her din ve ulustan öğrenciler vardı. Hepsi laik eğitimin barışçı ortamında bir arada okudular. Öğretim dili o zamandan beri Fransızca ve Türkçe’dir.

Aydınlanmanın ve 1789 Fransız devriminin yeşerttiği düşünceler Galatasaray’a gelmekte gecikmemiştir. Liberté-Egalité-Fraternité, yani Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik… 17. yüzyıl sonlarında Fransız düşünür Fénelon’un bir araya getirdiği bu kavramlar Aydınlanma Çağında yaygınlaşmış, İhtilâlin imbiğinden geçmiş, hattâ Fransa’nın 1848, 1946 ve 1958 anayasalarına girmiştir. Euro öncesi Fransız paralarının üzerinde bile bu sözcükler yer almıştır.

Galatasaray’ı Galatasaray yapan ilkelerin mayasında, “Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik” vardır. Galatasaray erken aydınlanmıştır; Osmanlı’da, Batıya açılan ilk pencere olması buradan kaynaklanır. Galatasaray topluluğundaki “dayanışma”nın kökleri, okuldaki yatılılık kadar biraz da bu ilkelerde aranmalıdır. Yüzü uygarlığa dönük okul, bu nedenle, gerici 31 Mart ayaklanmasının hedeflerinden biri olmuştur. Okulun o zamanki müdürü Tevfik Fikret’in, okulun kapısına dikilerek, “Benim cesedimi çiğnemeden okula giremezler…” dediği söylenir. Galatasaray’ın “Doğu’nun Batı ufkuna açılan ilk penceresi” olduğunu söyleyen de yine Tevfik Fikret’tir.

Fikret, 1888’de, yani Sultani’nin kuruluşundan 20 yıl sonra okuldan birincilikle mezun olmuştur. Özgür düşünceden yana, hümanist düşüncelerle dolu olarak… Okulda öğrenciyken edindiği ilkeleri okul müdürü olduğunda da koruması, şiirlerine yansıtması doğaldır.

Dönelim Bush’a… Arkasında iki kıtayı bağlayan Boğaziçi Köprüsü ve Ortaköy Camisi dekoru… Seçilen mekân ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) düşüncesine iyi bir fon oluşturuyor. Konuşuyor… Daha doğrusu, eline tutuşturulmuş metni okuyor : Orhan Pamuk… Mehmet Okur… Adlarını daha önce duymuş olsa bari… Seçkin (!) dinleyicileri var… Kim seçmişse?.. Basından olanların çoğu, orada bulunmalarını daha sonra, övünüp bezeyerek, ballandırarak yazdılar. Tıpkı, Bush’la birlikte resim çektirme izni çıktığında poz vermeye koştukları gibi…

Anlaşılıyor ki birileri, Galatasaray Üniversitesi rıhtımını seçmişti bu gösteri için. Şurası kesin : Bush’u seçen Galatasaray değildi. Bu nedenle, Galatasaraylılar olarak övünmemiz de gerekmiyor, yerinmemiz de…

Kürsüdeki GS amblemini televizyonda görmek yine de hoşuma gitmedi değil. Bir ABD’li arkadaşımın belirttiğine göre, ABD Başkanının konuştuğu kürsüde yalnızca Başkanlık arması bulunması usuldenmiş. Unuttular mı acaba orada GS amblemini ? Sanmam… Her şeyi titizlikle inceleyen, bakanlara tırnak kontrolu yapan, dediği dedik, burnu büyük ABD görevlileri bu ayrıntıyı atlar mı ? Bu da Türkiye-Fransa arasında 1992’de imzalanan ikili anlaşmayla kurulmuş üniversitede, ABD’nin Fransa’ya çalımı olsa gerek. Lisenin 100. kuruluş yıldönümünde onur konuğu Fransa cumhurbaşkanı efsane adam Charles de Gaulle’dü. Bu kez Bay Bush çıkageldi.